şükela:  tümü | bugün
  • pozisyonun hakkını vermeyecek insanlardır.

    ancak pozisyonun hakkını verecek olanlara da hakettikleri maaş ve diğer tüm haklar kendisine hayat zehir ettirilmeden kan kusturulmadan sunulmalıdır.
  • sürekli saate bakıp, saat kaç diye soranlar.
    çalışsana oğlum.
  • iş bilinci olmayan tüm insanlardır.

    her iş yerinde ortada yapılması gereken bir iş ve herkesin bu işe göre yapması gereken işler vardır.

    önemli olan ortaya bir işin çıkmasıdır. o kişi işe alındıysa ortaya çıkarılacak işe katkısı olacağından alınmıştır.

    ama ortaya iş çıkmazsa ya kişi maaşını alamaz, ya işten çıkarılır ya da işini yapması gerektiği gibi yapmadığı için haksız yere para kazanmış olur ki bu genelde diğer kişilerin emeğinden çalmak demektir.

    iş bilinci dediğimiz de şudur : ben bu iş yerine girerken karşılıklı olarak yapılacak işi, maaşı, mesai saatlerini konuştuk. bu şartlarda olumsuz bir artış ya da azalış olmadığı sürece anlaşmamız ölçüsünde tüm görevlerimi severek ve isteyerek icra etmeliyim. eğer ki görevlerimi layıkıyla yaparsam herkesin uğruna çalıştığı iş yapılmış olur ve ben gelirime kavuşurken kimse de bana karışmaz.

    (bkz: türkiye'de iş bilincinin olmaması)
  • takım çalışmasına uygun olmayanlar.

    birliktelik yerine kendi egolarını ön plana çıkaranlar

    ekibin işini üstüne alanlar ve cümle içinde ben yaptım diyenler( he yarram sen tek başına yaptın kimsenin bir faydası dokunmadı zaten)

    onun dışında zaten kişi işinde uzmanlaştıkça daha iyi bir iş bulup gider. bu doğanın kanunudur.

    büyük hayallerinin olması sorun değil ama bunlara saplanıp kalması sorun olur.

    öğrenmeye açık olduğu sürece geçmişte patron olup olmaması önemli değildir. yeter ki ne verebilirim nasıl faydan dokunur düşüncesini şiar edinsin
  • işe alım konularında bir süredir deneyimi olan şahsımın -insan kaynakları değilim-, aşağıdaki maddeleri oluştururken referans aldığı insanlardır. kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.

