şükela:  tümü | bugün
  • tüm dinlere entegre edilebilecek genel bir motto vardır; "komşusu açken tok yatan bizden değildir." diye. tabi siz komşuluğu yan yana dizilmiş lüks villaların olduğu semtlerle sınırlarsanız, lüks içinde yaşamayı normal addedebilirsiniz. komşunuzun yeryüzünde yaşayan tüm insanlar olduğunu idrak edebildiğiniz de (din,dil,ırk,cinsiyet ayrımı gözetmeksizin) lüks ister istemez sizi rahatsız etmeye başlayacaktır. bu insani bir duygudur. zorlamayla, dayatmayla anlaşılabilecek bir şey değildir.
  • zekatın ve sadakanın düzenli olarak verildiği, yine kurbanın düzenli olarak kesildiği, hac farizasının yapıldığı yani kısacası servetin bir kısmının allah yolunda harcandığı durumda lüksü eleştirmek anlamsız bir durumdur.hele ki lüksün haram olduğuna dair bir hüküm islam'da yoktur.

    islam'da mal ve para edinme konusunda herhangi bir sınır yoktur.fazla kazanılan paranın da bir kısmının, abartmayacak şekilde lükse yatırılması son derece insani bir durum.aksi takdirde herkesin belli bir standartta yaşadığı bir düzende kimsenin belli bir servet düzeyinin üstüne çıkma isteği kalmaz, ki bu da ekonominin çarklarını olumsuz yönde etkiler.
  • yoktur böyle bir şey. var olduğunu iddia eden kaynağını göstersin. (kuran, sünnet, hadis?)
  • ticaret, sömürü ve kölelik sistemini olumsuz yönde etkileyeceğinden doğruluğundan şüphe ettiğim, kaynağını merak ettiğim iddiadır.
  • allah(c.c), "verdiğim nimetleri, kullanmalarını severim" ve "çalışana veririm". buyuruyor. çalışıp kazanmak ibadettir. zenginlik günah değildir. allahü teâlâ şükreden zenginleri sever.

    ahir zamanda müminler için zenginlik saadettir. (i. rafii)
  • diğer mal varlıklarının yanında on milyon dolar nakit parası olan müslüman (yahudi, budist, ateist vs...) benim bindiğim arabaya binmez, benim yediğim yemeği yemez, benimki gibi bir evde oturmaz. aynı hayatı süreceksek on milyon doların ne anlamı var? yılbaşında neden piyango bileti aldım ben?

    lüks denilen mefhumun tanımı için bakınız: #7735542

    ayrıca bakınız:
    al-i imran 24
    al-i imran 78
  • şöhret ile birlikte bir müminin kalbini zehirleyen en önemli bir musibet.

    hz. ömer hanımının (veya 4 hanımından birinin --> düzeltirsiniz) kendisine aldığı yeni kıyafeti nasıl aldığını sormuş;

    -senin verdiğin akçelerden arttırarak (ne vardı acaba o zamanlar ticaret için)
    -hemen onu satıyorsun. biz ancak kendimize yeten kadar kullanırız.

    şimdi ise götlerindeki boku üzerinde ysl arması olan tuvalet kağıtları ile silenlerin, evlerini 24 saat kabe yayını yapan plazma tv'ler ile dekore eden aşmış anarko-müritlerin olduğunu bilmek sevindirici.

    yönetici konumunda olup da öykündükleri mitolojinin karikatürü bile olmayı beceremeyen, bir pop starı gibi şöhret, karun gibi zenginlik peşinde koşan demokrasi mücahitlerimiz için ise cevap basit;

    düşmanı alt etmek için gerekirse onlar gibi davranacaksın.
  • islami burjuvaziyi kapsamayan yasak.

