şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
370 entry daha
  • her mesleğin kendince bir zorluğu ve şekillendirdiği insan tipi vardır lakin bazı meslekler gerçekten adanmışlık ister, işte mimarlık da diğer pek çok tasarım disipliniyle beraber böyle bir meslektir. bu işbu entry bir mimarlık güzellemesi olmayacak zaten mimarlık okuyan kimsenin bunu özendirip öveceğini de sanmıyorum bu meslekteki en başarılı insanların dahi. ayrıca bu entry abi bizim bölüm çok zor vizeler finaller falan diye kafa siken tipik bir yeni üniversiteli sığlığında da olmayacak.

    aslında bana bu entry yi yazdıran temel şey, her haziran döneminde eşin dostun çocuklarından gelen luke abi mimarlık okuyim mi sorularına derli toplu bir cevap oluşturabilmek ve kafamdakileri toparlamak. entry tutarsa bu soruyu soran akraba çocuklarına direk bu linki paslarım artık.

    sanırım türkiyedeki ortalama zekanın üstü parlak bir okul hayatı geçiren her çocuk gibi dünyayı değiştirecek insanlar olduğumuz ebeveynlerimiz ve öğretmenlerimiz tarafında bize aşılandı bizde bu gazla bize verilen her görevi irdelemeksizin yapabileceğimize inandık ve meslek seçmenin bir görev olmadığını unutarak cahilce meslek seçtik pek çoğumuz. sadece mimarlık özelinde de değil bir bölüme girerken onun meslek hayatında ne yaptığını türkiyede çok az insanın bildiğini düşünüyorum.
    bu fakülteye girdiğim günden beri insanların neye göre bu mesleği seçtiğine dikkat etmeye çalıştım.

    -küçük bir çevrenin(bir anadolu kenti-kasabası..vs) zeki ve parlak çocuğu olduğu için algı dünyası sınırlı ve kendini geleceğin star mimarı olarak gören çevresitarafından poh pohlanmış ve fakültenin 2. sınıfından itibaren kaybolan anadolu tipi öğrenciler, bunlara çevreleri bize de bir ev çizersin esprisi yapar sürekli
    -sanat ve zanaat ilişkisini/ayrımını karıştıran çok güzel karakalem resim çiziyordum sanata yeteneğim olduğunu düşünüp mimarlık seçtim diyenler, bunlar da eğitim hayatında istediklerini bulamaz ve genelde eğitim hayatı boyunca mutsuz olurlar.
    -verilen her görevi eksiksiz yerine getiren ne okusa ortalaması 3.5 altına düşmeyecek sosyal-kültürel becerileri 0'a yakın nerd-inek-mal öğrenciler. bunlar genel olarak fakültede tutunur ancak lise ve ortaokul hayatlarını kendilerini entellektüel anlamda geliştirmeye ayırmadıkları için ve ekseriyetle pek sorgulamayan tipler olduğu için mimarlığın multi disipliner fikir hayatına uyum sağlayamaz sosyolojik arka planına kafası basmaz ve büyük şirketlerde gyolarda sırtını kurumsala dayayarak zengin olmaya çalışırlar. mimarlık gibi çok yönlü bir mesleğin içinde bir çeşit beyaz yakalı olup çıkarlar.
    -okumaya öğrenmeye aç hayatının gençlik dönemini mal gibi ders çalışmak yerine kendini geliştirmekle geçirmiş akademik becerileri yüksek insanlar. bunlar genelde fakülteye en iyi uyum sağlayan ve okuldan kendine bir şeyler katarak ayrılacak tiplerdir. görürseniz anlarsınız.