    ayak üstü edit: hayvanca saldıranlar olmuş. zamanım olmadı cevap vermeye, kısaca bazı şeyleri netleştireyim: daha entrynin ilk halinde insan kaynakları olmadığımı yazmıştım. zor olsa da, sanki ikcıymışım gibi beni değerlendirenlere bir şeyler anlatmaya çalışacağım şimdi. ama zaten hepsini okumadığınızdan bari başına yazayım dedim: profesyonel değilim, öyle bir şey iddia etmedim, olmaya da çalışmıyorum. evet, yanlı davranıyorum, çünkü yanlı davranmamı gerektirecek ve mevlana olma zorunluluğumun olmadığını gösteren maddi ve manevi zararlar yaşadım. neden öyle olduğumu da aşağılarda bir yerlerde zaten örnekledim. bana insanlık dersi vermeye çalışanların çoğunun daha üniversite öğrencisi ya da vasıfsız bir wow kullanıcısı olduğunu biliyorum. belki de benim işveren konumunda olmamın yarattığı bir nefrettir. çünkü insanlıktan bahsedip de küfretmek bir kuyruk acısının tezahürü olabilir ancak. mesela, bana göre de yobazlık insanlık dışıdır. örneğin: cemaat yıllarca ve sadece kendi adamlarını getirdi iş başına. madem bu kadar hassas davşanlardınız, kaçınız çıkıp da bunların karşısında durdunuz? durmadınız, çünkü gücü ancak buradan bana yazmaya yeten, korkak dingillersiniz. kendi gibi düşünmeyen biri olduğunda "oh gebermiş piç" diyen insan, gelmiş bana insanlık dersi veriyor. dincileri işe almama konusunda da haklıyım arkadaş, bir olay olduğunda "işte şeriat kuralları olsa kesiverirlerdi çükünü, gününü görürdü." diye yaklaşan adama asıl çarenin eğitimden geçtiğini nasıl anlatabilirsiniz? ayrıca başka bir örnek vereyim burada: dinci bir çalışanımız vardı, ben küçükken bakıcıda mışıl mışıl uyuyup, gece uyumadığımdan ve annemin defalarca işe uykusuz gitmesinden bahsettim, öyle bir konu konuşuyorduk. herif bana dedi ki: "her çocuğun annesinden alacağı zorunlu bir emek vardır, onu doldurana kadar annelerin ödemesi gereken bedel o." dedi. şimdi bu adamın mantık devrelerinden ve ne kadar iyi bir çalışan olacağından bahsedin bakalım. hem sadece anne mi bedel ödemeli, ya baba? bu da cinsiyetçilik. mesela, başkaları bir, bir buçuk saat yemek arası kullanırken, onun tüm mesaisinde 4 saatini ibadete ayırdığından konu açın. sonra ona bunun kul hakkı yemek olup olmadığını sorun. ama o, bunun cennete gitmesi için ulvi bir görev olduğundan bahsedecektir. neyse, konumuz bu değil. şirketim küçük bir şirket, öyle atom mühendisi falan değerlendirmiyorum yani. haddime de değil. bildiğin, sınavdan sınava okula giden halkla ilişkiler ve reklamcılık mezunlarıyla görüşüyorum. ama işe başvuran coğrafya öğretmenleri, işletme mezunları, matematikçiler de oluyor. malum iş başvurma sitelerinde bu cvlerin hepsi. daha bu şirkette tek bir çalışanın sigortası maaşından farklı yatırılmadı, gün atlanmadı. hiçbir zaman maaşlar geç ya da eksik verilmedi. işleri oldu, gittiler, evden çalışmak istediler, çalıştılar. nasıl biriyle çalışmak istedikleri soruldu, çünkü kimse mevcut iş ortamlarının bozulmasını istemiyordu. kendileri gibi, güleç, eğlenceli ve işini severek yapacak insanlarla çalışmak istiyor herkes. daha bu, koruduğumuz ortamın herhangi bir dezavantajını görmedim. onun dışında evet, küfürbaz bir kadınım. bu, günlük hayatıma yansımıyor ama burada bana orospu diyerek cevap vermeye kalkan götlere de göt demek gerekiyor, üzgünüm. benim orospu olduğumu düşünüyorsanız, bana anne de diyebilirsiniz, yabancılık çekmeyin. katılmıyorum de geç, kevaşe demek ne demek? başlayalım:

    1. cv ya da resume ya da özgeçmiş ya da facebook profili*

    önüme gelen cvlerde önce ayrıntılara bakıyorum. arkadaş, bir insan neden ohanzaa1988@bilmemne.com gibi bir maili cv'sine ekler? bu şekilde iyi bir işveren tarafından siklenmeyeceğini nasıl tahmin edemez? hem, yeni, adamakıllı bir mail almak bu kadar zor mu? kişinin aynı isim ve soyisminden oluşan mail alınmışsa, isimsoyisimdoğumtarihi@ olarak al, en basit formül bu yani. saçma mailleri olanları direkt eliyorum, ama kalanların yine de güncel mailleri olması lazım. n'olur n'olmaz, ulaşamazsam, mail atarım. bir de o maillere bakın bir zahmet, 3 ay sonra "benim için uygun, ne zaman geleyim??" diye whatsappvari bir cevapla dönenlere de cevap yazmıyorum. (hem o iki tane soru işareti ne?)

