şükela:  tümü | bugün
19 entry daha
  • bu filmin yeri bende özel. çünkü film yaşadığım kasabada ve köylerinde çekildi. hatta hicran'ın ev sahneleri bizim evde çekildi. çekimlerde yer alarak elimden geldiğince ekibe yardımcı oldum. yeri geldi figüranlık yaptım, yeri geldi kasabanın genel planlarını çektim.

    ekibin içinde yer aldığım için ne kadar çok emek harcandığının farkındayım ve başta alper mestçi ile feza çaldıran olmak üzere tüm ekibi ortaya çıkan güzel iş için tebrik ederim.

    açıkçası korku filmlerini pek sevmem. bu anlamda ilgiyle takip ettiğim tek yönetmen john carpenter'dır. yerli korku filmlerine ise bir hayli uzağım. gen haricinde (daha çok gerilim türüne girse de) izlediğim nadir yerli korku filmlerindendir siccin 2.

    türe olan ilgisizliğimden olsa gerek, çekimler esnasında ne senaryoyu okudum ne de filmin konusunu merak ettim. sinemada izleyene kadar ne izleyeceğime dair bir fikrim yoktu. filmle ilgili yorumlarıma gelirsek elimden geldiğince objektif davranmak istiyorum.

    --- spoiler ---

    • ilk yarısı itibariyle korku filminden ziyade acıklı bir dram filmi izliyormuş hissine kapıldım ve bir yerden sonra bu durumdan rahatsız oldum. rahatsız olmamın nedeni dram sahnelerinin fazla ajitasyon içermesiydi. sinemada oldum olası müzik kullanımına karşıyım. duygu sömürüsü adına başvurulan en basitçe yöntem bence. dramın; mizansenle, oyunculukla, görüntüyle verilmesinden yanayım. bu filmde ise müzik kullanımı abartıya kaçmış. dram sahnesi mi giriyor "dayayın abi müziği." şeklinde olmuş.

    buna benzer bir durum hocalı sahnelerde de var. sahneye hoca girdiği an arkadan ney ve flüt sesi geliyor. ne gereği var? tamam televizyon filmlerinde bu basitçe yönteme başvurulur da sinema filminde hacılı hocalı sahnede arkaya üflemeli çalgıyı dayamak nedir? gereksiz ve sahneyi karikatürize eden, ucuz gösteren bir etmen.

    bu konuda sadece ben böyle düşünmüyorum. ne zamanki müzikli ve ajitasyon yüklü dram sahnesi girdi, izleyiciler oflamaya puflamaya başladı ve "yine mi?" tepkileri duyuldu.

    • filmin sonu oldu bittiye getirilmiş sanki. hicran kocasının intihar ettiğini öğrenmeden bitiyor mesela. kadının kocası intihar etmiş, aradan kaç gün geçiyor biri de hicran'a haber vermiyor. bunu biraz da filmin 90 dakikaya sığdırılmak istenmiş olmasına bağlıyorum o yüzden çok eleştirmek istemiyorum. çünkü endüstri ve yapımcılar için 90 dakikalık süre bir standart haline geldi ve bağımsız bir yönetmen olmadıkça bu konuda özgür davranamıyorsunuz.

    • filmin birkaç yerinde flash forward sahneler görüyoruz hatta film böyle başlıyor. filmin başlangıcında bunların gösterilmesi güzel, nitekim izleyiciyi meraklandırıyor ama hikaye içinde flash forward'lara yer verilmesi manasız olmuş.

    • hicran'ın oyunculuğunu yer yer abartı bulsam da yeterince iyiydi.

    şimdi gelelim beğendiğim yönlerine:

    • bence filmin en güzel yanı hikayesinin olması. "nasıl olsa korku filmi çekiyoruz dayayalım efekti, cini, periyi!" dememişler. filmin ilk yarısının dramatik olmasının nedeni bu olsa gerek. bu yüzden drama asla itirazım yok. hele ki hikayenin altyapısı için mecburi hale gelmişse. ancak ajitasyon şeklinde olmasına gerek yoktu.

    • makyajlar ve dekor harika olmuş. filmin çekimlerinde yer almamın en güzel yanı o makyajların nasıl yapıldığına şahit olmak oldu. gerçekten apayrı bir zanaat hatta sanat.

    • görüntü yönetmenliği, renkler ve ışık harikulade. bunda feza çaldıran'ın katkısı yadsınamaz tabi. bence alper mestçi'nin bu filmde yaptığı en iyi şey feza çaldıran'la çalışması olmuş.

    --- spoiler ---

    sonuç itibariyle artıları eksilerinden fazla bir film. sağlam bir hikayesi ve senaryosu olması bile izlemek için başlı başına bir neden. hikaye demişken filmin başında şahit olduğumuz ıssız cuma haberleri hurafeden ibaret.

    o bölgede yaşadığım için biliyorum. ara ara ıssız cuma'da iki mezarın birleştiği haberi yapılır. filmin çekimleri esnasında çakıroba köyünden yaşlı bir amca çekimlere gelmişti. mezarı birleşen iki çocuğun bizzat akrabasıydı ve mezar birleşme olayının aslı olmadığını, toprağın yumuşak olmasından dolayı yağmurda çamurda ezilen ve yayılan toprağın iki mezarı birleştirmiş gibi gösterdiğinden bahsetti.

    hurafe de olsa filmin bunu kullanması hoş olmuş tabi. bu ünden yararlanıp "ıssız cuma turları" düzenlemeyi düşünmüyor değilim. şaka bir yana size güzel bir bilgi vereyim. çakıroba, nuri bilge ceylan'ın köyü ve ilk kısa filmi koza ile ilk uzun metraj filmi kasaba'nın bazı sahneleri ıssız cumada çekilmiştir.

    koza'dan: https://youtu.be/luysvcj5ux8?t=144
    kasaba'dan:https://youtu.be/x0flztdyano?t=69
    siccin 2'den: https://i.hizliresim.com/xezqzd.jpg
21 entry daha