şükela:  tümü | bugün
904 entry daha
  • üniversitede tanıştığım yabancı dil. öğrenmesi keyiflidir sadece her yabancı dilde olduğu gibi birazcık üzerine düşülmesi ve pratik yapılması gerekir.

    fransızlar, kendi dillerini yayma konusunda diğer milletlere göre birazcık daha başarılılar. diğer ülkelerdeki fransızca konuşanları bir çatı altında toplayıp kültürlerini tanıtmayı ve sevdirmeyi amaçlıyorlar. fransızcanın nasıl öğrenileceğinden çok bana ne kattığını ve gelecekteki yaşantımın bu doğrultuda nasıl değiştini kronolojik olarak anlatmak istiyorum. çünkü fransızca, benim hayatımda dönüm noktası oldu.

    önce kendi profilimden bahsedeyim. annesi ve babası çorumlu, annesi evhanımı ve ortaokul, babası asker ve yüksekokul mezunu bir ailenin çocuğuyum. öyle aman aman eğitimli ve kültürlü bir aileden gelmiyorum. babanın asker olması sebebiyle yıllarca ordan oraya gezmiş, iki bireyin boşanması sebebiyle anne ile birlikte çoruma yerleşmiş, iç anadolunun tipik bir anadolu lisesini kazanmış, lise 3'e kadar çorumda kalmış, lise 3'te manisa'ya babanın yanına yerleşmiş bir bireyim. demem o ki birazdan bu profilde olan birinin fransızca öğrenmesine ve değişen hayatına şahit olacak ve aslında yabancı bir dil öğrenmenin ne kadar keyifli olduğuna kanaat getireceksiniz.

    fransızca öğrenmek, üniversiteye kadar aklımın ucundan geçmedi. ortaokulda dile karşı bir hevesim vardı. ingilizceyi sevdiğim için lisede dil bölümü seçmeyi düşündüm fakat neden yaptığımı bilmemekle sayısal seçtim. baktım sayısal olmuyo eşit ağırlığa geçtim. ingilizceyi sevdiğim ve de diğer ülkeler hakkında bir şeyler duyduğum zaman heyecanladığım için uluslararası ilişkiler okumayı tercih ettim. daha doğrusu benim için eşit ağırlıktan gidebileceğim en iyi bölüm buydu ve tercihlerde akdeniz üniversitesi - uluslararası ilişkiler geldi.

    akdeniz üniversitesi iibf'yi kuran dekan hoca, fransız ekolünden gelme birisidir. (bkz: yavuz tekelioğlu) kendisinin çabaları ve bağlantıları ile bu fakülteye gelip zorunlu olmasa da hazırlık okumak isteyen öğrenciler için fransız hocalar getirip, fransızca hazırlık bölümünü kurmuş. ben başladığımda kendisi o sene emekli olmuş fakat ilerleyen senelerde fakülteden bağını koparmamıştı. bu bölüme kayıt olmak için üniversiteye gittiğimde yaşadıklarımı aynen aktarmak istiyorum.

    bölüm katına gittim ve kayıt yapılan odaya girdim. bir araştırma görevlisi, eğer hazırlık okumak istiyorsam bölümün fransızca hazırlık gibi bir imkanı olduğunu, fransız hocalardan ders alınacağını, erasmus vs gibi durumlarda çok avantajlı olacağını belirtti. nasıl bir vizyonsuzluksa artık, 'nasıl olsa biraz ingilizce biliyorum' diyerek ingilizce hazırlık okuyacağımı söyledim. adam "yapma etme, böyle bir şansı bir daha bulamazsın, millet binlerce lira para veriyo bu dili öğrenmek için, bir sene boyunca sadece fransızca göreceksin ve de fransız hocalardan" diye ısrar etse de kabul etmedim. kayıt sürecinin ardından kampüsün içindeki kyk yurduna gidip oraya da kaydımı yaptırdım. ardından okul açıldı ve yurda gidip yerleştim. akşama kadar odaya kimse gelmedi. akşam bi çocuk geldi, tanıştık. aynı bölümde olduğumuzu öğrendik. o fransızca hazırlık seçmiş. elemanın tipine bakıp içimden dedim ki "ulan bu eleman fransızca konuşabilirse ben haydi haydi yaparım". (başlarda kendime kızmıştım çocuğu ezikledim diye, ilerleyen senelerde beni haksız çıkarmadı. eğer buraları okursan sana teşekkür ediyorum kardeşim) neyse derslerin başlamasına bir hafta vardı, o hafta seviye belirleme sınavları olacaktı. ben ertesi gün kalktım bölüme gittim. hocam dedim "ben fransızcaya geçmek istiyorum". bana fransızca seç diye o kadar dil döken adam bir anda peşin satan esnafa dönüştü. "gontenjan doldu, sen şimdi git, sonra yine gel. eğer bu hafta içerisinde biri ingilizceye geçmek isterse yer değiştiririz" dedi. ben bu arada ingilizce seviye belirleme sınavlarına girdim. salı, çarşamba, perşembe, cuma hergün bölüme gidip kontenjanın açılıp açılmadığını sordum ama nafile. pazartesi günü öğleden sonra dersler başlayacak. sabah yabancı diller bölümüne gidip ingilizcede hangi sınıfta olduğuma baktım. ama nasıl bir kalabalık, tüm çömezler orda. ingilizce seçtiyseniz tüm okul ile karışık hazırlık okumak zorundaydınız. ama fransızca hazırlıkta, fakültede bir sınıf oluşturmuşlar kendi fakültenizde 20-25 kadar kişi okuyordunuz. sınıfı öğrendikten sonra son bir şans, bölüme gidip bi kere daha sorayım dedim. ar.gör. beni görünce sanki "hay .mını s.km yine geldi" dercesine "sen şimdi git fransızca dersliğine, hiçbir şey söyleme, ben fransızca hazırlık seçtim de otur, molada gider öğrenci işlerinden değişikliği yaparsın dedi. tabi o güzide kurum ile o gün tanıştım (bkz: öğrenci işleri) "eyvallah kenks" diyip dooğru dersliğe gittim. saat 10:30 civarıydı, ders 08:30'da başlamış. kapıyı çalıp içeri girdiğimde hoca kırık bir türkçe ile "zor bul-dun mu burayi?" dedi. derse geç geldiğim için hoca aslında "lan dangoz saat 10:30 oldu nerdesin bu saate kadar" demek istemiş, sonradan jeton düştü. geçtim oturdum. böylece serüven başlamış oldu.

