şükela:  tümü | bugün
  • alternatif akım şebekemizdeki değeri 50 hz'dir. (amerika 60 hz kullanır.) ayrıca, kullandığımız alternatif akımın şekli de sinüs biçimli olduğundan (bkz: sinüs fonksiyonu/@weirdfish) evimizdeki bir priz saniyede 50 tane sinüs gerilim dalgası çizer diyebiliriz. peki neden 50 hz? frekans değerinin neden 50 olarak süregeldiğini açıkçası bilmiyorum fakat frekansın 50 hz değerini alması tamamen elektriği ürettiğimiz generatörlerin*** devir sayıları ile alakalıdır.

    bir iletken tel çerçeve içinde bir mıknatısı döndürdüğünüzü düşünün. faraday yasasına göre iletken uçlarında gerilim oluşacaktır ve yaptığınız dairesel hareketten dolayı bu gerilim sinüs şeklini alır. mıknatısı daha hızlı döndürürseniz hem iletken çerçeve uçlarındaki sinüsoidal gerilimin tepe değerini hem de frekansını arttırırsınız. tel çerçevede 50 hz'lik alternatif gerilim endüklemek için ise mıknatısınıza saniyede 50 tur attırmanız gerekecektir. çünkü bir tam tur için bir tam sinüs dalgası elde edersiniz. bu sistemi bir generatör olarak düşünürsek generatörün devir sayısı saniyede 50, yani dakikada 3000 rpm olması gerekir.

    peki generatörümü 3000 rpm yerine başka devir sayılarında döndürüp yine 50 hz alternatif gerilim elde edebilir miyiz? evet yapabiliriz fakat bu, generatörlerdeki kutup sayısının arttırılması ile yapılır. basit mantıkla düşünürsek kutup sayısı arttığında generatörün bir tam tur dönüşü, aynı geometrik periyotta iki maksimum noktalı (+ ve - maksimumlar) sinüs fonksiyonu değil daha fazla maksimum noktalı sinüs fonksiyonu demektir. mesela 4 kutuplu generatörde (sırasıyla n, s, n, s kutupları bulunan) aynı geometrik periyotta sinüs fonksiyonu dört kez tepe yapar (+, -, +, - maksimumlar) bu durumda 3000 rpm ile dönen generatörden elde edilecek alternatif gerilimin frekansı 100 hz olur. işte olay da tam burada; 4 kutuplu generatörü 3000 rpm değil de 1500 rpm'de döndürürsek yine 50 hz alternatif gerilim elde edebiliriz. nitekim, uygun stator sargı yapıları ile beraber generatörlerde yapılan da budur.
  • yurttan sesler korosu albümü ile hâlâ dik duran trap/rap sanatçısı, adamsın.

    bu da ilgilisine spotify linki

    https://open.spotify.com/…si=bfwzswq4tiuztgsi-9at1g
  • biz bilsek de bilmesek de bu kainatta her şey titreşir veya bir başka deyimle tesbih eder. titreşen şeylerin de elbette bir titreşim frekansı vardır. işte bu frekansların farklılığıdır ki, iki varlığı birbirinden ayırır; daha doğrusu onları iki ayrı varlık haline getirir. eğer titreşim frekansları aynı olsaydı birbirleri içinde eriyecekler ve tek bir yapı olacaklardı.

    kainatı katı bir gerçeklik olarak görmek yerine bir frekanslar okyanusu olarak değerlendirirsek her konuda çok daha isabetli teşhisler koyabiliriz. zira kainattaki tüm işleyiş titreşim frekansları üzerine inşa edilmiştir.

    "kişi sevdiği ile beraberdir" hadisini ele alalım: bu hadisin anlamı, kişinin spritüel bedeni, başka bir kişinin spritüel bedenine yakın titreşim frekansına sahip ise bu ikisi beraberdir, demektir. aynı zamanda her ikisinin de ahlakı birbirine benzer durumdadır. eğer her ikisinin de titreşim frekansı %100 eşitlenirse bu ikisi birbiri içinde eriyecek ve fâni olacaklardır. ancak böylesi bir beraberlik daimi olarak sürdürülemez. bir müddet sonra ikisi arasında az da olsa bir fark meydana gelecektir. böyle olmasaydı tek bilinç iki ayrı bedende hüküm sürmeye devam edecekti.

