şükela:  tümü | bugün
  • meraklı ve karizmatik bi şahsiyet.
    beatles el tutarken, o dam ustunda got sitiyordu.
    bu bile başlı başına yeter, bu bile başlı başına kriter.
    (bu da güzel bir gazete promosyonu sloganı olsun)
  • kertenkele kralı(lizard king) ismini almasının nedeni kertenkelelerin tamamen dünyadan yok olsa da ekosistemde hiçbir değişiklik olmayacağını öğrenmesidir.bu özelliklerinden dolayı morrison kertenkeleleri tam bağımsız hayvanlar olarak tanımlar ve kendisini de onların kralı ilan eder...
  • gunun birinde ray manzerek' e ettigi laf hayatinin ozeti gibidir;
    "ben bir kuyruklu yildiz olmak istiyorum. herkesin durup baktigi, birbirine gosterdigi bir kuyruklu yildiz. sonra...boom (ansizin bir infilak) ve ben yokum. bir daha hic bir zaman boyle bir $ey gormeyecekler ve beni hic unutmayacaklar."
  • 60'lı yıllar için şöyle bir şey söylemiştir;

    "bir bize baksanıza. inanılmazız. motosiklet ve hızlı arabalar kullanan, enteresan kıyafetler giyen, bir şeyler söyleyen, kendilerini dürüstçe ifade eden genç insanlardan bahsediyorum. genç insanlar. evet, bana romantik geliyor bunlar. bu dönemde yaşamaktan memnunum. inanılmaz. gelecekte insanlara çok özel görüneceğimize inanıyorum. çünkü o kadar çok şey değişiyor ki... biz de bunu incelikle hayata geçiyoruz."

    (bkz: adam haklı beyler)
  • sanildiginin aksine kurt cobain ile pek bir benzerligi yoktur. kurt cobain gibi yaptigi muzikte basarili olmus bir adama soz soylemek bize dusmez ama jim morrison ile karsilastirmak? orada durmak gerekiyor.
    bu adam yasadigi doneme tamamen aykiri bir yasam felsefesine sahipti. zor olani basardi, yeni bir akim olusturdu, yuzbinlerce insani pesinden surukledi. hem davranislari, hem the doors'un yaptigi tamamen aykiri ve inanilmaz kaliteli muzik sayesinde.
    kurt cobain, 27 yasinda birtakim sorunlari nedeniyle yasamak istemedigi icin vurmustur kendini. jim morrison 27 yasinda, dunyada yapabilecegi herseyi yapip,buyuk bir miras biraktiktan sonra ölmüstür. bu cok onemli bir ayrintidir, bunu goremedikten sonra kurt cobain ile jim morrison arasindaki farki anlamak mumkun degildir.

    gelmis gecmis en buyuk frontman'lerden birini "15 yasinda hayraniydim" diye kucultmeye calismak, yazma ozgurlugu degil, trolluktur.
  • pere laichese'e düşmüştü yolum. elimde bir harita, oscar wilde'ın mezarına gidiyorum, yolları takip ediyor yılmaz güney'e gidiyorum, balzac'a, colette'e, la fontaine'e, edith piaf'a, chopin'e, haritaya bakıyorum, şurdan dönüyorum, sağa sapıyorum, burdan düz devam ediyorum, buluyorum. sonra kulağımı sese veriyorum, people are strange'i duyuyorum, light my fire'ı söylüyor insanlar, o bitiyor back door man başlıyor, herkes eşlik ediyor, dinleye dinleye, haritaya bir kez bile bakmadan buluyorum jim morrison'ı. çiçeklerden yapılmış gitar rengarenk yatıyor herkesin bir avuç ala ala içinde toprak bırakmadığı mezarın üstünde. her yana saçılmış jointler, sigaralar, düzgünce dizilmiş bira kutuları, kara kalem lizard king çizimleri. herkes gülümseyerek bakıyor birbirine, şarkılar söyleniyor. bildiğin şaşkınım lan, nasıl bir aura bu, film karesinden fırlamış gibiyiz, böyle bi mutlu, huzurlu, barış içinde. şarkı söylemeye devam ediyoruz. yeni gelenlere yer açıyor, saygıdan, kibarlıktan, ikramdan kırılıyoruz. hava kararmaya yüz tutunca ben de 2 tane taş alıyorum oradan; hala elime aldığımda bana o anı getiren, gülümseten.
  • (bkz: sus kız marianne orospusu)

    jim morrison'ı jim morrison öldürmüştür.
  • sahnede tutuklanmi$ ilk rock star..
  • "diyelim ki gercekligin sinirlarini deniyordum. neler olacagini merak ettim, hepsi bu"
  • robby krieger, morrison'ın -alkol sorununa rağmen- hayatının the doors'dan ibaret olduğunu şu sözlerle anlatır:

    "sadece müzik için yaşıyordu. birçok kez biz yokken bile stüdyodaydı. hatta bazen orada yaşardı, çünkü bu onun bütün hayatıydı. hepimizin the doors dışında da bir hayatımız vardı, ama onun yoktu ve bu duruma biraz da güceniyordu. günde 24 saat müziği yaşıyordu ama biz öyle değildik. ve haklıydı."