    eğer hayata son derece realist bir perspektiften kar/zarar fiyat performans oranından bakıyorsanız mimarlık bu konuda son derece kötü bir seçimdir. açılan her özel üniversitede default olarak iç mimarlık ve hukuk bölümleri de açıldığından ortalıkta mimardan bol bir şey yoktur. bu da bizi ekonominin en temel prensiplerinden birine götürür: arz çok talep azsa fiyatlar düşer. bu fiyatlar tabi sizin maaşlarınız oluyo'.
    uzun çalışma saatleri, iş hayatında başarılı olmak için gereken en az 4-5 programı üst düzey seviyede biliyor olma gerekliliği ve en önemlisi iyi bir ürün üretmek için iyi ve vizyon sahibi bir müşteri bulma gerekliliği, inanılmaz ötesi bir rekabet, narsist tipler, obsesif kompülsifler, borderline kişilik bozukluğundan müzdarip hocalar ve cahil cühela patron müteahhit tayfası bu mesleğe ve f/p eğrisinden bakıldığında sizlere son derece karamsar bir tablo çizecektir. özetle ben herkesten çok çalışıyorum ama şu kadarcık para kazanıyorum cümlesi kurmanız tüm hayatınız boyunca çok mümkün inanılmaz mesleki bir tatmininiz yoksa.

    eğer siyaset, sosyoloji, antropoloji gibi alanlara ilginiz yoksa bu fakültede gerçekten çok zorluk çekeceksiniz. zira çağdaş mimarlık bir bina çizmenin çok ötesinde bir anlam teşkil etmekte ve mimarlık son 100-150 yıldır kavramsal olarak çok büyük bir dönüşüm yaşamakta. yani siz mimar sinanla ya da avrupadaki o hayran olduğunuz barok sarayları tasarlayan adamlarla aynı işi yapmayacaksınız, estetiklik kaygısı bu üretim sürecinin çok küçük bir parçası. bu konuyu daha derinine inip incelemek isterseniz eğer bu hataya düşmeden önce ferhan yüreklinin mimarlık mimarlığımız'ı okumanızı öneririm.

    sanırım hırslı, öğrenmeye ve okulda öğrendiklerini uygulamak isteyen idealist bir insan açısından da mimarlık çok kötü bir seçimdir. zira okulda yaptığınız inovatif şeyler derin kavramsal tartışmalar meslek hayatında çok nadir uygulama fırsatı bulacağınız şeylerdir. gelişmekte olan bir ülke olan türkiyede piyasanın eksiği ara elemandır, dünyadaki inovatif çalışmalar burada olamaz. sizden beklenen zengin olduğu için dünyadaki her şeyi çözdüğünü sanan bir patron ya da işverenin hayallerini kağıda dökmenizdir. çoğu zaman bir teknikerin yapması gereken şey sizden beklenir. istisnalar ve gerçekten başarılı ofisler türkiyede tabi ki mevcut ancak çok kısıtlı bir alanda kısılı kalmış durumda ve bana kalırsa türkiyede bu konuda parlak bir gelecek söz konusu değil. türk mimarlığı türkiyenin siyasi ve sosyal ikliminden bağımsı düşünülemez ve gelecek seneler için mevcut iktidarla şekillenen siyasi beklentiniz ne yöndeyse mimarlığında oraya gideceğine emin olabilirsiniz.

    özetle önceki entrylerde de yazıldığını sandığım şekilde mesleki tatmini yüksek, eğitimi son derece çok yönlü olan kişisel gelişiminize çok şey sağlayacal bir meslek olmakla birlikte, yurtdışına gitme imkanınız yoksa türkiye de bir mimar olarak sizi pek iyi bir hayat beklemeyecek. bu yazdıklarım bu mesleği okuyan, yapan ve senelerini geçirmiş pek çok insanın deneyimlemiş olduğu gerçeklerdir, istisnaları tabi ki mevcuttur. hayat herkese aynı şekilde zor olmadığı gibi mimarlıkta öyle olmamıştır. söz konusu ailesinde daha önceden mimar olanlar iş yaşamlarının ilk dönemlerinde diğerlerine nazaran daha rahat bir geçiş dönemi yaşayacaklardır ama türkiyedeki mimarlıkla alakalı sorunlar kişiler ve kurumlar-ofislerden bağımsız olarak ontolojik ve patolojik bir vakadır.kimin söylediğini hatırlamadığım bir şekilde geri kalmış ülkenin mimarlığı olmaz sözü durumu bu entryi en iyi özetleyen tümcelerden biridir sanıyorum.
403 entry daha

hesabın var mı? giriş yap