    gördüğümüz gibi kainatta her şey, titreşim frekansları ve onun tabii sonucu olarak sevgi, yakınlık ve ahlak üzerine bina edilmiştir.

    ahlakları aynı olmayanların birbirlerini sevemeyeceğini,
    ruhlarının titreşimlerinin birbirine yakın olamayacağını,
    hem dünyada hem de ahirette beraberliklerinin asla söz konusu olamayacağını bilmek lazımdır.

    hani bazı tipler vardır! "biz falanca hazreti çok severiz" vs. derler; sanki kuru bir iddia ile bu işler oluyormuş gibi. adamın ruhunun titreşim frekansı, bırakın o hazretinkiyle aynı olmayı; onun devesininkinden bile daha düşük. dolayısıyla ahlakının hiç alakası yok o hazretle.

    sevgisi???

    tabii ki yalan...

    yalan, cehalet, ahmaklık iç içe geçmiş...
  • vakti zamanında cnn türk te şafak ongan 'ın sunduğu, bugünlere bakınca harika diyebileceğim müzik programıydı. tüm kanalların tarkan ile bırak röportaj yapmayı fotoğraf çektirmeye bile razı olduğu yıllarda şafak ongan tarkan ile 4 bölümlük program hazırlamıştı. zamanının en iyilerindendi. merak edenler için ahanda burada

    bir de öykü serter in show tv 'de sunduğu 5'te 5 programını çok severdim. lenny kravitz 'in fly away şarkısını ilk o programda dinlemiştim. ne güzelmiş.
  • eski arkadaşımdır. iyi bir insandır, zeki ve eğlencelidir. neredeyse 15 sene sonra bugün kendisi ile tekrar konuştum. hala müzik yapıyor olması hem şaşırttı hem saygı duydum.
  • isnetus'un şiirini kendi çapımda yorumlamaya çalıştım.

    ‘’renk renk denizler, kendini derinlerde gizler’’

    yeşil ;

    yeşil kainatın özü ve zübdesi olan kamil insan’ın özü olan kalbinin rengidir. kainat ve insan (varlık) 3 katmandan oluşuyor der tasavvuf büyükleri bu katmanların en altında fizik bedenimiz vardır, tamamen kesif ve maddeleşmiştir. bir üstte enerji onun üzerinde nurani yapı mevcuttur. tevhidden koparan nefsinin oyuncağı olan insan enerji ve fizik bedenine nurani boyuttan ilim ve nur çekemez. çünkü arada koca bir gaflet duvarı vardır. gaflet ise kalbin allah teala’dan uzaklaşması ve tamamen süfliyata batmasıdır.

    bu duvar nasıl yıkılır?

    bunun için kamil insanın nuruna ihtiyacı vardır. ne kadar sert bir duvar örülü olursa olsun kişinin kalbi ile emir alemi arasında kamil insanın nuru o duvarı tuzla buz etmeye yeter. yeter ki tüm teveccühünü ve yönelimini ona yapsın. ne yapacaktık? abdestli olarak kıbleye karşı oturup, kamil insanın yeşil olan gönül kıblesine dönerek yüksek titreşimli nurların kendi nurani boyutumuza transfer edildiğini düşüneceğiz.

    göz;

    kainat’ın gözbebeği hz. resululah (s.a.v)’her şey onun ruh-u külli batın aynasına yansıyarak tam olarak zuhur etmiştir, görünür ve zahir olmuştur. tevhidin, birliğin en kemal noktasıdır. allah teala'nın nurunun tam-tamam olduğu yer o’nun makamıdır. bu özellik o'ndan (s.a.v) başkasında yoktur. ve hz.peygamber (s.a.v) aracılığı ile o'nun ümmetine de geçmiş, her devire peygamber efendimiz (s.a.v)'ın bir gölgesi olarak düşen insan-ı kamiller de, o devrin göz bebeğidir. ay'ın aynası konumundadırlar ve güneşten aldıkları nuru etrafa yayarak tüm kainatı aydınlatırlar. tıpkı bir demir gibi allah teala’nın nuruna vasıtasız olarak perdeci olurlar. en önde kendilerine yakın bulunanlardan en son safta olanlara doğru yayarlar.

    hak ile batıl arasında kat kat perdeler olduğunu söyler evliyaullah. bu arka safta olanların önünde zulmet perdeleri olduğundan ön saftakilerin latif nurundan faydalanamaz. hz.mevlana (k.s) arka safta olanları su çocuğu olarak tanımlıyor ön safta olan hakkın has kulları ise demir gibidir. su çocuğu gibi olan meyveler ateşin harareti ile yanıp kül olurlar çünkü önündeki zulmet perdelerini kaldırmadıklarından nurun yakıcılığına dayanamazlar. ondan dolayı bir’den bir’e çıkarak bu perdeleri kaldırıp nur’a olan dayanıklılığı arttırabilmemiz gerekir.

    ne yapmalı?

    titreşim frekansını arttırmalı.