    sanıyorum bu durumu en iyi anlatacak örnek, strange days'in kayıtları sırasında yaşanmıştı. bir gece ekip yorgun halde kaydı bitirmek isterken, jim tam tersine oldukça keyiflidir ve durmak istemez. sürekli "adamım, bütün gece devam edebilirim" demektedir. ancak yorgun ekip arkadaşları artık eve gitmek ister. sonunda stüdyoyu terk ederler ama jim yarım saat sonra geri gelir. stüdyoya zorla girer, yangın söndürücüyü alır ve piyanonun içine kadar her yeri beyaza boyar.

    bunun yanında morrison, üretkenlik konusunda arkadaşlarını teşvik etmiş ve bu sayede asla unutulmayacak şarkılar yaratmalarını sağlamıştı. bir gün "hey, neden siz de şarkı yazmayı denemiyorsunuz" dedi ve krieger bir dahaki provaya light my fire ile geldi. albümde şarkı yazarı olarak ekip arkadaşlarının adının geçmesi de yine jim'in fikriydi. o zamana kadar tüm şarkıların yazarı olarak the doors ismi geçiyordu ama insanlarda parçayı jim'in yazdığı düşüncesini uyandırmaya başlayınca bunun haksızlık olduğunu düşündü ve arkadaşlarına haklarını teslim etmek istedi.

    krieger'a göre jim'in sonunu hazırlayan uyuşturucu değil alkol oldu. lsd bir problem yaratmıyordu çünkü sadece yaratıcılığını tetikliyordu. ancak özellikle waiting for the sun kayıtları sırasında jim iyiden iyiye alkol bağımlısı haline gelmişti ve bu, onu çöküşüne doğru götürüyordu. etrafında ondan sürekli faydalanan bir tayfa peydah olmuştu. bu elemanlar stüdyoya jim ile birlikte geliyor, etrafta sarhoş sarhoş takılıyor ve talan ediyordu. şöyle anlatır krieger:

    "jim, içmek için herhangi birinin arkadaşlığını kabul ederdi, çünkü biz içmezdik. "hey, jumbo ile takılıyoruz" diyebilmek için onu kullanan bütün o göt deliklerini yanında gezdirirdi. hiçbiri onun ne kadar boka battığını umursamazdı. jim'i kolayca kendi kusmuğu içinde herhangi birinin kapısının önüne bırakabilirlerdi."

    ekip morrison'ı temiz tutabilmek için aynı zamanda koruma olan iki kişi tutmuştu. bunlardan biri rolling stones için de çalışan tony funches'ti, diğeri ise yapımcı paul rothchild'in getirdiği bobby neuwirth. paul şöyle düşünmüştü: "bu adam içkinin yanında jim'i bile içer. öyleyse onu durdurabilecek kişi de odur." ancak tabii ki bu hikayenin sonu bobby ve jim'in birlikte sarhoş olmasıyla sonuçlanır.

    jim, çökmekte olduğunun farkındadır. l.a. woman'ın miks çalışmasının ortasında, henüz çalışma tamamlanmadan ekibe döner ve şöyle söyler:

    "hey, burda her şey harika gidiyor ama benim bir duyurum olacak. 2 güne paris'e gidiyorum."

    "neden gidiyorsun? bir iki hafta mı kalacaksın?" gibi sorulara karşı cevabı şu olur:

    "hayır, bir süre orada kalacağım. sadece biraz uzaklaşmam gerek dostum. sadece pillerimi şarj etmek istiyorum. "

    manzarek "paris, evet bu harika. paris'te bir amerikalı. bu bir gelenek, ernest hemingway, f. scott fitzgerald, henry miller ve şimdi de jim morrison. paris'te amerikalı bir ozan..." diye düşünür ve "git ve orada harika zaman geçir. sadece her şeyin nasıl gittiğini bize de haber vermeyi unutma" der. o an, manzarek'in jim'i son görüşüdür.

    birkaç gün sonra, kahvaltı sırasında manzarek'e bir telefon gelir. yapımcı, jim'in paris'te öldüğünü söyler. manzarek'in tepkisi ise "saçmalık" olur. tam paul mccartney öldü dedikodularının yayıldığı dönemdir ve manzarek jim'in öldüğüne inanmaz. daha önce birkaç kez jim'in ölümü ile ilgili de asılsız söylemlerle karşılaşmıştır. bu sebeple ciddiye bile almaz ancak yapımcı "sanırım durum ciddi" der. manzarek ise "bir söylenti için kalkıp paris'e gidecek değilim. hiçbir şekilde inanmıyorum" der.

    yapımcı aynı gün paris'e uçar ve iki üç gün sonra tekrar arar. aralarında şöyle bir konuşma geçer:

    y: "bir tabutu toprağa verdik. ve jim de o tabutun içindeydi."
    m: "öldü mü!? gömdünüz mü!?"
    y: "evet."
    m: "nasıl ölmüş!?"
    y: "fransızca yazıyor, pek okuyamıyorum. kalbinin durması ile ilgili bir şeyler."
    m: "peki, nasıl görünüyordu?"
    y: "bilmiyorum."
    m: "ne demek bilmiyorum!"
    y: "cesedi hiç görmedim. tabut mühürlü."
    m: "yani diyorsun ki, mühürlü bir tabutu toprağa gömdünüz."
    y: "evet, ama jim de içindeydi."
    m: "jim'in içinde olduğuna emin misin?"
    y: "evet."
    m:"peki nasıl bilebiliyorsun?"
    y: "içindeydi, biliyorum."
    m: "gördün mü?"
    y: "görmedim."