şükela:  tümü | bugün
  • geçmişte çalmış ve hâlâ çalmakta olan yüzlerce efsane gitarist var. şu sitede pek çoğunu görebilirsiniz. bunların arasından birini öne çıkarıp, "en iyisi bu" demek için pek çok kişinin seçeceği isim john frusciante olmaz. 100 kişiye sorsanız belki 1 kişi söyler adını. o kişi ben olayım istedim.

    john frusciante'nin gitar çalarken büründüğü hâl ve tavır, girdiği translar bana hiçbir zaman rhcp şovunun bir parçası gibi gelmedi. adam baştan aşağı esrarengiz zaten. suratına baktığınızda, adamın kederinden sizin içiniz boğuluyor.

    eğer saniyede 50 nota basılan, sıfır hatalı fabrika çıkışı ruhsuz bir müzik ise en iyi gitarist kıstasınızı oluşturan, bu ismin john frusciante olmayacağı çok açık. frusciante, virgülüne kadar kitabı ezberleyip 100 alan öğrenciden ziyade, kendi fikir ve düşünceleriyle kağıdı doldurup gelecek puanı önemsemeyen bi müzik tarzına sahip; pek çok büyük gitaristte olduğu gibi. ama ben bu durumun(duyguyu müziğe aktarma diyelim) john frusciante'de, diğerlerine oranla çok daha baskın, açık ve net görülür olduğunu düşünüyorum.

    rhcp'nin, la cigale, alcatraz ve özellikle slane castle konserleri izlenirse kendisinin ne denli büyük bi gitarist olduğu çok daha rahat anlaşılacaktır. bu arada, ister uzun saçlı olsun, isterse saçları 3 numara; ister çıplak olsun, isterse üzerinde oduncu gömleği... her şekliyle, dünya üzerinde gitarın en çok yakıştığı kişidir kendisi.
  • gitar çalarken bek vokal yapışı sanki götünden kıl çekiyolarmış gibi böyle kısık gözler, ağızda bi "huuuuuufff nanıskym!" ifadesi ile ince sesden giren gitarist şantör.
  • gitar tachizatı şöyledir :
    konserlerde ve albümlerin çoğunda 62 fender stratocaster (rosewood klavye)
    bazen 50 li yıllar fender stratocaster (maple klavye, seymur duncan manyetik)
    ya da 60 lı yıllar custom telecaster (rosewood klavye)
    otherside, californication çalmak için beyaz bi gretsch
    egzersiz gitarı olarak `62 fender jaguar

    pedal techizatı

    boss ds2 turbo distortion
    mxr phaser
    rolland chorus
    ibanez wah
    boss ds1 distortion
    ps: efekt kullanmayı pek sevmediğini söylemiştir

    amfi
    bi tane marshall (tüplüsünden)
    californication ve otherside için bi tane fender

    sonuç :
    güzel müzik yapmak için ton ton diye götümüzü yırtmamak gerekiyor. bakınız adam taksimde bi barda çalan cover grubu gitaristinden bile (çoğu zaman) az teknoloji kullanarak neler yapıyo, gitarı necke alın, amfiye bağlayın, gain 2/10 olsun, reverb kapalı dursun, ne güzel di mi aynı under the bridge deki gibi çıkıyo gitarın sesi.
  • (bunun herkesin başına gelen bişi olduğunu düşündüğümden genelliyorum); bazen herhangi biri veya bir kavram hakkında mutlaka bir şeyler yazmayı ister insan ama o şey o kadar özeldir ki, ne yazarsa yazsın, anlattıklarının onu karşıladığını inanmaz, içine sinmez de hep sonraya erteler ya hani, işte john frusciante de öyle özeldir benim için ve yaklaşık 3 senelik sözlük hayatımda onlarca başarısız denemelerin sonrasında erteleye erteleye bugüne kadar saygı duruşunda bulunamadığım en önemli insanlardan biridir.

    kendimce güzel bir giriş yaptım hesapta ama işte bundan sonrasında kafamdakileri cümlelere dökemiyorum. yine yetersiz olacak belli ama artık içimde kalsın istemiyorum.
    dünyanın önemli gitaristleriyle yapılan röportajlarda vs. sorulan klasik sorulardan biri, yeteneğin mi yoksa ruhun mu daha önemli olduğudur. kendisi bu soruya ''yeteneğin mutlaka olması gerektiğini ama önemli olanın ruh olduğunu, o yoksa yeteneğin de anlamının kalmayacağı'' manasında karşılık verir. haklıdır da işte onu işinde en iyilerinden biri yapan, hem yeteneğinin hem de ruhunun inanılmaz büyüklüğüdür.

    üstelik bunu anlayabilmek için çok üstün bir müzik kültürüne sahip olmak da gerekmez. onun yarattığı melodilerin kulaktan kalbe bıraktığı titreşim, john frusciante'nin çalarken ki duruşu, müziğinin o en özel anlarında, başka bir boyuttaymış hissini yaratan ifadesi her şeyi anlatır.

