şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: melankoli)

    metin, problémata başlıklı eski yunanca bir kitabın 30. bölümünün uzuncana ilk paragrafı; aristotelesçi bir metin. eski yunanca aslından çeviren ve notlayan: ömer aygün. cogito dergisi'nin 51.sayısından olduğu gibi aktarıyorum:

    "karasafralilik
    aristoteles

    neden felsefede, siyasette, şiirde, sanatlarda bütün sıradışı adamlar bariz karasafralı? destanlarda herakles için söylendiği gibi kara safra kaynaklı rahatsızlıklara yakalananlar olmuş; herakles'in herhalde doğası öyleydi ki eskiler ona bakarak saralıların rahatsızlıklarına kutsal hastalık derlerdi. çocuklarının karşısında sapıtması da oite'de gözden yitmeden önce ülserlerin çıkması da bunu gösteriyor, birçoklarında kara safradan dolayı olur bu çünkü. ölmeden önce spartalı lysandros'ta da ülserler baş göstermiş. aias'la bellerophontes'e gelince -ilki büsbütün sapıtmış, öbürü ücra köşelere kaçmış. ne demiş homeros:

    ama gün geldi bütün tanrılar ondan tiksindiler,
    aleion ovası'nda bir başına gezindi
    insan uğrağından sakındı, içi içini yedi.

    anlaşılan, başka pek çok kahraman da bunlarla dert ortağı: yenilerden empedokles, platon, sokrates, daha nice ünlüler. şiirle uğraşanların çoğu da böyle. pek çoklarının vücudunda böyle bir karışımdan ötürü hastalıklar çıkar ama başkalarının doğası bu dertlere yatkın belli ki.kısacası daha önce söylendiği gibi hepsi doğaca böyle. o zaman önce şarap örneğini ele alıp nedenini kavramalı; yersiz örnek de değil çünkü görünen o ki fazla şarap insanları karasafralı dediklerimiz gibi yapıyor ve içilince binbir türlü kişilik ortaya çıkıyor: öfkeli, insan canlısı, yufka yürekli, gözükara. oysa bal, süt, su ve benzer bir şey hiç de böyle yapmıyor. ama şarabın içenleri nasıl derece derece değiştirdiğine bakan kişi onları türlü türlü etkilediğini görebilir: ayıkken soğuk ve suskun olan adamlar şaraba düşüp ölçüyü acızık kaçırınca konuşkanlaşır, daha içtikçe nutuklar çekip aslan kesilirler, orada da durmazlarsa gözükara davranırlar, daha daha içilince şarap önce insanı bir küstahlaştırır sonra deliye çevirir, daha da çoğu sonunda insanı gevşetip eblehleştirir, çocukluktan beri saralı olanlar ya da karasafra hastalıklarının pençesine düşenlere döndürür. bir insan içtikçe ve belli ölçüde şarap aldıkça kişilikten kişiliğe büründüğü gibi bunlardan her birine denk düşen insanlar var. çünkü sarhoş adamın bir an büründüğü hal başka adamın doğal hali: birisi çenebaz, öbürü kurtlu, başkası sulugöz. işte şarap da kimilerini böyle yapar. homereos demiş:

    şarap yüklüyüm diye salya sümük ağladığımı söyler.

    insanlar da bir yufka yürekli, bir yabani, bir suskun olur. kimisinin ağzını bıçak açmaz, hele sapıtmış karasafralılar. insanı sevecenleştirir de şarap, nitekim içen adam ayıkken görünüş ya da yaşlarından dolayı kimsenin öpmeyeceği insanları gider öper. o zaman şarap insanı uzun değil kısa süreliğine sıradışı hale getirirken doğa bunu kişi varolduğu sürece temelli yapar; doğaca kimileri yürekli olur zaten, kimileri suskun, başkaları yufka yürekli, daha başkaları korkak. bundan belli ki şarap da doğa da insan kişiliğini aynı yoldan oluşturur, ne de olsa her şey sıcaklığın denetiminde işler. üzüm suyu da karasafranın karışımı da havalı, bu yüzden hekimler havai rahatsızlıklara da abdomen rahatsızlıklarına da kara safra rahatsızlığı der. şarap da havai güce sahip. bundan dolayı (karasafranın) karışımıyla şarap doğaca birbirine benzer. şarabın havai olduğu köpükten belli çünkü yağ sıcakken köpürmediği halde şarap pek köpürür, hatta kara şarap beyazından bile çok köpürür çünkü daha sıcak ve dolgun olur. şarap gene bu yüzden insanları sevişken hale getirir ve dionysos'la aphrodite'in birlikte olduğu haklı olarak söylenir, zaten çoğu kara safralı şehvetli. nitekim sevişme de havai. penisten belli: küçükken büyüyüvermesi şişmesinden.