    de bağlacını yazamayanlara takığım. kabul, ben de ara sıra imla hatası yapabiliyorum. zaten düzeltenler oldu, teşekkür ederim. ama önünüzde bir paragraf var ve baştan sona kadar düzensiz cümlelerle, imla hatalarıyla bezeli. de bağlacına dikkat edilmesi beni ayrıca sinirlendiriyor.

    ayrıca bir insanın hobisi tv izlemek, seyahat etmek vs. olamaz. ben sizin bayramdan bayrama memlekete gittiğinizi ve hiçbirinizin kitap okumadığını daha iki cümleyi bir araya getiremediğiniz cv'nizden anlıyorum zaten. gidin, doğru dürüst bir hobi edinin. ne bileyim: satranç oynayın, resim yapın, çeviri yapın, tango yapın, pasta yapmayı öğrenin, yamaç paraşütü, kaya tırmanıcılığı, paintball gibi etkinliklere katılın. sayısız hobi alanı var, yapmasan bile yaz gitsin, sorarlarsa yeni başladım dersin, salla gitsin ya. yaratıcı ol yeter ki.

    2. diksiyon

    birini iş görüşmesine çağırmadan önce mutlaka kendim arıyorum. telefonda tiki, ne dediğini bilmeyen, karşısındakini dinlemeyen, laubali veya aşırı ukala biriyle konuşuyorsam eğer şu soruyla konuşmayı sonlandırıyorum:

    -sizinle bir iş görüşmesi ayarlamak istesem, ne zaman müsait olursunuz? (onlara ne zaman uygunsan o zaman gel diyorum, ne var? buna bile laf etmişsiniz ya.)
    -eee, cuma saat 11 desek?
    -aaa, benim o saatte işim var ama. hmmm şöyle yapalım, ben bu haftaki programıma tekrar bir bakayım, sizi tekrar arayayım, olur mu?
    -peki.

    (aramadı.)*

    *bu aramama mevzusuna da hemen değineyim. iş dünyasında aramamak "görüşümüz olumlu değil." demekle eşdeğer hale geldi, ne yazık ki. bunu bir tek işveren de yapmıyor ha. vurmayın hemen. "ben düşüneyim" deyip gidenler oluyor, ara beni bir hafta içinde, diyorum. aramıyor. benim şirketimde insan kaynakları yok. yönetici bakıyor o işlere. eğer, beğendiğim ama o iş pozisyonu için uygun olmayan bir aday olursa mutlaka ya görüşmede söylüyorum ya da görüşmeden sonra haber veriyorum. dürüst de oluyorum: "yabancı diliniz olmadığından" ya da "ne yazık ki bizim kriterlerimize daha uygun olan bir aday bulduk." diyerek kibarca sonlandırıyorum olayı. ama vallahi saçma salak tiplere dönmüyorum ya. çok lakayt olanlar var, böyle değişik bir havalar, ukalalıklar... onlara daha fazla zaman ayırmak gelmiyor içimden. kendimce, onları salak olduklarından ötürü cezalandırıyorum işte. bu tipler de nasıl biliyor musun? mesela, telefonda konuşuyoruz, ben özellikle maaşından çalışma şartlarına kadar her şeyi söylüyorum. anlaşamayacaksak sonradan boş bir görüşme yapmamak adına söylüyorum bunları. yemek kartı veriyoruz ayrıca, "peki ben yemek kartı istemeseem?" olmaz, veriyoruz. "nakit alsam olmaaz mı?" olmaz. telefonda bilgi soruyor, söylüyorum, böyle pazarlık ediyor benimle. bunlara dönmüyorum arkadaş. önce nasıl konuşulur onu öğrensin.

