şükela:  tümü | bugün
  • ... (ara: hayat* anlam*)
    $oyle de bir $ey var, belki alakalidir:
    (bkz: im not living im just killing time) *

    edit: başlık başa kalmış, var mıdır bir anlamı?
  • hayata yanlış anlamlar yüklemeye çalıştığınıza işaret eder.
  • hatayın tek bir anlamı (sözlük anlamı) olduğuna göre, hayatı 'anlamsızlaştığını' söyleyip suçlamak, insanın kendini 'anlamsız' hissedip bu suçu bir başkasına atma girişiminden başka bir şey değildir.
  • hayat dediğimiz olgu, zaman ve mekana yön verme kabiliyetinin ellerimizde olması ile anlamlı ve hatırlanası hale geliyorken, bu kabiliyetin giderek azalması ve akan zamanın bireyin kontrolünden çıkması ile artan kapana kısılma hissi, günleri değil haftaları ancak farkedebilme ile şiddetlenen, arttıkça daha az yaşanmış zaman biriktirmemize sebep, kısaca; "her şeye geç kalmak"ın sıradanlaşmasıdır.
  • farkında olmadan beklenti yumağına dönüşen insanoğlunun, kontrolün elinde olmayabileceğini idrak ettiğinde oluşan anlamsızlaşma çeşidi. halbuki hiç böyle olur muydu mutlu olmayı istemesek, huzur içinde yaşayıp gitmeyi beklemesek?
    olmayabilirdi.
  • giderek modernlesen(!) kent yasami icinde uydurulan meslekleri yapmaya mahkum edildigimiz icin insani yoklayan, "napiyorum ben, simdi bu yaptigimin kime ne gibi bi faydasi var" dusuncesiyle kendini degersiz hissetmeye de yol acarak baslayan bir cagimiz hastaligi. demem o ki insanlik aleminin uyeleri giderek yollarini daha cok kaybetmekte, maddi dunyaya daha cok kapilip baglanmakta, mutlulugu ancak daha cok maddeye sahip olarak elde edebilecegine inan(diril)makta, bu madde bagimliligini gidermek icin daha cok para kazandiran ama insanin agzina sican kurtlar sofrasinda kendine yer edinmek icin didinmekte iken sagligini ve ruhunu feda etmekte, sonra da oturup hayatin anlamsizligindan bahsetmektedir. mustahaktir. kendiniz ettiniz kendiniz buluyosunuzdur.
  • hayatın anlamsızlaşmasını kategorilere böleriz öyle değil mi? hayat birkaç bir şeyi kapsar. misal en önemlilerinden; aile, eş/sevgili, iş, arkadaş diye gider, belki öncelikleri farklıdır, ve birkaç kavram daha eklenir bunların yanına. ama olay nerden çıkar? bunlardan bir tanesi çatırdamaya başlar.

    aile ön sırayı çeker diyelim; anne, baba, kardeş, uzaklık, geçmiş, derken bir bakmışsın dağılmışsınız her biri bir yerde, herkes birbirinden habersiz. habersizken haber almak vermek isteyen de yok. bir araya getireyim birleştireyim parçaları dersin ama yere düşmüş kırılmış parçalara ayrılmış bir şey biraz zor toparlanır. hadi ailedir, her yerde her şekilde yanında olmasa da ailedir be işte der sınırları zorlamamaya çalışırsın.

    arkasından eş/sevgili gelir. o zaten ayrı bir kavramdır. aileni bir kenara koyar düşünürsün, bırak aileyi kendini bir kenara koyar düşünürsün, her şeyi şöyle bir etraflıca ölçer tartarsın. bakarsın ondan da fayda yok sana. sen varsın ama o nerde ki? yanında belki ama ne yaparsın sadece varlığıyla bünyesi cüssesiyle orda oturan sevgiliyi? sevgili dediğin bir parçan olmalıdır ama o başlı başına bir parçadır almaz seni yanına sen de kalıverirsin. zaten bir bok da yolunda gitmiyor e bari sevgilime sığınayım derken, sığınak kendini sığınak olmaktan çıkarır, ne sığınağı canım ben niye sığınak olayım sen birey ol der gibi bakar, tam olarak da demez hani yani bir de o var.

    sonra iş kısmına geçersin. bazen çok bunaldığında kendini işe verip uzaklaşmak, kafandakilerden o şekilde kurtulmak istersin. işle uğraşayımda etrafa bulaşmayım, insanlara benden fenalıklar gelmesin dersin. bir süre gerçekten işe yarar. ama malesef bir yere kadardır o da. sonra işten de bir bokluk çıkar. her iş yerinde çıktığı gibi. olsun yine de bak ailene sığınamıyorsun, sevgiline hiç sığınamıyorsun, iş seni içine öyle bir çeker ki içlerinde belki de en vefalısı iş gibi gelir sana. iyi ki işim var dersin, bir uğraşım var, bir işe yarıyorum görüyorum bunu en azından dersin. ama iş nankördür, çabuk döner sana sırtını. sonra arkadaşlara bakarsın canlardır onlar dosttur ama onlarda bir yere kadardır, evli evine modunda. zaten böyle olmuşken biraz da belki senin suçundur ama sen arkanı dönersin arkadaşlarına. uzak kalmak istiyorsun ya hani herşeyden.

    işte bu bağlamlardan yola çıkarak karar verirsin hayatın acımasız, senin savunmasız bir o kadar da mutsuz her şeyin manasız olduğuna. ama sen yine de her şeye, hiçbir şey olmamış gibi yaklaşır devam edersin, hayat anlamsızlaştıkça seni içine çeker, sen "rağmen" yaşamanın nasıl bir şey olduğunu görürsün. gereklidir malesef..
  • hayata alışmaktan dolayı alt yazı şeklinde kafanın bir yerlerinde dolaşan şey . adamsendecilik ve koy gitsin ile komşudur.
  • duvarların üzerinize üzerinize gelmesiyle başlayan,
    sanki gözlerinize cam filmi çekmiş gibi, dünyayı daha bir karanlık görmenizle devam eden
    en sonunda derin bir sessizliğin içinde, "yaşadığım hayatta her gün bir parçam ölüyor lan benim" diye düşünmenizle geri dönülmez bir hal alabilen şey.