şükela:  tümü | bugün
35 entry daha
  • batının tasvip ettiği soykırımlar ve tasvip etmediği soykırımlar var. sözgelimi yahudi soykırımını tasvip etmiyorlar, bu nedenle lars von trier cannes film festivalinde hitler'in haklı olduğu minvalinde bir şeyler söyleyince apar topar festivalden uzaklaştırılmıştı. orhan pamuk "türkler ermeni soykırımı yaptı" diye açıklama yaptıktan sonraki sene nobel edebiyat ödülü'nü aldı. boşnak asıllı emir kusturica "boşnaklara soykırım filan yapılmadı" deyince hiç kimse oralı olmadı. şimdi de miloseviç hayranı bir adama nobel edebiyat ödülü verilebiliyor. bu kişiler sırf siyasi görüşleri için ödül almışlardır demiyorum elbette, belirli bir edebi kaliteye ve edebiyat camiasında belli bir kamuoyuna ulaşmayan birisinin böyle bir ödül alması sözkonusu olamaz. ama adım gibi eminim ki bu adam izzetbegoviç hayranı olsaydı bu ödülü alamayacaktı. ya da filistin'in bağımsızlığını destekleyen bir yazar ağzıyla kuş tutsa bu zümreden takdir göremeyecekti. işte bu duruma kısaca "ayrımcılık" diyoruz.

    şimdi arkamıza yaslanıp şöyle bir düşünelim, sözlükte ben de dahil olmak üzere oldukça kalabalık bir grubun şikayet ettiği türkiye'de özgürlükler kısıtlanması meselesi ile bu mesele arasında nasıl bir fark var? roland barthes'ın "faşizm susmak değil, söyleme mecburiyetidir" sözünden hareketle bu düzen faşizmin dik alası değil midir?

    evet, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının yanında belki bu durum çok hafif kalabilir, ama nasıl ki "yarım hamile" diye bir şey yoksa "yarım faşizm" diye bir şey de yoktur. faşizmin azı çoğu olur mu?

    peki batı kendisinde bu ayrımcılık cüretini nereden buluyor? elbette ki hem kültür sanat, hem de ekonomik anlamdaki üstünlüğünden. doğu milletleri birbirlerini yerken adamlar her alanda atılım yapmanın peşindeler. adamlar yeni teknolojiler, yeni üretim modelleri, yeni akımlar ve değerler üretirlerken doğu ise yeni terör örgütlerinden başka bir şey üretmiyor.

    izzetbegoviç'in "doğu-batı arasında islam" kitabını okumanızı şiddetle öneririm. adamın kendi dünya görüşünü ne kadar zengin referans kaynaklarına dayandırdığını, öte yandan batının hakim ideolojisini ne denli sağlam temeller üzerinden eleştirdiğini görünce çok şaşırmıştım. ömrü politik mücadelelerle, hapisle, savaşla, devlet işleriyle geçen bir adamın bir yandan kendini edebi ve felsefi anlamda bu kadar geliştirebilmiş olmasına hayranlık duymuştum. doğu toplumları sadece bir tane değil, binlerce aliya çıkarıp kendi değerlerini yüceltebilirse işte o zaman bu gizli ırkçılıklara, bu insanlık dışı tavırlara karşı koyma, bu züppelikleri etkisiz kılma şansımız olacak.
26 entry daha