    bütün bunların yanına o müthiş doğaçlama özelliği eklendiğinde, gerçekten de gitarın tanrısı vücut bulur onda. yüzlerce konser görüntüleri (vs.) seyreden biri olarak söylüyorum, hem kendi hem de red hot chili peppers şarkılarında özellikle o kulaklara kazınmış meşhur sololarını (çok az da olsa istisnaları var) birebir aynı çalmaz. her defasında aynı şarkıdan başka bir müzik, başka bir ruh yaratır. öyle etkileyicidir ki, sanki onun notalara değil de notaların ona hükmettiği, kainatın ritmine kendini bırakmış semazeni izler insan;
    http://www.youtube.com/watch?v=62vqpukg-wa

    yaşayan efsanemdir.
  • rüyama giren insan. hakkını vererek dinlemişliğim bile yoktur bu elemanı. ama rüyama girip ağzıma sıçtı şöyle ki:

    rüyada artık papa mıyım neyim böyle milyonlara bi konuşma yapıyorum elimdeki metin çıktısından okuyorum falan ingilizce. e tabi cillop gibi telafuz aktıkça akıyor aktıkça akıyor. sonra sonda bi yerde birden frusciante diye bi yazı görüyorum. kızara bozara fruş, faruş, fürüştük derkene milyonlar birden gülmeye başlıyor bana. fırlayım uyanıyorum yataktan. çok fena abi.
  • her yalnız hissettiğimde sapık gibi videolarını izlediğim adam. şunun gibi:

    http://www.youtube.com/watch?v=ctvyuurrv6q

    bunun gibi:

    http://www.youtube.com/watch?v=on3ry31up5u

    bu:

    http://www.youtube.com/watch?v=fv9ijvofr_q

    şu hayvanlık:

    http://www.youtube.com/watch?v=t8li0nhvvh0

    ya da bu (büyük john mayer fanı da olduğumdan kombodur benim için):

    http://www.youtube.com/watch?v=3lrzkcp2zcq

    internette izlemediğim videosu kalmayana kadar, gözlerim ağrıyana kadar bazen. ya sevdiğin erkeğe/kıza sarıl, sımsıkı sarıl, bu adamın sololarını dinle. mutluluk denen şey bu kadar aslında. mutluluk denen şeyi insan daha fazla ne şekilde hissedebilir ki zaten. en fazlası böyle benim gözümde. daha ne isteyebilir ki insan. en fazla ne olabilir yani. coşkudan, tutkudan ya karşılıklı ağlar ya da biriniz diğerini öpmeye başlarsınız bi yerden sonra zaten. işte öyle bi adam bu adam. yalnızsanız da çare yok, dinleyip tek başınıza ağlarsınız. engel değil yani.

    dediğim gibi, sololarını dinlerken coşkudan, tutkudan, kendimi de geçtim, onun çalarken direkt izleyene geçirdiği kendi tutkusuna olan hayranlığımdan ağladığım tek adam. bi' de satriani var ama o başka bi entrynin konusu. ne anlatmakla biter, ne dinlemekle.
  • uyuşturucu bağımlısı olmamıştır, bağımlı olmayı seçmiştir, evini yakıp uykuya dalmıştır kolundaki yanık izi oradan kalmıştır. 27 yaşında bir arkadaşının vagonunda cigaralık içerken ölmeyi değil hayata yeniden başlamaya karar vermiştir. hastanede vücudu tekrar yapılmıştır. 40 kilo ve vücudunda normal bir insanda olması gerekenin 16 da 1 i kana sahipken, kilo almış, dişleri ve çenesi tekrar yapılmış, rehabilitasyona girmiş, bu dönemde dave navarro ile papaz olan grup üyeleri için en sevindirici haber olmuştur bu gelişme. 5 yıldır boktan bi akustik dışında eline gitar almayan, kendini resime vermiş olan john a tekrar çalmayı teklif etmişlerdir. john tereddüt etmeden tekrar dönmüştür yuvaya. californication albümündeki basit melodi anlayışı john'un yıllardır gitar egzersizi yapmamasından ve geçen süre boyunca joy division, captain beefheart, smiths gibi yalın müzik yapan gruplardan etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. kendi deyimiyle " tek parmakla çalınabilecek melodiler üretmek istiyorum" (bkz: otherside)
    bu adamın aslında ne olduğunu anlamak için red hot chili peppers albümleri bir çok sır barındırır, bunun yanında kendi yaptığı albümler bu dehanın müzik felsefesini daha yalın bir biçimde yansıtır. kendi halinde bir ses tonu vardır, duygusaldır. odasında çaldığı bir akustikle milyonlarca dolar harcanmış teknoloji harikası albümlerden daha fazla iz bırakır insanda. (bkz: niandra lades and usually just a t-shirt) -- özelilkle untitled 3.
    kendi sözleriyle son vermek isterim :
    " people ask me about the fourth dimension, in the fourth dimension there are no words, no images, no sounds. just vibrations and pure energy, this world is so cruel, that is why i spend all my energy for creating music, if it would not be in that way, i would probably suicide after while "
  • her ne kadar rhcp'nin son 2 albümünü ticari kabul etmek durumunda kalsak da bu adam için iyi ki geri geldi die düşünmekten kendimizi alamamamız icap eder.. tamam dave navarro da kıymetli bi insandı ve bir çok insanın, eleştirmenin, derginin kanısının aksine bence one hot minute süpere yakın bir albümdü ve fakat yine de frusciante, bu işin ancak kendisiyle rhcp gibi bi rhcp* olacağını gösterdi..
    çok sade bir tarz.. ve o sade tarz içinde insanı gerektiinde neşelendirip gerektiinde durgunlaştırabilecek bir yorum gücü..
    malmsteen versin bakiyim porcelaindeki roadtrippindeki havayı..
    konuyu aslında en guzel flea özetlemiş.. niye navarro'yu postaladınız şeklindeki bi soruya cevabında:

    "we asked him to play guitar.. he played too much guitar.."
  • bir sonraki red hot chili peppers albümünde, uzun zamandır eline almadığı gitarını alıp geri dönsün diye dua ettiğim gitarist.
  • eminim ki rahmetli kazım koyuncu ile çok iyi anlaşırlar; kazım john'u ara sıra yaylada ağırlardı. ikisini yanyana görenler de "kardeş misiniz uşaklar?" diye sorardı.