    3. görüşmeye gelmeyenler

    var böyle hayvanlar. bildiğin, görüşmeye gelmiyor. haber de vermiyor. bazen ben bile işsizlik rakamlarına şaşırıyorum. bu işsizlik rakamlarının azımsanmayacak bir kısmını bunlar oluşturuyor bak, ben diyeyim.

    bazıları ertesi gün falan dönüp "yaa benim dün iş görüşmem vardıı ama acil işim çıktıı" diye arıyor. ne işin çıktı lan? acil işim ve özel işim dediğinde kimsenin sormayacağını sandın değil mi? ama ben sorarım, çünkü sen yavşaklık yapıyorsun. bir insanın zamanından çalmayı asla affetmiyorum. zamandan çalmaktan kastım birine zaman ayırmak değil; birini bekletmek. ben o saate görüşme aldım diye yemeğe çıkmıyorum mesela, 1-2 saat sürecek bir işime başlamıyorum bölünmesin diye. bu şerefsizlere verdiğim saatte sözlükte falan takılıyorum işte, geç gelirlerse diye kendimi çok da meşgul etmemeye çalışıyorum. en fazla yarım saat bekliyorum ama, yarım saatten fazla geç kalırsa almıyorum görüşmeyi. tamam, istanbul'dayız. bazen 100 metre yolu 40 dakikada aldığımız da oluyor, biliyorum. ama madem yolda takıldın, haber ver. de ki: biraz gecikeceğim, trafik var. yalan bile olsa o kadar anlayışsız biri değilim, "tamam" derim yani. ama haber ver öküz, katıksız saygısızlık senin yaptığın. (benim görüşmeme gelmemelerinin nedenini "onları geri aramamam" olduğunu iddia edenler olmuş. olm mal mısın ya? benim birini aramamam zaten görüşmeden sonra olabilecek bir şey. böyle bir çelişkiyi nasıl öne sürüp "baaaüük lauauf soktüüüm" diye dolaşıyorsunuz anlamıyorum.)

    4. çok konuşan ve karşısındakini dinlemeyenler

    daha bugün başıma geldi. iyi bir aday, sırf gerzekliğinden ötürü kendi kendini yaktı.

    bakın, çok konuşmayı anlarım, ben de bazen çok konuşurum ama anlatacak, kayda değer bir şeyim olduğunda yaparım bunu. senin hayatınla ilgili önemsiz detaylar beni ilgilendirmiyor arkadaşım, iş görüşmesinde sen neden kiranı eskiden sevgilinle birlikte ödediğinden, şimdiyse ondan ayrıldığından ötürü tüm kiranın başına kalmasından bahsediyorsun ki? anan mıyım, baban mıyım? bana ne? bir de benim sözüm bir bitsin, sonra konuş. daha dün görüştüğüm bir ukalaya "bana cv'ni at, ben de pazar gününe kadar kesin bir şey söyleyeyim." dedim. birden damdan atlar gibi ofise gelmiş çünkü, bir şeyler anlattım, gitti. neyse. bu atmış maili, gördüm de sabah ama başka işlerim vardı, zaman olmadı. zaten pazara kadar demişim. bugün sabahın köründe arıyor ofisi. "n'oldu?" diye. ulan daha 12 saat geçmemiş üstünden, 6 aylık mı doğdun? ben tam o iş pozisyonu için aradığımız elemanla ilgili bir şey anlatıyorum, tak! sözümü kesti. "ama ben size bık bık bık demiştim." diye. halbuki 3 saniye beklese cümlemin sonunda zaten aradığı cevabı duyacak. ben de sinirlendim. "bir dakika ben cümlemi bitireyim isterseniz, sadece siz konuşursanız eğer monologdan öteye geçemeyiz." dedim, "hıı, pardon" dedi. ben daha da sinirlendim ama, sonra "duygu hanım, ben sizinle çalışmayı düşünmüyorum, görüşümüz olumsuz." dedim, kapattım. umarım neden işi kaybettiğini anlamıştır.