    ilk birkaç hafta nasıl heyecanlıyım. olum fransızca öğreniyorum, hem de hiç aklımda yokken. okuldan geldiğim gibi herşeyi tekrar ediyorum felan. atamın da bildiği bir dil olduğu için kendimi gururlu hissediyorum. hatta bu satırları şu şarkıyı dinleyerek yazıyorum :)

    derslere karı-koca iki fransız hoca geliyo. (bkz: charlotte codron) (bkz: guillaume codron) guillaume hoca 2003'te bilkent'te ders vermek için charlotte hoca ile birlikte türkiye'ye yerleşmiş. kurucu dekan yavuz hoca, fransız milli eğitim bakanlığı ve türkiye'deki frankofoni camiası ile görüşünce, bu hocalar ile iletişime geçip, bölümde ders vermeleri için getirtmiş. onlarda antalyanın nasıl bir yer olduğunu bildikleri için anında atlayıp gelmişler. guillaume hoca daha sevecen ve komik. charlotte hoca biraz daha disiplinli. çakırlar tarafında bir köy evi bulup yerleşmişler. guillaume hoca evin bahçesine portakal, mandalina ağaçları dikiyo, evde kendi şarabını, birasını yapıyo, haftasonları kaya tırmanışına gidiyo felan. 2006'da ilk çocukları "lucie yağmur" ve 2009'da ikinci çocukları "samuel can" dünyaya gelmiş. hatta charlotte hoca samuel can'ı pilates topu üzerinde doğurmuş. bu linkte detayları görebilirsiniz.

    sınıfın durumunu şöyle özetleyeyim. toplamda 25 kişi kadar. fransızca seçtikleri için herkes biraz da olsa vizyon sahibi, çoğu olmasa da birazı akıllı tipler. ilk aylarda 5-10 kişi ilerleme kaydedeceğinin sinyallerini vermiş durumda. klasik, üniversiteye yeni başlamış olmanın verdiği bir hovardalıkla herkes deli gibi gününü gün ediyor. baba şurda şu etkinlik varmış, şurda şu mekan varmış. birkaç ay sonra sınıfın yarısı pes etti. devamsızlıklar artmaya başladı. ben hem fransızcayı adam gibi öğrenmek isteyen tayfa ile hem de gününü gün eden tayfa ile yakın temaslar halindeyim. aralarda biraz boşlasam da bağı koparmıyorum hiç.

    sınıfta azeri türkü bir kız var, biraz alışık olmadığımız bir tip. hem deli gibi sosyal, hem de çok hırslı. bi gün muhabbet arasında "fransa lyon'da bi avrupa birliği projesi var, acil gidecek yeşil pasaportlu birini arıyoruz" dedi. o an şimşekler çaktı. "lan benim peder asker, yeşil pasaport alabiliriz herhalde" dedim kızım böyle bir durum var ne kadar vaktimiz var sen bana söyle ona göre ayarlayayım pasaportu. hemen pasaport işine giriştim. ama ab projesi nedir, nasıl gidilir, ne yapılır hiç bilmiyorum. proje ile ilginen adam ile mailleşiyoruz, hocam diyorum nedir, ne yapıcaz biraz anlat. adam o kadar standarta bağlamış ki işi, karşısındaki kişinin bu tarz projelerden bihaber olabileceğini düşünmüyo. türkiye, ukrayna, arnavutluk ve fransadan 7-8'er kişi lyon'un bir kasabasındaki tarım lisesinde bir hafta konaklıcaz, bu arada kültür alışverişi vs. olacak. neyse biletleri aldım. nasıl heyecanlıyım ama anlatamam. yıllardır hayalini kurduğum şey gerçek oluyo lan sonunda. akrabalar felan arıyo tebrik ediyo felan. sanarsın oxfordu kazandık. sülalede tüm oğlanlar ipsiz sapsız olunca ufak bi ab projesi ailede bayram havası yarattı. sanki ben sınava vs girip kazanmışım gibi. türkiyeden gidecek ekibin iletişim bilgilerini aldıktan sonra konuşmalar başladı, biletleri aldınız mı hangi gün gidiyosunuz felan. ana bi baktım 6 kız bir ben erkek. haydaaa bir hafta kızlarla mı takılcaz bari bi tane erkek olsaydı yandaş dedim, dedim ama sonradan lafımı geri aldım. fransızca öğrenmeye başlayalı 6 ay olmuş, kıt fransızcam ile fransa'ya gidiyorum. grupta fransızcası olan bi tek ben varım. birkaç kız ile ankaradan beraber gidicez fakat bir gün önceden gidiyoruz. onlar önceden bi otel ayarlamışlar orda kalcaklar saint etiennen'in merkezinde. ben de haritadan baktım kasabaya en yakın yerleşim yeri neresi var (bkz: roanne). bi otel buldum, fransada'ki koordinatöre de mail attım, ben roanne'de şu otelde olucam diye. adam dedi tamam ben seni almaya gelirim sabah. tabi oraya gidebilmek için internetten tren bileti aldım. uçaktan indikten sonra kızlarla ayrıldık ben taksiye binip tren istasyonuna gittim. taksici dayı sordu yeğenim neden geldi diye. dayı dedim ben proje için geldim, fransızca öğreniyorum, benim için süper deneyim olacak. dayı da ne gözel ne gözel sayende fransız camiasına bir frankofon daha dahil ettik diye sevinmiştir herhalde. cebimde internetten çıktısını aldığım bir kağıt var. dedim ki istasyona gidince bu kağıdı gösteririm, bana biletimi verirler. taksici dayı beni bir ıssızda indirdi, ahanda dedi burası istasyon. lan bi indim meğer küçük yer olduğundan tren garı yokmuş sadece tren durağı varmış, durağın girişinde de sadece bir makina. ha siktiiir dedim içimden, şimdi napıcaz. neyse dedim artık yapıcak bişi yok makinadan tekrar bilet alıcaz. bi şekilde tekrar bilet aldım. geçtim durağa bekliyorum ama bir yandan da bileti doğru alıp almadığımı bilmediğim için içimde bi tedirginlik var. in cin top oynuyo durakta. trenin gelmesine 1 saat var daha. 5 dakka sonra bi baktım, ben yaşlarda elinde valiz bi kız geldi, arkamdaki banka oturdu. cümleleri tam hatırlamasam da aramızda şu şekilde bir diyalog geçti;