    ‘’ frekans değiştikçe , renk değişir, aşıklarını gözler.’’

    insan ve kainat allah teala'nın ilahi ismlreinin terkibinden oluşur. ancak hayvan, bitki veya cansız varlıklarda bu isimlerin titreşimi sabittir. fakat insanlar için öyle değildir. insan'nın kalbi allah (c.c)'ın nazar ettiği yerdir. biz kalbimizi ne kadar temizler ve o hakikat güneşinin ışık demetlerinin yansıyacağı temiz bir mekan haline getirebilirsek o isimler (cemali) gönülde o derece zuhur edecektir. ya da ne derece kalbimizi pis bir mekan haline getirirsek celali isimlerin ağırlığı ona göre artacaktır.

    buna göre de kişinin frekansı yükselip azalacaktır. kamil insan olarak adlandırılan ve gönül otağı allah teala'nın nazargahı olan o üstün kimseler ise allah'ın bütün esma-i ilahiyesini gönlünde cem etmeyi başarmış kimselerdir. bizlerin böyle gönül sahiplerini arayıp eğer bulabilirsek o gönüllere girebilme çabasında olması lazım. bulamazsak hz. mevlana, imam rabbani, geylani hazretleri, ibnül arabi, bestami hazretleri gibi büyük insanların ilham yolu ile yazdıkları ve aşk taşıyan eserlerini okuyup kendimize aşk bulaştırmamız ve varlığımızı aşk ateşi ile yakmamız gerekmektedir.

    ‘’bir’den bire çıkıp, bir’bir olmak.’’

    tevhid bilinci aniden oluşamaz. tıpkı bir çeşmeden damlayan suyun boş bir kovaya dolması gibi yavaş yavaş zamanla, yana yana, ol’a ol’a bu bilinç elde edilir. her basamağın tevhid şuuru bir öncekinden fazladır dolaysı ile içinde oldukları çember, yüzdükleri deniz, nurların rengi ve frekansı da farklıdır. ondan dolayı frekans değiştikçe renk değişir. en yüksek titreşim frekansına sahip renk mor’dur. safiye makamı’nın nurunun rengidir.

    bir’den bire çıkmak tevhid bilincini arttırmak, dolaysı ile beden ile ruhi yapımız arasında bulunan nefsani/cinni yapımızı titreşim frekansını arttırarak nefsi asli ve safi haline yaklaştırmaya çaşılmaktır. tam tevhid noktası ise; dünyada tamamen emmmareye çakılı kalıp aslını unutan nefsin, tabiri caizse cehennemden geçerek kat kat olan zulmet perdelerini bir bir kaldırıp, maddeye teması ile yılanlar seviyesine düşen sürüngen beynin titreşim frekansını kuşlarınkine eşitleyerek bir an-ka kuşu gibi kanatlanıp hu dağına uçup yükseldiği yanı hakk’ın varlığında nefsini yok ederek fena bulduğu noktadır. zulmet frekansını renk değişir.

    isnetus entry'lerinden faydalanarak tefekkür etmeye çalıştım.

    allahu alem.
  • sittin yıl evvel trt de izlediğim yabancı bir film. radyo frekansları aracılığı ile geçmişte ölen babasına ulaşıp onu kurtarmaya çalışan bir adamın hikayesini anlatıyordu.
  • tüm 'sevgi' frekanslarına bağlanmak istiyorum... sevgi nerede ben orada olmak istiyorum... kalbime ruhuma gelen en güzel şeylerden...

    diğer taraftan zamanda yaşadığımızdan da sonu yok hiçbir şeyin... işimiz oldukça zor...:(
  • ayarlarıyla oynanmış. frekansını bir türlü bulamıyor. ayarlıyor, ayarlıyor, ayarlıyor; hep karmaşık frekanslar.. tam “hah, oldu.” dediği anda, frekans kaçıp gidiyor. bozuk sesler arasında kendi sesini duyamamak zor.