    5. yalancılar

    yalana karşı bir insan değilim, cidden. bana göre yalan; insanın kendi çıkarı için kullandığı bir araç. etiktir, değildir, tartışmıyorum. ama mantık kurallarına uygun, kendi içinde tutarlı yalanlar söylendiğinde insanların işine yaradığı da bir gerçek. eğer yalan söylenen kişi cin gibi biriyse ama bir yalanı da yiyorsa, yalan söyleyeni tebrik ederim arkadaş. yaratıcı ve akıllıca olduğu sürece bir itirazım yok. ama cem yılmaz'ın da dediği gibi: yalancı, yalanı söyleyemeyene denir. bazıları o kadar kötü ki bu konuda. eski iş deneyimlerinden veya kendilerinden bahsederken öyle yapmacık, öyle kötü mimik ve jestler kullanıyorlar ki, bazen kendimi tutamayıp "peki siz inandınız mı bu söylediklerinize?" diyorum. arkadaşım, kolpasın işte. beni mi gondikleyeceğini zannediyorsun?

    6. genel olarak sevmediklerim

    burada biraz yanlı davrandığımı kabul ediyorum ama bu konuda daha hiç fire vermedim. bir elemanla yüz yüze görüşmemizden sonraki 5-10 dakika içerisinde düşüncelerim yüksek oranda şekilleniyor. o insanı tanıyorum demiyorum bak, o kişiyle ilgili bir izlenim ediniyorum sadece. bir insanı tanımak için yıllarınızı vermelisiniz, ama hiçbirimizin o kadar zamanı yok. ben de kendimi buna adayamaycağım. mesela:

    -suratsız, sanki hayatında hiç gülmemiş gibi duran insanları asla almam işe. çünkü kimse öyle biriyle çalışmak istemez. insanın modunu düşürüyorlar. onlarla konuşmak, çalışmak da zorlaşıyor. sürekli mutsuzlar, sürekli şikayet ediyorlar, her şeye karşı düşünceleri olumsuz. e arkadaşım, biz müşterilerle görüşüyoruz. müşteriye durmadan negatif olursan bana zarar verirsin, olmuyor haliyle.

    -mütevazi değil, öz güveni düşük insanlar. bu ikisi genelde karıştırılıyor. mütevazi insanları severim. öz güven derken de öyle "dünyaları ben yarattım" gibi bir edayla gezmesine de gerek yok. zaten, öyle insanları sevmiyorum. o insanlardaki öz güvenin yüzde biri bile yok bende, ego manyağı deyivermişsiniz hemen ama yok. ben burada pısırıklıktan bahsediyorum. önemli bir konuda bile yöneticilerine bir konuyu aktaramayan tipler biliyorum. sesi çıkmaz, bir gruba dahil olamaz, şöyle atak olup da bir iş bitiriciliği yoktur. performans düşüklüğü bu işte.

    -dinciler. evet arkadaşım, ben dinci sevmiyorum, ne dersen de. türbanlı zaten almam işe, bir de "burada mescidiniz var mı?" diye soran herifi de almam. çünkü yaşam tarzlarımız, düşünce yapılarımız hiçbir şekilde uyuşmayacak. "karşılıklı anlayış, sevgi, saygı" falan da demeyin. ben modern anlayışa sahip bir sektördeyim, göz önünde de olduğumuz çok oluyor, kendi "inanışı" gereği sözle değil, gözle bile beni eleştirecek insanın yanımda işi yok. bunun namazı var, orucu var, bilmem ne... mesaisini cennete gitmek için harcayacak ya da ağzı açlıktan kokacak biriyle kaçınız çalışır? almıyorum. "insanlık suçu işliyüüürsüün, bu iş hukukünee aykuruuu" diyen arkadaşlarım, bakın. benim zamanında hem insanlığa, hem iş hukukuna uygun bir şekilde aldığım insanlar zaten beni bu yola getirdi. ensar vakfından hatırlayın, bu dinci zırtapozların çoğu sapık, gerçekten sapık. bir tanesini durmadan masanın altından gözüken bacaklara kitlendiğini zamandan hatırlıyorum. yaz mevsimi, askılı giyen çalışma arkadaşlarına bakarken ben fark edince gözünü kaçırdığını yakaladım birçok kez. taksim'de çalışıyoruz, "akşam içmeye gidelim." diyenler oluyordu "tövbe estağfurullaah". olm, insanlık minsanlık demişsin de daha bu gavatın başkalarına saygısı yok, benim niye olsun? dinler, insanların mantık devrelerini yakıyor. durmadan, inandığı zırvalık yüzünden davranışlarına ket vuran, bir yere sağ ayakla girmesi gerektiğine takmış, kendine ait bir düşüncesi olmayıp, yalnızca hiç görmediği allah'ının ona ne söylediğine göre davranan adamla be-nim i-şim o-la-maz. benim işimde yaratıcılık var, yaratıcılık da, bir beyin ne kadar özgürse, o zaman ortaya çıkıyor. burada asıl kriter "dinci olması" değil bakın, iş kriterine uygun olmaması. e iş kriterine uygun olmamasını da zaten dini oluşturuyor. bu.