    m: duraktaki matmazel
    b: ben

    b: j'ai acheté un billet de train mais je ne sais pas si c'est correct (tren bileti aldım ama doğru olup olmadığını bilmiyorum)

    m: oui, c'est correct mais il faut composter le billet ( evet doğru almışsın fakat biletini zımbalaman gerekiyor)

    ben tabi anlamıyorum "composter" fiilinin ne olduğunu ve kızın neden bahsettiğini.

    b: desolé, je ne comprends pas. (özür dilerim, anlamıyorum)

    kız bir şeyler daha anlattı anlattı, yok ben anlamıyorum. en son valizini aldı, beni de kaldırdı gel benle dedi. kız önde ben arkada valizler ile takır tukur gidiyoruz ama nereye bilmiyorum. makinanın önüne geldik, ver dedi biletini. verdim. aldı bileti makinaya soktu, yazıcı gibi sesler çıktı, bilet geri geldi. bi baktım biletin üstünde tarih saat felan yazılmış. haaaaa dedim tamam, mersi boku canım diyip durağa geri gittik. meğer açık bilet veriliyormuş, sen gideceğin gün makinadan tarih saat yazdırdıktan sonra bilet aktifleşiyormuş. libération gazetesindeki bilgiye göre "un billet de train non composté est valable deux mois, sauf pour les tgv où il faut regarder les conditions d’échange, d’annulation et de remboursement" yani diyor ki "komposte olmayan, zımbalanmayan bir tren bileti, değişim, iptal ve iade koşullarına bakılmak zorunda olan tgv trenleri hariç, iki ay geçerlidir" bu arada tgv, fransada'ki şehirlerarası tren hizmetidir. dönelim konumuza. tren geldi bindim. abaauuuvvvvv. daha önce ilkokul birde ankarada banliyö trenine binmiştim fakat olum ne güzel şeymiş lan tren yolculuğu.

    tatil olduğu için tarım lisesinde kalıcaz bir hafta, tüm proje bu okulda geçicek. lise dediğime bakmayın bildiğin köy enstitüsü. hogwarts gibi bir şato, hektarlarca tarım alanı, inekler, organik yiyecekler felan. ahanda lisenin web sitesi. ilk ben gittiğim için fransız grup ile ilk önce ben tanıştım. hepsi liseli. 3 erkek gerisi kız. kızlar hoşgeldin diyip şap şup öptüler. ana olum noluyo bismillah. tabi biraz garipsedim durumu, kızlar bi anda öpünce. bizde kızları ilk tanışmada sıkmamak adına ya uzaktan "merhabaa" dersin ya da elini sıkarsın en fazla. akşama doğru herkes geldi. 35 kişi felan var toplamda. 3 tane liseli fransız eleman, 1 adet yaşı 30 civarı bir arnavut çocuk, gerisi kız. kümesin sahibi horoz gibi kabardım ben. bir hafta boyunca hayatımın belki de en güzel günlerini geçirdim. deli gibi oyunlar, kültür geceleri, içmeceler, sıçmacalar. şu an bile hatırladıkça iç çekiyorum. o kadar kişi arasında çat pat fransızca bilen ben olduğum için kim iletişim problemi yaşasa bana geliyodu. ben ingilizceye çevirip anlatıyodum diğerlerine. kafam taşak bi akşam, fransızca dinlediğim cümlenin aynısı yine fransızca tercüme edip, karşıdaki ingilizce anlatanın da cümlelerini yine ingilizceden ingilizceye çevirdiğim bile oldu :) proje bitti ağlaştık koklaştık döndük ülkemize. hatta fransız kızlardan bi tanesi ile proje döneminde ufak bir flört bile yaşadım. döndükten sonra baya bir süre konuşmaya devam ettik. fakat uzakta olmamız nedeniyle bu işin devam etmemesi gerektiğine karar verdik. hayatım o projeden sonra 180 derece döndü. beni o kadar etkiledi ki, çevremdeki insanlar sana nolmuş bi özgüven gelmiş sana demeye bile başladılar.