    bir değerli hazineyi, birçok değersiz ele emanet edersen, sonuç bu olur. orijinal bir icadı, liyakatsizlere bırakırsan, orasını burasını kurcalayıp mundar ederler.

    ah frekanslar. ayarlamak ne zor. ne hassas işler bunlar. işin ehli olmalı. sakin sakin, frekans bulunmalı.
  • frekans ilginç bir konudur. kendini elektromanyetik veya mekanik dalga olarak hissettirir. bu yazıda özellikle insanın kütlesi olmayan bir "ışının" veya "sesi" nasıl hisseder, bunu anlatmaya çalışayım:

    --- spoiler ---
    kütlesi olmayan "şeyler" de enerji taşır
    --- spoiler ---
    elektromanyetik dalgalar büyüleyicidir. kütlesi olmamasına rağmen enerji taşırlar, kendilerini hissettirerler, hatta size zarar verebilirler. lisede gördüğümüz enerji taşıyan temel denklemlere baktığımızda potansiyel(e=mgh), kinetik(e=1/2mv^2) ve hatta einstein'ın ünlü eşitli e=mc^2 denklemlerdeki "m" yani kütle vardır. kütle ortadan kalkarsa enerji taşıdığı nasıl gösterilir?

    elektromanyetik dalgalar 19 yy. bilim adamlarını(einstein, planck ve de broglie); sadece "ses" gibi yani "dalga" olarak davranmaması sebebiyle oldukça meşgul etmiştir. ışının aynı zamanda parçacık gibi davranabileceği yani kuantalara sahip olabileceği görülmüştür, buna foton ismi verilmiştir. einstein 1921'de dalganın parçacık gibi davranan ışığın koparttığı elektronları ispatladığı fotoelektrik olay ile nobel ödülünü kazanmıştır.

    bundan önce ışığın sadece dalga gibi davranabileceği düşünülmekte ve özellikle maxwell denklemleri olarak bilinen denklemlere açıklanmaktaydı. foton gibi davranmayan dalgaların genliği(şiddeti) ile enerjisi artmaktaydı(parlalığın artışı gibi düşünün). oysa ki parçacık gibi davranan ışığın enerjisi hem birim alana düşen foton sayısı hem de frekans ile artmaktadır. maxwell denklemleri ise frekans değişimi ile enerjinin değişmeyeceğini savunur. örneğin einstein; metale düşen ışığın genliği artsada akımda artış görmemiştir. şurada dalganın veya fotonun taşıdığı enerjinin ispatları mevcut: dalga veya fotonun taşıdığı enerjinin ispatları

    yansıma, kırılma, interferans, difraksiyon, polarizasyon dalga ile açıklanırken; yansıma-kırılma tartışmalı olarak fotonlarla; fotoelektrik olay sadece fotonlarla açıklanabilmektedir referans.
    ...............................................................................................................................
    temel teori biraz pratik sonuçlara bakalım:
    insan müthiş bir varlıktır. öyle ki kulağı ile mekanik dalgaları, gözü ile elektromanyetik dalgaları algılar.

    --- spoiler ---
    1) kulak ve mekanik dalgalar
    --- spoiler ---
    insan kulağındaki zar, gelen havanın molekül titreşimiyle rezonansa girer. bunun frekans aralığı 20 hz ila 20 khz arasında değişir. yapılan deneylere göre gençler 15khz'i daha rahat duyarken yaşlılarda bu oran azalmaktadır. örneğin 25 khz geldiğinde algılamayız çünkü kulak zarımız artık titreşmez. aynı zamanda kulağımızın doğal boyutları da bir parametredir. yani havanın titreşimi sonucu oluşacak dalgaları algılayacak fiziksel büyüklüğe sahip değildir. bu sebeple düşük frekansları duymakta zorluk yaşarız.