    -boya küpüne düşmüş kadınlar. ben çok makyaj sevmiyorum arkadaş. kendim bile çoğu zaman yalnızca ruj sürerim. çok makyaj yapmayan kadınlara saygı duyuyorum. kendini boya vitrini gibi gezdirenleri de sevmiyorum. haliyle, yüzündeki fondöten bir santim kalınlığında olan, sabahında köründe koyu bir far sürmüş, hatta kirpik takmış (!) -kirpik la kirpik- kadınları sevmiyorum. bana çok boş geliyorlar. sanki hepsi pucca, aşkım kapışmak okuyor ve demet akalın dinliyor gibime geliyor. ne yazıktır ki, çoğu da öyle. bana zeki, çevik eleman lazım. "kanalıma hoş geldiniiiz"ler değil. bunlar da nasıl oluyor ofiste biliyor musun? bütün gün atarlı giderli sevgilileriyle tartışıyorlar, alışveriş sitelerinde geziyorlar, candy crush oynuyorlar, oje yeniliyorlar. beni kapitalistin tillahı yapmışsınız da hangi kapitalist bu kadar özgür bir iş ortamı yaratır? milleti sömürmeye değil, karşılıklı, keyifli ve ortak çalışma yapmaya uğraştım hep.

    -bahaneciler. bir bahane, eğer zekice oluşturulmuşsa aynı yalanda olduğu gibi ben hoş görürüm arkadaş. çünkü, zeka belirtisi birçok şeyi takdir ediyorum. etik olup olmadığı, sonuçlarının da zararlı olup olmadığı tartışılabilir sadece. ama aynı, yukarıda anlattığım yalancılarda olduğu gibi, bahanelerinin bahane gibi gözükmemesi lazım, neden olarak gözükmesi lazım. bir şeyleri yapamadığında "şu şöyle oldu da, bu böyle oldu da" diyecek insanların işe alınmaması lazım. çünkü bunlarda şöyle bir delüzyon da var: gün içerisinde herhangi bir şekilde dikkat dağınıklığı yaratan her şey ama her şey, bu kişiler için bir mazarettir, bunu kullanırlar. çalışabilmek için ruh hallerinin çok düzgün olması, o an çok iyi hissediyor ve düşünüyor olmaları ve hatta o an, o işi yapmak istemeleri gerekir. ama bu çoklu denklemde bunların her biri aynı anda gerçekleşmez. böyle olunca "yok regl oldum, yok başım ağrıyor, yok sevgilimle kavga ettim, yok efendim duygusal olarak iyi değilim." gibisinden salak bahaneler öne süren insanları sevmiyorum. yahu, arada bir olur, anlarım da, hayat durmadan seni mi yoruyor arkadaşım? böyle derdinden yakınma lüksü bile olmayan insanlar var. ortada yapılacak işler var ve bunun yapılması gerekiyor, bu kadar basit. bir insanın başına kötü şeylerin gelme olasılığı bellidir. ama senin her seferinde işi bitirememe yüzden, bu olasılığı çoktan aşıyor.