    döndükten sonra gereksiz bi özgüven ile boşladım biraz fransızcayı. "aman ya bugüne bugün fransaya gitmiş ortamını kurmuş manita yapmış adamım olum, biliyorum lan ben bu fransızcayı" diyerekten vur patlasın çal oynasın günümü gün ettim. baktım vize notları düşmeye başlıyo aman dedim eyvah başla olum çalışmaya. neyse eski performansa geri döndük bi süre sonra.

    fakültede bir salonumuz vardı, ismi "espace francophone". fransızcaya ilgi duyan ve öğrenmeye çalışan insanların gelip, antalya'da yaşayan fransızlar ile sohbet edebildiği, kütüphanesinden kitap alıp okunabilen, oyunlar oynanabilen bir yer. şuradan bakabilirsiniz. bu odadan, her fransızca öğretilen üniversitede bulabilmek mümkün. her hafta çarşamba günleri öğleden sonra gider takılırdık orda. tabi ben boşladığım zamanlarda gitmedim :)

    bütün bir sene boyunca etkinlikler düzenledik, yurtdışından gelen fransızları ağırladık vs. ama açık konuşmam gerekirse, türkiye gerçekleri nedeniyle, liseden çıkıp bir anda özgürlüğe kavuşunca fransızca ile alakalı düzgün bir performans sergilemedim.

    hazırlığı bi şekilde geçtik. normal bölüm dersleri başlayınca ben bi afalladım, zor geldi. ilk dönem anca 2.50 gano yapabildim. o seneler bölümün 12 kişilik erasmus kontejanı vardı. bunun 6'sı fransa, 2'si almanya, 2'si italya, 2'si polonya. erasmus sınavına girebilmek için en az 2.20 ganon olması ve 2. sınıfta erasmusa gidebilmek için 1. sınıfın 1. dönemindeki gano ile başvurman gerekiyordu. kazanamam diye düşünüp aklıma erasmusa gitmeyi felan getirmiyorum ama olursa da fena olmaz diye iç geçiriyorum. ev arkadaşım da benle aynı sınıfta hazırlık okudu fakat fransızcayı tam öğrenemedi. ingilizcesi iyi olduğu için dikildim tepesine "olum mis gibi ingilizcen var gel başvur şu sınava italya'ya felan gidersin" dedim. " yok amk ne işim var erasmusta siktir et" dedi. zorlaya zorlaya başvuruyu yaptı. neyse ben de 2.50 gano ile başvurdum fransızca sınavına girdim. arkadaş da ingilizce sınavına girdi. tabi bizle birlikte sınava giren hem bizim sınıftan hem üst sınıflardan baya bi kişi oldu. sınavı geçeceğimi tahmin etmiyorum. ister ingilizce sınavına gir ister fransızca sınavına, erasmusa gidebilmek için 100 üzerinden en az 70 alman gerekiyo. sınavın açıklandığını söylediler. ben sınıfa girip hocaya diğer arkadaşların notlarını soruyorum. en son sınıftan çıktım, gidiyorum hoca bağırdı arkamdan kendi notunu sormayacak mısın diye. ne bileyim nasıl olsa geçememişimdir diye sormadım. hoca 70 aldın dedi. anasıl yani? tam 70 mi? notu duyunca aha dedim olum herhalde gidiyosun. diğer arkadaş ingilizce sınavında bölüm birincisi olmuş :) onu hızlıca geçeyim, milano'ya gitti, rus bi kızla tanıştı, muhabbeti ilerlettiler, kız erasmustan sonra türkiye'ye yerleşti. geçen ay evlendiler :) tekrar konumuza dönelim. tercihlerimi yaptım bekliyorum. 6 kişi gidicek fransaya, bi açıkladılar ben 7. sıradayım. hay şansımı sikeyim. önümdeki herkes ile tek tek konuştum, belki ikna ederim yerine ben giderim diye yok herkes gitmek istiyor. bizim erasmus yalan oldu derken bi telefon geldi rektörlükten. polonya'da bi kişilik kontenjan varmış gitmek ister misin diye sordular. biz frankofonuz ya hani fransızca sınavına girdik, fransızca biliyoruz ya hani yok dedim ben fransaya gitcem illa. telefondaki kadın iyi sen bilirsin dedi kapattı. ama bırakmıyorum peşini, illa gitcem. deli gibi dolanıyorum ortada. koşa koşa rektörlüğe gittim. dedim bi yolu var mıdır kontenjan açsak okul ile konuşsak felan. dediler eğer sizin fakülteniz kontenjan açarsa bizde para var göndeririz. hay amk. nasıl ayarlıcaz kontenjanı. neyse koşaraktan bölüme gittim, hocam ofis tamam, beni gönderiyolar. bi gün bi bölüm hocasının odasına (bkz: ramazan izol) şimdi hatırlamadığım bi sebepten ötürü gittik. yanında bir de hukuktan bir frankofon hoca var. (bkz: mehmet hanifi bayram) amk nasıl bir camia ise fransızca bilenler illa birbirini buluyo. neyse laf lafı açtı dedim hocam kazandık kontenjan kalmadı. mehmet hoca "bizim bölümün fransa ile anlaşması var ama kimse fransızca bilmediğinden sınava girip gitmiyo. istersen o kontenjan ile sen git dicem ama şimdi sen gidip hukuk fakültesinde bi halt beceremezsen bizim bölümün prestiji sarsılır, anlaşmayı iptal ederler, o yüzden boşver sen gitme bizim bölümden" dedi. lan madem boşver dicen ne diye mevzuyu açıyosun. bu sefer ramazan hoca " işletme bölümünün montpellier üniversitesi ile anlaşmasını ben yaptım, işletmeden kimse gitmiyo gel seni ordan gönderelim, eğer bölüm izin verirse. zaten kendi bölümünden de gitsen her türk öğrenci gibi bi sik beceremezsin o yüzden ha uluslararası ilişkiler ha işletme" dedi. tam öyle demedi gerçi ama hocam dedim ihihihih senin daşşaaanı yerim. yazışıldı, çizildi. tam bir senelik davet mektubu alındı. baya baya gidiyorum fransa'ya. ev arkadaşım da italya'ya. tek bir problemim var, bende yeşil pasaport olduğu için ve de fransa yeşil pasaporta vize vermediği için pasaportumu iptal edip normal pasaport almam gerekiyo. gittim emniyete. dedim böyle böyle. sağolsun bir polis abla sen bunu iptal etme dilekçe yaz, döndüğünde tekrar alırsın pasaportunu. uzun bir vize sürecinin ardından nihayet vizeyi aldık.