    "mimar şafak çak, “islami burjuvananın mimarı” olarak ünlendi. 8 yıldır iç mimarlık yapan çak, her ne kadar bizim röportajımızda üzerini vurgulayarak, “ben aynı zamanda laik kesimin de evlerini yapıyorum, minimalist çalışmalarım da var” dese de, islami burjuva için yaptığı evler hayli dikkat çekici. röportaja başlamadan önce “asla fotoğraflarını veremem” dediği bir evin görsellerini bizle paylaşıyor. fotoğrafları çeken arkadaşım gamze'yle gözlerimiz yerinden fırlıyor! inanın abartmıyorum.

    işte tarabya'daki ev
    ev diyemeyeceğim, villa mı saray yavrusu mu desem daha iyi anlatır tam bilemiyorum, varaklar, aynalar, pırıltılar... evde tahtlar var. “fatih sultan mehmet'in tahtından esinlendik” diyor çak. tam 8 taht konmuş eve. evin manzarasından tarabya tarafında olduğunu saptıyorum. şafak çak yalanlamıyor. evin içine yerleştirilen plazma ekranlardan 24 saat boğaz manzarası izleniyor. mimber hayli şatafatlı. yani mimber de var evde. zaten evin her köşesi şatafatlı. swarovski taşın girmediği nokta yok, tuvaletler bile taşlı. napolyon'un at üzerindeki görüntüsünü çağrıştıran tablo dikkatimizi çekiyor ama resimdeki napolyon değilmiş!

    ibrahim tatlıses ve sibel can'dan kişiye özel konser
    bu evin sahibinin ilginç zevklerinin de olduğunu fotoğraflardan çıkarıyoruz. taht benzeri koltuğun hemen yanında bir müzik sistemi ve sahnecik var. bu evin sahibi dilerse ibrahim tatlıses'i, dilerse de sibel can'ı evinde konsere çağırırmış. kişiye özel konser! şafak çak, ezcümle şöyle diyor: “istanbul'da böyle bir hayat var. biz bu kesime uzun süre zenci muamelesi yaptık, onların da bir zevki var.”

    şanslıyım ama çok da çalışkanım altın çocuk gibiyim
    işe nasıl başladınız?
    45 senedir babam bu işin içinde, mobilya sektörünün önde gelen isimlerden biri. babam kaya çak 1970'li yıllarda yuvarlak yatak satardı. yenilikler getirirdi türkiye'ye. kaya çak'ı istanbul'da herkes bilirdi. babam siyasete girdi ve işi bıraktı. sonra işi ben devraldım.

    işin içine doğmuşsunuz. eğitim aldınız mı?
    ben yuvadayken de işin içindeydim. çok yaramazdım. herkes “eyvah şafak geliyor” derdi. amerika'da okudum. askerlik dönüşü babam siyaseti bırakmıştı, 2000 mayıs'ında ben ve başak ablam işi devraldı.

    ilk işiniz neydi?
    ilk aldığım iş deha orhan'ın eviydi. ten çamaşırlarının sahibinin oğlu. deha orhan hayatımı değiştirdi. bana güvendi... ben müşteri bekliyordum, ofisin kapısından girdi ve bana işi verdi. ilk onun evini yaptım. kendi aile çevrem ve babamın siyasi çevresiyle işe başladım. şanslıyım ama çok da çalışkanım. küçükken çok iyi yaptığım iki iş vardı. biri piyano çalmak, ikincisi lego yapmaktı. 5 yaşında akm'de konser verdim. altın çocuk gibiydim.

    islami burjuvanın çocukları dubai zevkini buraya taşıyor
    muhafazakâr çevrenin evlerini yapmaya nasıl başladınız?
    tamamıyla tesadüf. florya'da bir daire yapıyordum. 2005 yılıydı. aslında zaten muhafazakâr çevre 2004'ten sonra bu tip evler yaptırmaya başladı. ben de o dönemde içlerine girdim. ama şunun altını şiddetle çizmek isterim. ben müşterilerimle gizlilik anlaşması yapıyorum. 5 yıl onlar evlerini basınla paylaşmıyor, ben de onların evlerini basına vermiyorum. aktüel dergisi'ne de yaşam tarzı değişikliğiyle ilgili bir röportajda bunları anlattım. yaptığım işlerin basında reklamını yapma amacında olan biri değilim.