    -sadece iticiler. iticilik, yüzden, tipten, mimikten de olabilir ama çoğu zaman davranış bozuklukları buna yol açar. ülkede gerçek anlamda birçok psikolojik sorunu olan insan var. bazıları takıntılı, bazıları paranoyak, bazıları sapık, bazıları sadist... bunları görüp, fark edebilmeniz lazım. lie to me, the mentalist, sherlock holmes ve türevleri olan dizilerin bütün bölümlerini izleyip, sigmund freud kitaplarına hayran biri olarak, insan sarrafı olacak hamurum ve yaşım henüz olmasa da, insanları tanımada biraz bilgi sahibi oldum. yararı oldu bunların sadece. birkaç salak gelip onu izlemekle olsaydı teyyyy... diyor. salak, sen insanları burcuna göre tanımaya çalışan bir yavşakken, benimki daha mantıklı duruyor inan. birkaç veri genel olarak düşüncelerimi şekillendiriyor ve haklı olduğumu bana gösterecek birkaç sonuç aldığımda da kendimi mutlu hissediyorum. bizim şirket de, hep gençlerden oluşan, enerjik, her günün rahat ve dostane geçtiği bir ortama sahip. haliyle bunun bozulmaması gerekiyor. herkesin mutlu ve rahat çalışabildiği bir ortam yarattım, tek amacım da bunun bozulmamasını sağlamak. o yüzden de gelenler oluyor ve gidenler oluyor tabii.

    işe alınacak kişiler, o işi yapabilme becerisiyle birlikte insani yönleri gelişmiş, sosyal ve arkadaş canlısı kişilerden oluşmalı. bunların tersi, yukarıda sıraladığım gibi toplum tarafından da sevilmeyen kişilerdir. işe alınmaması gereken çok insan vardır ama bunun nedeninin büyük bir kısmını bozuk kişilikleri oluşturmaktadır.

    edit: bu tip insanlarla oturun bir de siz çalışın bakalım, sümsük sümsük yorum yapmaya gelince maşallah millet çok biliyor. #68051665 numaralı entry'de biraz daha açtım konuyu, buraya da birkaç ek madde ekleyeceğim, çünkü tartışmayı seviyorum. burada tartışmadan kastım kavga etmek değil, bazı yorumlardan ders aldığım da oldu, teşekkür ederim bunun için ama cidden şunu merak ediyorum: alt tarafı, kendi subjektif yorumlarımdan oluşan ve iş alımı konusunda mutlak doğruyu dillendirmediğim bir yazıda cinselliğimden, psikolojimden, ağzımdan burnumdan giren tipler "mini şort giyen kızın yaşama sebebi" gibi yorum yapanlara ne diyorlar? bana dalınma şiddeti biraz fazlaydı çünkü, bunun üstü nedir ve ne için kullanılır merak ediyorum.

    1. bizim şirketimiz küçük bir şirket. insan kaynakları departmanımız yok, ben de insan kaynakları değilim ve insan kaynaklarının zaten gereksiz bir departman olduğunu düşünüyorum. çünkü pek bir şey yapmıyorlar, o pek bir şeyi, ben de yapabiliyorum, bu yüzden gerek duymuyoruz. ayrıca, bu başlık zaten "işe alınmaması gereken insanlar". zaten olumsuz şeylerden bahsedilecek yani, sürpriz falan değil.