    fransamızın güzide sahil kentlerinden biri olan, adı futbol takımının şampiyonluğundan bilinen güzide ilimize gittik, vardık. (bkz: montpellier) şehir bizim eskişehire benziyo. nüfusun yarısı öğrenci. 3 ya da 4 üniversite vardı şehirde. ben gittiğimde üst dönemlerden iki arkadaş vardı orda yüksek lisans yapan. sağolsunlar çok yardımcı oldular. aynı şehirde erasmus yapmışlar, yüksek lisans için de aynı şehri tercih etmişler. önceden kaldıkları yurdu önermişlerdi. onların dediği yurda kaydımı yaptırdım gitmeden. ilk gün elimde valizle hele bilmem kaç saatlik bir yolculuğun ardından yurdun idari işlerine gittim direk. etrafta çocuklarının eşyalarını doldurup getirmiş fransız analar babalar var. neyse bir de ne göreyim. "tüm gün toplantı olacağından rahatsız etmeyiniz". ama görüyorum içerde birileri var. aha dedim sıçtık. kapıya vuruyorum vuruyorum kimse gelmiyo. en son bi tane kadın bi hışımla bağırarak çıktı. "kardeşim görmüyo musun kapıya yazı astık rahatsız etmeyin diye" dedim ablacım uzun yoldan gelmişem, verin baa odamın anahtarını yarın ne zaman derseiz gelirim. abla anlayınca yabancı olduğumu, biraz bekle dedi. bi 10 dakkalık bekleyişin ardından, gel hadi köftehor yapalım kaydını da git zıbar hemen. yaptık kaydı, doğru odaya gittim. sonrasında o yurt benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. genelde tanışma muhabbetleri mutfakta döner. bizim yurttaki mutafağa iki kişi zor giriyodu. o nedenle pek bi yurt ortamı olmadı. ben genelde diğer arkadaşların yurduna gidip orda takılıyodum:)

    ertesi gün hemen fakülteye gittim. cezayir asıllı mı fas asıllı mı bilmiyorum bir tane koordinatör vardı gitmeden yazıştığımız. gitti adamı buldum. dedim ağam ben geldim. var mıdır benden bir rican. hoşgelmişsseeen vay benim canımmm iki gözüm gel otur hele der gibiydi gözleri ama demedi piç. seçtiğin derslerin çoğu bizim fakültede yok, şehrin farklı yerlerindeki diğer fakültelerden almışsın, istersen değiştir istersen devam et. dedim bi soluklanayım, sonra bakarız onlara. zaten ekonomi fakültesine gelmişim, derslere girmeyi düşünmüyorum bile. dersler başladı. dersin biri ebesinin nikahında diğeri öbür nikahında. küçücük şehirde 40 dk yol gidiyorum tramvayla. dedim aga bu böyle olmaz. şimdi dersini hatırlmadığım bi hocanın yanına çıkışta gittim. dedim hocam ben erasmusnan gelmişem türkiyeden. hani hep duyuyoruz, erasmus öğrencilerine bi torpil oluyomuş, sınavlar sözlül oluyomuş ya da bir essay yazdırıp salıyomuşsunuz, bize de var mıdırı böyle imkanlar? kadın ne dese beğenirsiniz. sen eğer böyle fransızca konuşabiliyosan sınavları da yaparsın. ba ba ba ba ba ba güya beni gaza getirecek. ilk başta övgünün vermiş olduğu özgüven ile sevinsem de sonradan .mını s.kim ne pok yicez şimdi diye düşündüm. müzik ile ilgilendiğimden ötürü sesleri hemen kaptığım için fransızcam millete güzel geliyo amk o kadar. sınıflarda var 200-250 kişi, herkes bilgiyasarında not alıyor. lan biriniz mi telefonla ilgilenmez ya da ders dışında bir şey ile uğraşmaz. yok anasını satayım, hepsi inek pijlerin. baktım, hacı bu böyle gitmeyecek ders işi bende olmadı. ilk ay yerleşik vatandaş olmanın verdiği bir kültür şoku, alışma evresi vs. derken baktım para dayanmıyo, derslere gitmiyoruz, her akşam partilerin nerde olduğunu kovalıyoruz. bir iki tane görüştüğüm yabancı hanım abla var bir de. yurda veriyodum aylık 250 euro. zaten hibe aylık 400 euro felandı. yedik içtik para kalmadı. dedim bana bi dönem yeter. ilk dönemin sonunda konuştum okulla döndüm geldim. bu arada erasmus boyunca bir sürü galatasaray üniversitesinden gelmiş insanla tanıştım. arkadaşlar benim fransızcam çok iyi değil ama kusura bakmayın %100 fransızca eğitime rağmen fransızcanız bana pek başarılı gelmedi. bilmiyorum belki de ben en tembellerine denk geldim.