    ama bunun getirisi de oldu size...
    evet. şu anda özellikle de new york times'taki haberden sonra hindistan'dan bana kumaş parçaları gönderenler oldu. artık dünya küçük. dubai'de ve new york'ta da iş aldım. bunlar çok heyecan verici. ama ben yine de fısıltının en iyi reklam olduğuna inanıyorum. yaptığım evler beğenildi, o evleri ziyaret edenler beni buldu. müşteri müşteriyi getirdi. ben hiçbir şeye tukaka demedim.

    islami burjuvanın evlerindeki yaşam tarzı hayli dikkat çekici... şatafat, gösteriş ön planda. bu da çok tartışıldı. bu insanlar bundan rahatsız değil mi?
    bir kere herkesin zevki farklı. ben insanların isteklerini iyi anlıyor ve çok çalışıyorum. teknolojiyi çok iyi takip ediyorum. ben tadilat yapmıyorum, bir evde cazibe noktaları yaratıyorum. bu kişiler özellikle çocuklarını çok iyi okullarda okutuyor. çocuklarını genelde dubai'de amerikan kolejleri'nde ve üniversitelerinde okuyor. oradaki zevki buraya taşıyorlar.

    evlerine önem veriyor, milyon dolarlar harcıyorlar
    o zevki nasıl anlatırsınız?
    evet şatafatlı, abartılı, arabik. orada ileri teknoloji var, yenilikler var. onları burada da istiyorlar.

    evlerine çok para harcıyorlar diyebiliriz...
    harcayanlar var. 50 milyar harcayan da var milyon dolarlar harcayanlar da...

    sizin projelerinize baktım. namaz salonu var örneğin asansörlü... ne gerek var böyle bir teknolojiye namaz salonunda?
    müşterilerin akıllarına fitneyi ben sokuyorum. onu neden yaptık. küçük oda vardı, çok geniş değildi. müşterim hem namaz odası hem de sohbet odası istiyordu. ben de bu ikisini aynı odada yaptım. namaz kılınacak sedir uzaktan kumandalı oldu ve tavandan çıktı. müşterim de bu fikri çok sevdi.

    ilginç!
    aslında hiç de ilginç değil. çünkü aynı modeli yaptığım modern evlerde de kullanıyorum. onlarda da dvd platformunu ve barı tavana gömüyorum. dvd izleyecekleri zaman indiriyorlar. kısacası müşterinin talebine bakıyorum. ileri teknolojiyi kullanarak yolumda ilerliyorum. modern bir çiftin iki katlı evini yapıyorum. onların da salonunda bir anda gece kulübü ortamı olacak. müzik sistemi ve barı tavana yapıyorum. kumandayla aşağı inecek.

    boğaz izlensin diye evin çatısına dönen kamera yerleştirdik
    evde sürekli boğaz manzarasını izlemek için plazmalar ve kameralar kuruyormuşsunuz. bunu talep eden müşteriniz mi oldu?
    yaptığım villa boğaz manzaralıydı. evin de odalarına, salonuna, birçok köşesine farklı büyüklüklerde plazmalar yerleştirdik. boğaz'ı izlemek için de evin çatısına 360 derece dönen kameralar koyduk. bu evlerin güvenliği için zaten bu tür sistemler kuruyoruz. boğaz görüntüsünü 24 saat evin içine verdik. yatağına yatıyor, dilerse boğaz'ı izliyor.

    kâbe'yi de izletiyormuşsunuz...
    doğru. bunu yapınca “niye kâbe'yi izlemesinler” diye düşündüm. talep de vardı.