    2. dikkat ederseniz "ingilizce bilmeyen, yüksek lisansı olmayan, sertifikası olmayan vs." gibi şeyler yazmadım. benim için insanlık önemli arkadaş. insan olsun, canımı yesin. tüm yazım da bunun üzerineydi zaten. tamamen davranıştan gittim. zaten hepi topu 30-35 kişi çalışıyor şirkette. sürekli de birlikte zaman geçiriyoruz. öyle herkesin kendi kendine takıldığı, çok kurumsal bir yer değil, haliyle ailede sıkıntı çıkaran biri olduğu zaman herkesin siniri bozuluyor, var çünkü öyle zararlı tipler. ki, evet, çalışanlara "nasıl biriyle çalışmak isterdiniz?" diye sorulur. çünkü insanların işe isteyerek gelmesi gerekir. o zaman hiç çalışmış gibi gelmiyor insanlara, bu da iş verimini artıyor insanların. mesela benim lise mezunu, bilgisayar kullanmayı bile bizim öğrettiğimiz bir çalışma arkadaşım var. acayip tatlı bir kız, samimi, eğlenceli, 8 ay kadar oldu başlayalı. peki siz bunu biliyor musunuz? hayır. çünkü bahsetmedim. niye bahsetmedim? çünkü başlık "işe alınması gereken insanlar" değil.

    3. de bağlacı konusunda yazdıklarımda siz haklıydınız gençler, ben kabul ettim bunu. ama bizim işte metin yazarlığı gibi de bir pozisyon var, haliyle o da biraz önem arz ediyor. diline biraz hakim olması gerekiyor çalışanların.

    4. çok güzel yorumlar yapan arkadaşlara da teşekkür ediyorum. güzel bir dille eleştirenlere de. o kadar güzel yorumlar da aldım ki. "keşke benim patronum da zamanında bu kriterleri uygulasaydı da, şimdi çalıştığım hayvanlarla çalışmak zorunda kalmasaydım." diyenden, bana mesajla yardırdıktan sonra benim ona iş alanım ve şahit olduğum konularla ilgili yazdığım cevaptan sonra "kusura bakma, ön yargılı davranmışım." diyen de, defalarca "bunu basıp patronuma vereceğim, çıktısını şuraya asacağım." diyene kadar... iş görüşmelerinde bu söylediklerimin çok işine yarayacağını söyleyip teşekkür edenler de oldu. bu insanların her biri sizin gibi kötü niyetli değil işte, neden bahsetmek istediğimi anlıyorlar. tamam, üslup konusunda hatalıydım biraz, sert yazmışım, ben de fark ettim, bu yüzden incittiğim kimseler varsa özür dilerim ama, gerçekten işsiz olan bünyelerde nefret yaratmamın sebebinin asıl ik'cılar olduğunu düşünüyorum. ben onlardan biri değilim çünkü. hiç ik'cı olmadım, asla da öyle boş beleş bir iş yapmam.

    5. ayrıca nereden biliyorsun iş yerinde olduğumu? belki evde yatıyorum lan. mesaide entry kasan da bilmem ne de... herkes sizin gibi mesaili çalışmıyor arkadaşlar. iş olunca gidiyorum ben.
  • işin niteliğine uygun olmayan insanlardır. gerisi işverenin gotunden uydurdugu, egoist tavırların sonucu olan saçma kriterler ve kriterlerin muhatabı olanlar; zaten bu işverenlerden kat kat değerlidir.
  • devamlı iş değiştirmiş;önceki çalıştığı yerlerde kısa süre kalmış insanlar.

    edit: (bkz: #68050236)

    "bildiğiniz gibi artık iş dünyasında aramamak'görüşümüz olumlu değil.' demekle eşdeğer." diyen öküzler de bu gruba dahildir. yurt dışında iş aradığım dönemde en geç 10 gün içerisinde (ort.7 gün) geri dönüş oldu. önce arayıp sonra aramamak tam bir hayvanlıktır.
    egosunu siktiğimin pezevengi...
  • siksok vasıfsız ik'cıların değerlendirmemesi gereken insanlardır.
  • 4-5 yillik tecrübeli kisiler tarafindan degerlendirilmemesi gereken insanlardir. buna karar verecek kisinin hem sirket hem de yaptigi is hakkinda cok daha fazla tecrübesi olmasi gerekir.

    bana göre ise alinmamasi gereken insan zeki olmayan ve/veya sorumluluk sahibi olmayan insanlardir.