    elimizde 7 tane dersle geri döndük. nası olsa daha 2.5 sene var okulun bitmesine veririm hepsini dedim. hepsini de verdim çok şükür. hatta bazılarının notunu beğenmeyip ertesi sene tekrar alıp yükselttim. ikinci sene de tıngır mıngır geçti böylece. 3. sene ders çalışma ve ev arkadaşlarıyla takılmaca yılı oldu. konyaaltı liman mahallesinde dubleks bir evimiz vardı, efsane bir ev. denize 10 dk yürüme mesafesi. okula otobüsle yarım saat. akşamları sahile gidiyoruz. terasta mangalımızı yapıyoruz felan. 3. senenin sonuna doğru fransızca hocalarımız diyor ki fransa'da 10 günlük sanat stajları olacak. fransız dışişleri ve eğitim bakanlığı organize ediyo. dediler sanat ile ilgilenen (ve fransızca bilen) arkadaşlar özgeçmişlerini göndersin. dans eden var, fotoğrafçılık ile ilgilenen var ben de müzik ile ilgileniyorum. staj programını gönderdiler. aranızdan birini seçip ilgilendiği sanat dalı ile alakalı staja göndericez. normalde bu stajın 1500 öro gibi bir maliyeti var ama seçildiğiniz takdirde sadece uçak biletinizi alıp gideceksiniz. ben staj programına bir baktım anam. stüdyolarda kayıtlar, ünlü şarkıcılarla sohbetler neler neler. kalbim çarpıntıdan fırlayacak. lan olur olmaz mı derken ben özgeçmişi bir değiştirmişim, yok şöyle konserler yok böyle eğitimler ıvır zıvır. her özgemişte olduğu gibi doğruluk payları var ama birazcık abartılı herşey:) bir gün bir telefon. guillaume hocacığım arıyor. dedi musicsheet dinle hele. seni seçtik pikaçu. kafamda davullar zurnalar çalıyor. hemen hayaller kurulmaya başlandı. sanatçıyız ya hani, diyorum hanım hanımcık bir yan flüt çalan ya da keman çalan bir hanım ablamız da olur. laf lafı açar, müzikten sanattan bahsederiz. sohbet ilerler biz görüşmeye devam ederiz. sonra bi şekilde iş ciddiye biner. küçük küçük sanatçı çocuklarımız olur. nah olur. iki gün sonra yine bir telefon geldi. musicsheet, müzik stajı doluymuş :/ görsel sanatlar stajı var gitmek istersen. hay amk. gitti bizim hayaller. neyse dedim tamam gideriz napalım. staj pariste olacak. fotoğraf, grafizm vss hakkında workshoplar olacak. sanat galerileri gezilecek vs. o yıl bitti ben yazın bastım gittim staja. dünyanın dört bir yanından gelen insanlar var toplamda 25 kişi felanız. venezuella, güney kore, meksika, ırak, belçika, karadağ bir sürü ülkeden gelen ben yaşlarda gençler. ortam şahane. herkes kafa dengi. 10 gün nasıl geçti anlamadım. ben ilk başta zannediyorum sadece ben bursla geldim. meğer herkes ülkelerinde fransız enstitülerindeki belli yarışmalarda vs. 1. olup gelmişler. (bkz: institut français) oda arkadaşım meksikalıydı. hala görüşüyoruz. kendisi meksikada fransızca öğretmenliği yapıyor. yavrum tam bir frankofoni hayranı. artık nasıl bezmişse meksikadan, fransa'da yaşayabilmek için can atıyo.