    sonra ergenlik eşiğindeki çocuklar daha döl veremeden bile kendilerini tutamayıp hayalarını ovunca zevklenir, sonradan sıvının geçeceği yollardan hava geçtiği için belli ki. birleşmelerde dölün akması ve fırlatılması açıkça havanın baskısıyla. üreme organlarının çevresini havai hale getiren bütün yiyecek içeceklere de haklı olarak seviştirici (aphrodisiastika) deniyor. bu yüzden de insanları böyle karasafralıya döndürmede kara şarabın üstüne yoktur. kimi durumlardan bellidir bu: karasafralıların çoğu kara kuru olur, damarları fırlaktır ama bunun nedeni kanın değil havanın miktarı. gene de bütün karasafralıların değil fena mizaçlıların kara kuru olmasının nedeni başka mesele. başta koyulduğumuz yola dönersek bu karasafralı mizaç kendiliğinden doğada karışır çünkü sıcakla soğuğun karışımıdır ve doğa bu ikisinden oluşur. nitekim karasafra hem çok sıcak hem çok soğuk hale gelir, çünkü aynı şey doğaca bu iki hale girebilir; örneğin su da soğukken yeterince ısıtılırsa, diyelim kaynarsa, alevin kendisinden bile daha sıcak olur, taşla demir de doğaca soğuk olsa bile kızınca kömürden sıcak olur. ateş üzerine yazılanlarda bu konular daha açıklandı. kara safra da zaten doğaca soğuk olduğundan ve yüzeysel olmadığından bu söylenen halde bolca bulunursa sektelere, sersemliklere, iç daralmalarına ve korkulara neden olur, fazla ısınınca da şarkılı türkülü bir iç rahatlığı gelir, kendinden geçme ülserlerin ortaya çıkması ve benzer durumlara yol açar. demek ki karasafra çoğu insanda gündelik yiyecekten kaynaklandığı için onların kişiliğini değiştirmez, bir karasafra hastalığına yol açar yalnızca. gene de doğal karışımı böyle olanlar kendiliğinden türlü kişilikler gösterir, ama karışımına göre: örneğin karışımı bol miktarda ve soğuk olanlar salak ve ebleh olur, karışımı bol miktarda ve sıcak olanlarsa deli olur, yetenekli olur, sevdalı olur, içinin hal ve arzularına göre fevri olur, kimileri de pek çenebaz olur. ama bu sıcaklık düşünceyle ilgili yere yakın olduğundan birçokları delilik ya da cezbe hastalıklarına kapılır. hastalıktan değil doğal karışımdan dolayı bu hale girince sibylla'lar, bakis'ler ve bütün meczupların durumu da bundan. syrakousaili marakos sapıtınca daha da iyi şair olurmuş. bununla birlikte aşırı sıcaklığın orta karar bir yere indiği kişiler karasafralıyken daha aklı başında ve daha az garip olur ama birçok alanda başkalarından ayrılırlar: kimisi eğitimde, kimisi sanatlarda, kimisi kent yönetiminde. bu huy tehlike anlarında çok farklılık gösterir ne de olsa korkular karşısında birçok adam tutarsızlaşır çünkü vücutlarının böyle bir karışımla nasıl bir ilişki kuracağı varsa adamlar da ona göre kendi kendilerinden farklı hale gelir. karasafralı karışım hastalıklarda kişileri tutarsızlaştırdığı gibi kendi de tutarsız: bir su gibi soğuk, bir sıcak. aynı biçimde korkunç bir haber gelince daha soğuk bir karışıma denk gelirse kişiyi korkaklaştırır çünkü karışım zaten korkuya yolu döşemiştir ve korku soğutur. dehşete düşenlerden belli, titriyorlar. ama (karışım) daha bir sıcaksa korku kişiyi ölçülü bir noktaya getirir ve kişi hem korku içinde olur hem etkilenmez. gündelik iç sıkıntılarında gene öyle olur: sık sık üzüldüğümüz olur da neden üzülüyoruz söyleyemeyiz, kimi zamansa bir iç rahatlığı gelir ama onun nedeni belli olmaz. bu gibi etkiler ve yüzeysel denen etkiler az çok herkeste ortaya çıkar çünkü (karsafranın) gücü herkese bir nebze karışmıştır. ama bu etkilerin derinlemesine olduğu kişiler zaten kişilikleri gereği böyle. çünkü bir yüze sahip olmalarına göre değil nasıl bir yüze sahip olduklarına göre insanların görünüşü farklılık gösterdiği gibi (kimisi güzel, kimisi çirkin, kimisinde hiç bir sıradışılık olmaz ve onlar doğaca ortalama kişiler olur), böyle bir karışımdan az pay alanlar da ortalama kişiler olur, çok pay alanlar zaten çoğundan farklıdır. çünkü huy fazla yoğunsa aşırı karasafralı olurlar, bir parça karışmışsa o zaman da sıradışı. özen göstermezlerse artık adamına göre vücutlarının şu ya da bu kısmında kara safra hastalıklarına yatkın olurlar: kimilerinde sara hastalıkları baş gösterir, ötekilerde sekte, başkalarında şiddetli iç daralmaları ya da korku, daha başkalarında aşırı özgüven - makedonya kralı arkhelaos'un başına geldiği gibi. bu gücün nedeni karışım, onun soğuk ve sıcaklıkla nasıl ilişki kurduğu. çünkü vakti gelince fazla soğuk olursa nedensiz bir içi geçmişlik haline yol açar. kendini asma vakalarına gençlerde sıkça rastlanması bundan, yaşlılarda da tek tük olur bu. sarhoş olduktan sonra kendini öldürenler de çok.