    24 saat kâbe'yi mi görmek istiyorlar?
    aynen. bunu da sağladık birkaç eve. teknolojinin nimetlerinden yararlanıyoruz.

    muhafazakâr aileler swarovski'yi çok seviyor, parkede bile var
    projelerinizin hemen hemen çoğunda swarovski taş kullanılmış. banyolarda, parkelerde...
    evet. bunu da talep ettiler. ben de swarovski taşları alıyorum, istenilen yerlere mıhlama yapılıyor. işçiliğimiz iyi. parke taşlarda da var, lavabolarda, musluklarda hatta tuvaletlerde de var. müşterilerimiz istiyor.
    para olunca harcamanın sınırı yok!
    valla sonu yok. bir plazma ekranı swarovski'yle kaplarız, bir anda 45 bin lira olur. muhafazakâr aileler swarovski taşını çok seviyor.
    ben aslında yeter diyorum ama istenince de ne yapayım? dünyada sadelik var, biz de özellikle bu kesimde şatafat var.

    antika, osmanlı kültürü merakları var mı?
    antikaya hiç meraklı değiller. eskiyi sevmiyorlar. şatafat olma nedeni, bu ailelerin çocuklarının çoğunun dubai'de okuması, biraz önce de söylediğim gibi. yeni teknoloji ve gösteriş ön planda. tarih merakı yok. antikaya meraklı değiller.

    dubai'de de proje yapıyorsunuz...
    dubai'de palmiye adası'nda iş yapmaya başladım, bir de new york'ta iş aldım. bunlar beni çok mutlu etti. dubai'deki müşterim türk. oradaki evde de 24 saat boğaz izlenecek.

    salona bakan camdan banyo yaptık kapısını kilitleyince camı buzlu oluyor
    başka neler yapıyorsunuz, teknolojiyi kullanarak?
    çok farklı şeyler var. banyoda bir farklılık yakaladık. birkaç evde banyo salonun ortasına bakıyor ve camdan. ama banyonun içine girip kilitlediğinizde cam buzlu oluyor.
    bu bodrum'da kervansaray otel'de var. pahalı bir teknoloji. düşünün banyo cam, manzaraya bakıyor. ayrıca biz ataköy'de de jakuziyi pencerenin dibine dayadık, çok keyifli oldu. yağmurda karda pencere dibinde jakuzi.

    süpürgelikler niye prada yapılır?
    çok talep var. kumaşı prada. ahşap üzeri prada kumaş geçirilmiş.

    bu ne kadarlık bir fiyat farkı yaratıyor?
    normal süpürgeliğin metresi 50 lirayken, prada süpürgeliğin metresi 350 euro.

    siz yeni bir çalışma da başlatıyorsunuz. “50 bin tl'ye de ev yaparım” diyorsunuz...
    ben orta halli ailelere de hesaplı evler yapmak istiyorum. şu anda birçok projede evler kaba halde teslim ediliyor. müşteriler ne yapacaklarını şaşırıyor. bir evi kabadan aldıklarında kendileri yapmaya kalkıyorlar ve çok para harcıyorlar. oradan buradan çok güzel şeyler buluyorlar ama bir araya gelince bunlar iyi olmuyor. bu şuna benziyor, dünyanın en güzel on kadınını alın, birinin dudağını, birinin bacağını alın birleştirin, en güzeli çıkmaz. türkiye'de evler çıfıt çarşısı gibi. evet özeniyoruz ama zevk sahibi değil türkler. minimal ev çok az. ben 100 metrekarelik evler için farklı paketler tasarladım. içinde elektronik eşyası, beyaz eşyası ve her türlü mobilyası var. ödeme sistemini de müşteri seçiyor.

    siz evlere kilimadan gül suyu da pompalıyorsunuz...
    amerika'da sokakta yürürken gördüm bir mağazada. klimaya takıyorsun, istediğin parfümü püskürtüyor. 30 dolarlık bir aparat. ben ona gülsuyu koydum. muhafazakâr ailelerde gülsuyu çok kışkırtıcı, deli edici bir şey. çok isteniyor.

    muhafazakâr kesim ya da islami burjuva daha çok evde mi yaşıyor?
    evdeki yaşamı, evlerini önemsiyorlar. hakkasan'a da gidiyorlar. benim o kesimdeki müşterilerimle iş yaptığım sürece onlarla aile gibi oluyorum. “evinizi yapacaksam, sizin kaç iç çamaşırınız var bilmek zorundayım, dolaplarınızı ona göre yapıyorum” diyorum. zevklerini ve ihtiyaçlarını biliyorum.