    geldik son seneye. erasmus yapmışız, patlatmaz mıyız bi master. gano çok iyi değil, 3 civarları. yüksek lisans yapabilmek için iyi gano şart. son sene bir asılmışım derslere çat ! iki dönem de 4 gano. ama tabi bir engel daha var fransızca delf sınavına girip en az b2 almam gerekiyo. bu nalet sınav 3-4 saat sürüyo her yabancı dil sınavında olduğu gibi. istanbul ankara izmir ve antalyada yapılıyo sınav. antalyadakini bizim hocalar yapıyor. sınav ücreti de 400-500 lira vardı. ulan cepte para yok napıcaz bilmiyorum. amcam o sıra yeni emekli olmuş, bende memleketteyim. laflarken öyle söyleyiverdim. gel dedi köftehor kaç paraysa vereyim, emekli tazminatını yeni almışım dedi. parayı yatırdıktan sonra bir başladım çalışmaya ki sormayın. ben fransızca bilmiyormuşum.sabah 07:30- gece 00:30 çalışıyorum. iki ay felan böyle gitti. bir yandan hem ganoyu yüksek tutmak için derslere ayrı bir özen gösteriyorum, diğer yandan son senem olduğu için bitirme tezi yazmam gerekiyor onunla ilgileniyorum. beynim yandı yanacak. üst dönemlerden birkaç kişi denedi b2 seviyesini olmadı. ben daha stres yaptım. ev arkadaşlarım isyan etti artık. olum gel iki dakka yanımıza çay kahve içelim biraz ara ver. yok aga, herkesin garantisi var illa ki. kiminin aile şirketi var, kiminin abisinin şirketi var, kiminin mesleği garanti o yüzden benim çalışmam lazım. tabi suratlarına söylemiyorum bunu. bana bozuluyorlar gitmiyorum yanlarına diye. gel zaman git zaman sınav günü geldi çattı. sınavda benle birlikte biri daha var sınıftan. başladı sınav. önce dinleme. guillaume hoca verdi iki tane sikko kulaklık. hiç birşey duyulmuyo. benim nöronlar başladı error vermeye. aha sıçtık! aha sıçtık! aha sıçtık! iki dinlemeden birini düzgünce yapabildim, diğeri yalap şalap oldu. geçtik okumaya. yapıyorum ama hiçbir şey doğruymuş hissi vermiyo. en son yazma kısmına geçtik; konuyu hiç unutmuyorum, mahallenize güvenlik için kameralar yerleşteştirilecek. siz de mahalleyi temsilen, belediyeye bu kameraların özel hayatı tehlikeye attığını savunan bir yazı yazacaksınız. başladım yazmaya. tabi önceden hazırlandığım için artı puan getirecek tüm kelimeleri yazıyorum. tout d'abord 'lar, étant donné que 'ler felan. tabi bu fransız abilerimiz, yazının sistemli olmasına acayip takıyorlar. istersen yazıda bi sik söyleme, ama yazı "structuré" olacak. giriş gelişme sonuç hissedilecek. sınav bitti. ertesi gün konuşma sınavı var. ona da girdik. güzel geçti. deli gibi sonuçları bekliyorum artık. önce bizim hocalar puan veriyo sınava. sonra ankara'ya gidiyo kağıtlar. ordaki hocalar da puan veriyo. atıyorum 20 puanlık bölümden antalyadaki hoca 16 vermiş, ankaradaki hoca 14. senin notun ortalaması 15 oluyo. ben tırnaklarımı yiyiyorum stresten. uykularım kaçtı, sonucu bekliyorum. herşey bu sınava bağlı. eğer geçemezsem yüksek lisans hayal. bir hafta sonra okulda takılıyoruz hocalarla. laf arasında dedim, hocam şu sınav ne zaman açıklanır uykularım kaçıyo. hoca demez mi, sen geçtin olum formaliteden sertifikanın gelmesini bekliyoruz sadece. lan hayvanın oğlu! niye söylemiyosun bir haftadır. neyse ben hemen amcamı aradım. amca, sınavı geçtim. çok sağol herşey için. amcamdan ses bir an kesildi. ben tam anlayamadım. şimdi kapatmam lazım diyip kapattı. sonradan öğrendim. yengem söyledi. adam ağlamış ya la ben geçtim diyince.

    son seneki son maceramıza geliyorum. fransız kültürün her sene düzenlediği bir kısa film yarışması var. bir önceki sene bi arkadaşım katılmış ve dördüncü olmuş. dedi aga gelin düzgün bişiler çekelim kesin birinci oluruz. içimden diyorum olum bi ton derdim var bi de onla mı uğraşıcaz. neyse bizim bu italya'ya erasmusa giden arkadaş var ya tam bir fırlama. şeytanın babası. çakma tarantino. gençler dedi hadi çekelim. tamam da ne çekicez? bir anda dedik hadi bir fransızın türkiye'de gördüğü tuhaf şeyleri çekelim. ben yine tabi pek umursamıyorum ama çekmeye başlayınca gaza geldim. üç arkadaş başladık. çekimler tam 3 ay sürdü. belki 25 farklı mekanda çektik. üniversiteki tüm arkadaşlarımızı oynattık hatıra olsun diye. ahanda burdan izleyebilirsiniz. 1.ye tunusta bir hafta herşey dahil tatil ödülü var. sponsorlardan biri de tunisair. onlarda uçak biletlerini alıyorlar. gönderdik filmi, başladık beklemeye. tak bir haber, kazanmışız! ödül törenine çağırıldık tabi. tören istabuldaki fransız sarayında olacak. büyükelçiler, konsoloslar bir sürü insan gelecek. bastık gittik. havamız o biçim. yarışmada galatasaray marmara felan var hepsini tokatlamışız. bir havalara girdik, kokteyller, şampanyalar, şaraplar, kanepeler. tam filmlerdeki davet ortamı. ödülümüzü aldık konuşmamızı yaptık, gururla döndük okulumuza. ardından mayıs ayında tatilimizi ayarlayıp üç arkadaş gittik tunus'a. süper kafa dağıttık. tunus'u gördükten sonra canım ülkemizi bir kere daha sevmeye karar verdik. tunus maceralarımızı tunus başlığına yazarım artık :)

    son sene hem staja seçilmişim, hem delf'i kazanmışım hem de kısa film yarışmasında ödül almışız. on numara bir sene anlayacağınız. geriye sadece bir hedef kaldı, yüksek lisans. ama şimdi düşünüyorum da harbi salakmışım. sırf yurt dışında yüksek yapıcam diye yapmaya çalışıyomuşum. fransa'da eğitim görmek istiyorsanız önce ülkenizdeki campus france ofisine gidip başvuru yapmanız gerekiyor. dosyanız inceledikten sonra tercih ettiğiniz okullara gönderiliyor. sonra o okullar sizi kabul edip etmediğini açıklıyor. campus france'tan randevular alındı. hiç unutmam "yadigar hanım" var idi o zamanlar. belki hala vardır. çok ciddi bir kadın. gram latife yapmaz. ben yüksek lisans tercihlerimi yaptım. ama nasıl tercihler. biri anyada siyaset bilimi biri konyada sosyoloji. bir sürü farklı farklı bölüm. mülakat günü yadigar hanımın yanına gittiğimde kadın bi baktı listeye. "ama, bu çok ciddiyetsiz bir tercih listesi. fransa'daki okullar kendini belli alanda yetiştirmiş, yüksek lisansta bu yetişilen alanda uzmanlaşmak isteyen öğrencileri almak isterler" ama dedim napıcaz. tercih süresi bitti. siz tekrar yapın tercihlerinizi, bana gönderin. bizim sistem hala açık olduğundan biz hala müdahale edebiliyoruz tercihlere. mülakatı geçtiniz fakat lütfen düzgün tercihler gönderin dedi. ben tercihleri yapıp gönderdim. campus france'ın ekranından tercihlerin yanındaki sonuç hanelerine bakmaya başladım hergün. eğer okul sizi kabul ettiyse yeşil, etmediyse kırmızı oluyor. herhalde 15 civarı tercih yapmıştım. okullardan yavaş yavaş sonuçlar gelmeye başladı. ilk birkaçında red yedim. 15 tercihten 3-4 tanesi olumlu geldi. kabulu aldım rıza baba! sadece aralarından birini seçip gitmem gerekiyor. geriye ne kaldı? burs olayı :)