    iç daralması kimi karasafralıda içtikten sonra bile sürer çünkü doğal sıcaklık şarabın sıcaklığı tarafından söndürülür. düşünmemizin ve umut etmemizin gerçekleştiği yerin çevresindeki sıcaklık iç açıcı olur. bu yüzden sarhoş olana kadar içmek herkesin içinden gelir çünkü gençlik çocukları nasıl umutlu yaparsa bol şarap da herkesi öyle yapar -yaşlılık umutsuz, gençlik umutlarla dolu. içtiği sırada iç boşluğuna kapılanlar az da olsa var gerçi, nedeni başkalarının içtikten sonra bu durumda olmalarıyla aynı. sıcaklık sönerken içi daralanlar da daha çok asar kendini. bu yüzden gençler ve yaşlılar daha çok asar kendini çünkü sıcaklık yaşlılıkla söner, (gençlikte ise) bu etki doğal. ayrıca sıcaklığı aniden söndürülenlerin çoğu kendini öldürür, önbelirti olmadığı için herkes şaşar. daha önce söylendiği gibi karasafradan çıkan karışım çok soğuk olunca türlü iç sıkıntılarına yol açar, çok sıcak olunca da iç rahatlığı gelir. bu yüzden çocukların içi daha rahat olur, yaşlılarınki daha sıkkın. onlar sıcak çünkü, bunlar soğuk. yaşlılık bir soğuma zaten. ama (sıcaklığın) dış nedenlerle aniden söndürüldüğü de olur, alevlenen şeylerde doğaya aykırı olduğu gibi; örneğin kömüre su dökülünce. bu yüzden sarhoşluktan sonra kendini öldürenler olur çünkü şarabın sıcaklığı dışarıdan gelir ve söndürülünce etki ortaya çıkar. seviştikten sonra da pek çokları iç boşluğuna düşer, oysa dölle çok miktarda fazlalık atanların içi pek ferahlar çünkü fazlalıktan, havadan ve aşırı sıcaktan kurtulup hafiflerler. öbürleri çoğu kez iç boşluğuna düşer çünkü seviştikten sonra yararlı bir şeylerden yoksun kaldıkları için artık soğumuşlardır. salgının çok olmamasından da belli olur. o zaman özetle söylersek karasafralıların tutarsız olması karasafranın gücünün tutarsız olmasından; (karasafra) çok soğuk da olur çünkü, çok sıcak da. ve (karasafra) kişilik oluşturucu bir şey olduğu için (kişiliğimizin oluşmasında en önemli şey zaten sıcakla soğuk) vücuda karışan şarabın azlığı çokluğu gibi (karasafra da) kişiliğimize belli bir nitelik verir. ikisi de havalı, şarap da karasafra da. ama madem tutarsızlıkta bile bir biçimde iyi bir kıvam güzelcene tutabiliyor ve madem bu yatkınlık yerine göre çok sıcak ama sonra gene soğuk (ya da aşırılıktan dolayı tersi) olabiliyor, o zaman bütün karasafralıların sıradışı olmasının nedeni hastalık değil doğa."