    bu evler haremlik-selamlık üst kat genelde kadınların
    bu kişiler evlerinde alkol alabilecek misafir ağırlamak için bir talepte bulunuyor mu?
    hiç alkol alan misafirleri olduğunu sanmıyorum. yok. bence burada ispat var. “artık bizde varız, bizim zevkimiz var” diyorlar. zevk bir arabayla, bir de evle yansıyor dışarıya.

    tablolar gördüm projelerinizde, o tablolar nasıl seçiliyor?
    ben alıyorum müşteriler için. paris'ten alıyorum genelde. daha ekonomik oluyor. buradaki müzayede ortamını zaten onlar sevmiyor. avrupa'da çok osmanlı tablosu koleksiyonerleri var.

    bu müşterileriniz profili nasıl?
    az konuşuyorlar, sakinler, çalışkanlar. ödemeleri genelde nakit yaparlar.

    bu evler haremlik-selamlık mı?
    alt kat, üst kat var. bu evler öyle. kadınlar üst katta.

    cami gibi...
    biraz öyle. hocanın oturacağı yerler yapılıyor. mimber yapıyoruz.

    global krizden etkilenmedi mi müşterileriniz?
    krizden bizim müşteriler etkilenmedi. ama bizim perakende işimiz etkilendi. projelerde biraz daralma oldu. 600 kişiye iş olanağı sağlıyoruz. krizde bu kişilere iş vermemezlik etmedik.

    beyinleri hızlı okuyorum, sonra da dua edip istihâreye yatıyorum
    bir müşteriniz size “bana bir ev yap, bu eve giren adamın 30 milyon doları var desin” demiş. ne yaptınız o evde?
    salonun ortasına mermerden kuğu astım. parayı iyi gösteririm.

    sizi neden tercih ediyorlar?
    ben yalnızca islami burjuvaya iş yapmıyorum. müşterilerimin yüzde 50'si laik kesimden. modern evler de yapıyorum. ben beyinleri hızlı okuyorum. iyi dinliyorum. sonra istihâreye yatıyorum...

    nasıl?
    istihâreye yatıyorum, inanın yalnızca o işi düşünüyorum. müşterinin istedikleri benim için tamamdır. herkes beste yapamaz. yeni ev gelince, sanatçı sahneye çıkmadan önce nasıl heyecanlanırsa ben de öyleyim. allah'a dua ediyorum, sürekli o projeyi düşünüyorum. bana gelip bir kanepe yaptıran da var, milyon dolarlık ev yaptıranlar da... projeyi hazırladığımda genelde hemen “olur” alırım. evi bitirince davet veriyoruz. en yakın 20-25 yakın arkadaşlarını çağırıyoruz.

    evi teslim ederken neler yaşıyorsunuz?
    ne kadar zaman biçtiysek, genelde en son anda bitmiş halini görüyorlar. müşteri eve girince “eline sağlık teşekkür ediyorum” diyorsa başarısızsın. müşteri evini görünce hiç konuşamıyorsa, “hadi ya, bu o ev mi” diyorsa başarılısınız. bu çok büyük bir zevk veriyor.

    anadolu kaplanları en çok kurtlar vadisi'nin ofisinden istiyor
    müşterileriniz hep istanbul'da mı?
    hayır. bu aralar anadolu'nun ötesinden çok talep var.

    anadolu kaplanları mı?
    evet ama onlar genelde ev değil ofis istiyor.

    nasıl ofisler?
    kurtlar vadisi ofisleri. eskiden bir masa, bir kasa vardı, şimdi öyle değil. duvarın arkasında gizli oda olsun, kütüphane olsun filan istiyorlar. türkler animasyonları ve oyuncakları çok seviyor. otomasyon işini çok seviyoruz. ortada dekorasyon olmasın, ben şu kalemi buradan şuraya kaldırayım “vavvv' diyorlar. ben de son zamanlarda izmir'den etkileniyorum. kendimi california'da gibi hissediyorum orada. izmir yeniye ve teknolojiye çok meraklı. orada iş yapacağım. bodrum'da “halikarnas'ı evimden sürekli izlemek istiyorum” diyen oldu.