    tev'in fransa yüksek lisans bursu var idi. yine ben dosyamı hazırlayıp gönderdim. bir cümlede öyle anlatıyorum ama yine sancılı süreçlerden bir tanesiydi. yok şu evrak yok bu evrak. uğraştım bi ton. bir önceki sene bizim okuldan bir arkadaş aldı bu bursu. biz de alabileceğimizi düşündük. toplamda 17 kişi başvurmuş, 5 kişiye verecekler. şansımız yüksek yani. kısa filmi çektiğimiz arkadaşlardan biri de başvurdu. daha doğrusu o buluyodu herşeyi ben de o ne yapıyosa aynısını yapıyodum. istanbula gittik mülakata. geç kaldık. sıramız geçmiş. bizden önce gelenleri almışlar. biz gittiğimizde içerden kahkaha sesleri geliyodu. hiç unutmam hüseyin bey vardı dosyalarla ilgilenen. mülakat günü o da ordaydı. mülakat için bekleyenlerle sohbet ediyo. "türkiyenin iyice suyu çıktı her yere üniversite açtılar, eğitim kalitesiz, burda yaşanmaz artık" ilk başta atladık sazan gibi ama sonradan çaktım köfteyi meğer herif bizi zarflıyomuş. bu bursun amacı; sen fransa'ya git eğitimini al gel, ülkene faydalı adam ol. halin vaktin yerine gelince de bu aldığın bu bursu başka öğrenciye sen ver. tabi adam böyle anlatınca oltaya gelenler oldu. mülakat sonucu açıklandı. alamamışım. zaten içimden bir ses olmayacağını söylüyordu. e tabi kendi imkanlarımızla da gidemeyiz. kaldık ortada.

    üniversite sonrası 5-6 ay boşta kaldım. sıkıntıdan evs projelerine başvurdum. (bkz: european voluntary service) kosova'dan kabul aldım. gittim kosova'da özel bir üniversitenin uluslararası ilişkiler ofisinde 4 ay çalıştım. ama ne ortamlar ne ortamlar :) bunu da kosova başlığında anlatırım bi gün. o sıralar türkiye'de suriye mültecilerin artması ile birlikte ngo'lar artmaya başlamıştı. evs bitmeye yakın ngo'lara başvurdum. (bkz: non-governmental organization) izmir'de amerika menşeili bir ngo'dan zorlu geçen bir mülakat serisinin ardın iş teklifi aldım. döner dönmez valizi toplayıp izmir'e yerleştim.

    eveeeeeettt geldik yazının sonuna. yazının başında yurttaki benle birlikte aynı sene hazırlığa başlayıp fransızca seçen bir çocuktan bahsetmiştim. tipine bakıp "bu yaparsa ben haydi haydi yaparım lan fransızcayı" demiştim. belki de buna 3 saniye içinde karar verdim. rıdo buraları okursan harbiden çok sağol. hayatım değişti lan :)

    edit: birkaç yazar arkadaş fransızca öğrenmek için kaynak sormuş. burdan fransızca öğrenmek ve geliştirmek isteyenlere nacizane bildiğim kaynakları önereyim.

    başlangıç

    le point du fle en temel gramer anlatımı, egzersiz ve diyalogların olduğu websitesi.
    language guide basit kelimelerin öğrenilebileceği bir websitesi.
    podcast français facile temel seviye podcastlerin olduğu bir websitesi
    le petit nicolas kitap tavsiyesi
    français avec pierre fransızca öğreten bir youtube kanalı

    orta-ileri

    bonjour de france benim favori sitem. içerisinde ne ararsanız var. delf'e hazırlanırken, fransızca'nızı stabil tutarken bol bol girebilirsiniz.
    slate politika, ekonomi, sanat, kültür, teknoloji aklınıza gelebilecek her konu hakkında keyifli yazıların olduğu bir websitesi.
    le petit prince klasik bir kitap önerisi, küçük prens. çoğu websitesinde insanlar bunu başlangıç kitabı olarak vermiş ama lan ben b2 halimle bile zor okuyorum.
    l'étranger yine klasik bir kitap, albert camus - yabancı.

    bonus :) (sevdiğim dizi, program ve youtube kanalları)

    quotidien siyasetin aşırı alaycı bir dille tartışıldığı, benim de hergün bıkmadan izlediğim bir tv programı
    bref bir zamanlar canal +'da yayınlanan efsane mini dizi.
    paul taylor duygularıma tercüman olan, fransa'da yaşayan bir british abimizin kanalı
    norman fait des videos fransanın en ünlü komedi youtube kanallarından biri.
    cyprien fransanın diğer bir ünlü youtube kanalı
    miss book bu aralar video yüklemeyen ama eğlenceli kitap incelemeleri olan bir ablamız
    natoo çatlak komik bir ablamız
344 entry daha