    --- spoiler ---
    2) göz ve elektromanyetik dalgalar
    --- spoiler ---
    bu da elektromanyetik dalgalara örnektir. gözümüzün algılayamadığı yüksek frekanslar 2. bir duyu organı tarafından tespit edilir, bu da renktir. gözde retina önünde bulunan fotoreseptör hücreleri ışıkla etkileşime geçerek algılar. burada 2 tip fotoreseptör mevcuttur, biri koni hücreleri ki bu hücreler renkleri algılar, diğeri çubuk hücrelerdir, bunlar da ışıkta aktif olurlar. yani parlaklığa duyarlıdırlar. koni hücrelerinin algıladığı en düşük ışığın frekansı kırmızı, en yüksek frekans ise mordur. bu frekanslar 4x10^14 ila 7x10^14 hz arasında değişmektedir.

    insan gözünde şöyle ilginç bir durum mevcut. üstte bahsettiğimiz gibi ışık elektromanyetik özelliktedir; dalga veya parçacık gibi davranabilir. insan gözünde bulunan mercek şekilleri oluşturmak için ışığı kırar yani dalga özelliğinden yararlanırken, renklerde fotoreseptörler devreye girer ve foton özelliğinden yararlanılır. çarpan foton belli bir eşik değerindeyse konik fotoreseptörlerde bulunan 3 farklı renkte ki(rgb=red/green/blue) fotopsin proteinlerini uyarır. eğer enerjisi her 2 proteinde reaksiyon başlatıyorsa biz 2 rengin karışımını görerek farklı renk kombinasyonlarını beynimizde algılarız. (konumuz bu olmasa da cisimler üstüne gelen ışınları farklı miktarlarda soğurdukları için farklı renklerde görülebilirler.)

    --- spoiler ---
    elektromanyetik spektrum:
    --- spoiler ---
    ışık frekans dağılımının bulunduğu aralığa elektromanyetik spektrum ismi verilir ve kullandığımız bir çok teknoloji bu aralıkta bulunmaktadır. örneğin:
    elektro-manyetik spektrum ref: wiki

    insan gözünün algılayabildiği minicik kısmı daha iyi algılayabilmeniz için şu şekil faydalı olacaktır.
    şekil: visible light

    görüldüğü gibi arada yaşamımızı birinci dereceden etkileyen mikro dalga ışınlar ve ya radyo frekansları mevcuttur. bunlar insanlarla direkt etkileşime geçmez fakat telekomünikasyon için önemlidir. verilen frekans bir alıcı tarafından seçici olarak algılanır ve bilgi taşınmış olur. bu frekanslar bize zarar vermez çünkü iyonlaşma yaratmazlar. peki iyonlaşma ne demektir?

    --- spoiler ---
    iyonlaşma nedir? hücrelerimiz ve ışık etkileşimi
    --- spoiler ---
    tabii ki insan kompleks bir varlıktır, her zaman görerek veya duyarak algılamayız, insanın en küçük yapı birimi hücrelerdir ve hücreler atomlardan oluşur. eğer atomlara bağlı elektronları uyaracak bir ışıma yaratırsanız, hücrelere zarar verirsiniz, bu da ancak elektronların kopmasına sebep olacak boyutta yüksek frekansla mümkündür. (planck eşitliğine göre frekans arttıkça enerji artar, e=hv). buna iyonlaşma denir. bu sebeple de mor ötesi üstündeki frekanslar insanlara zarar verir. onu da şölyle açıklamıştık
    (bkz: morötesi/@karanlikruya)

    aklınıza şu soru gelebilir: "röntgen zararlıysa sağlık sektöründe neden kullanılıyor?"
    bir frekansın zararlı olması sadece frekansa değil, aynı zamanda pozlanma süresine ve foton miktarına da bağlıdır. sağlık sektöründe kullanılan röntgende bunlar düşüktür, bu yüzden hücrelere hemen zarar vermez.

    --- spoiler ---
    diğer ışınlar ve insan etkileşimi
    --- spoiler ---
    neyse ki çevrenizde böyle kaynak çok olmadığı için hücrelerimizde iyonlaşma olmuyor sağlam durumda kalıyor. yine de siz çok güvenmeyin çünkü mikro dalga frekanslarına çok yoğun şekilde maruz kalmak iyonlaşma yaratmaz ama mikrodalga fırına girmeye benzer. bu frekanslar vücudunuzdaki yağ ve su molekülleriyle hızlıca rezonansa girerek yani "dalga" gibi davranarak titreştirir ve zarar verebilir. kısacası moleküllerin sürtünmesi sonucu pişersiniz.

    ileri okumalar için kaynaklar:
    hugh d. young, roger a. freedman, "university physics with modern physics", pearson, 2015.