    yurt dışından louis vuitton ve chanel tuvalet kağıdı getiriyorum
    bu tuvalet kağıtları işi nereden çıktı?
    tuvalet kağıtlarını ilk amerika'da gördüm. bush, dolar filan vardı. sonra renklilerini gördüm amsterdam'da. fosforlu, mor, turuncu renklerde. ben de getirmeye başladım. louis vuitton, chanel'in de tuvalet kağıtlarını getiriyorum. bunu markalara tepki göstermek için satıyorlar amerika'da. türkiye'de ise farklı. evler markalar için iyi bir pazar. herkes aslında her şeye meraklı. bu tuvalet kağıtlarını daha çok “ben bu markaları ancak böyle kullanırım” diyenler alıyor.

    bir adamın parasını ya metres ya da iç mimar yer!
    toplumumuzda iç mimarla çalışmak çok yeni gelişiyor... işiniz bu anlamda zor değil mi?
    bizim memleketimizde iç mimarla çalışmayı bilmiyorlar. bir güven yok. şöyle bir laf var biliyorsunuz, “bir adamın parasını en iyi metres ya da iç mimar yer.”

    bir de tekne...
    aynen. benim ekibim de çok iyi. ayrıca bir iç mimarın en iyi bilmesi gereken şey parayı nasıl kullanacağı. boyacını, marangozunu iyi seçmen lazım, bunlar seni kral da yapar idama da götürür.

    size “benim bütçem şu, şöyle bir ev istiyorum” diye mi geliyorlar?
    dediğiniz doğru ama öyle olmuyor. “cebimdeki para seni neden ilgilendiriyor, kaça yapıyorsun?” diyorlar. ben bütçe istiyorum. ben her şeyi, müzik sistemini, buzdolabını nereden ne kadara aldığımı söylüyorum. paris'ten nereden tablo aldığımı biliyorlar. bazı şeyleri toptan aldığım için aslında müşteriye de hesaplı işle geliyorum.

    paralarını başkalarına da dağıtıyorlar
    islami kesimin bu kadar para harcaması sizce doğru mu? evinde şatafattan vazgeçmemesi?
    parası varsa ve sadece kendine değil, kazandığını başkalarına da dağıtıyorsa bir kişi, harcasın ne var ki bunda. ben biliyorum, bu kişiler onlarca, yüzlerce kişiye de bakıyor aynı zamanda. bu kişiler kendilerine harcadıkları kadar dışarıya da harcıyorlar. (vatan) "

    (bkz: http://www.ensonhaber.com/…rjuvanin-ev-halleri.html)
  • 'lüks'ten maksat israf ise zaten irapta mahalli yoktur. yok, zenginlik ise hükmün geçerliliği zaman ve mekana göre değişkenlik arz eder. bu değişkenliğin keyfiyeti ise ancak 'dâr' kavramının ciddi bir tahlili neticesiyle ortaya konabilir.
  • beyin hücrelerinden herhangi 1 tanesinden bile sağlıklı randıman alabilen bir insanın inanmayacağı saçmalık.

    ben bütün hayatım boyunca alavere dalavere yapmadan alnımın teriyle it gibi çalışacağım. aklımı kullanıp hep doğru zamanlarda doğru hamleler yaparak kendime güzel bir servet yapacağım. inandığım dinin gerekliliği ne kadar ise o kadarını zekat olarak ta vereceğim. ayrıyetten elimden geldiğince gördüğüm muhtaç olanlara yardım da edeceğim. ama sırf lüks olur, haram olur diye o kadar param varken boğaz kenarında villa almak varken sıradan bir mahallede sıradan bir apartmanda alt kattaki her gece içip gelen, bağırıp çağıran sarhoşun, üst kattaki tepinmesi bir türlü bitmeyen veletin çilesini çekeceğim öylemi? sikerler öyle işi.