    şarap örneklemesi üzerinden akan bu metinin akabinde dergiden bir takım alıntılarla devam etmek istiyorum.

    "melankoli sözcüğü, grekçe'den kara (melaina) safra (khole) diye çevriliyor. ...

    melankolinin sıvısı, adı üstünde, kara safra, galenos'a göre dalaktan gövdenin her köşesine yayılıyor. uzun süren korku ve kaygı, melankolinin en eski tanımı olarak kabul ediliyor. ...

    aristoteles, melankolik kişinin, imgeleminin genişliği ve belleğinin gücü sayesinde, dehanın kişilik özelliğine sahip olduğunu ortaya atarak, bu hastalığa ikinci bir uç, bir ikilik ekliyor. derin hüzün ve karamsarlık dönemlerinin coşku dolu yaratı anlarına gebe olduğu inancı yerleşiyor. bu inanç, rönesans'ta, özellikle marsilio ficino aracılığıyla, ayyuka çıkıyor; oradan manik depresif kişiliğe kapı aralıyor. ..."

    konuya biraz daha tıbbi yaklaşırsak, "hippokrates'in insan doğası üzerine" adlı çalışmasından:

    "insan vücüdunda kan, balgam, sarı safra ve kara safra vardır; bunlar vücüdun doğasını meydana getirir ve bunlar aracılığıyla acı hissedilir ya da sağlığın keyfi sürülür. en mükemmel sağlığa, bu sıvılar -yani birleşimleri, güçleri ya da miktarları- vücutta doğru oranlarda bulunduğunda ve doğru biçimde karıştığında ulaşılır. bu vücut sıvılarından biri eksik olduğunda, aşırı miktarda bulunduğunda ya da vücutta diğer sıvılarla karışmadan yalıtılmış durumda olduğunda ağrı hissedilir. bir vücut sıvısı yalıtılmış durumdaysa ve kendi başına bulunuyorsa, vücudun o sıvıdan mahrum kalan bölgeleri hastalanır ve hatta sıvının toplandığı organlar, aşırı yükleme sebebiyle insana acı ve rahatsızlık verir. ayrıca bu sıvının lüzumsuz miktarından fazlası vücuttan akıtılırsa, akıtma işlemi de acı verici hale gelir. ancak bu sıvı vücudun içine ilerlerse, diğer sıvılardan ayrılıp kendi başına hareket ederse, biraz önce sözü edilen her iki ağrı da mutlaka hissedilir; hem vücudun bu sıvıdan yoksun kalan bölümü ağrır, ikinci olarak da fazlalığın toplandığı bölümde ağrılar hissedilir."

    tıp ilimi hakkında bilgisi olan herkes hippokrates'in bu noktada haklı olduğunu kabul edecektir, çünkü bu sıvılar birbirleriyle doğru oranlarda bulunuyorsa vücut gerçekten de sağlıklı demektir fakat sıvılardan biri vücutta, yani damarlarda veya vücudun belirli bir bölümünde tek başına, aşırı miktarda bulunuyorsa vücut hastalanır."

    son olarak da montaigne'in denemeler'inden bir alıntı yaparsak;

    "metrodorus üzüntünün bir çeşit zevkle karışık olduğunu söylermiş, bilmem o da aynı şeyi mi kastediyordu, ama kendini melankoliye bırakmak biraz da isteyerek, zevk alarak yapılan bir şey gibi geliyor bana. bazen de hırsla karışıktır melankoli, ama benim kastettiğim başka; melankolinin derinlerinde bizi gülümseten, hoşumuza giden ince ve hoş bir şeyler vardır. bazı ruhlar melankoliden beslenir öyle değil mi?"

    (denemeler kitap ii, bölüm 17)

    çok yüzeysel olarak da şöyle tanımlayabiliriz sanırım: insana şarap açtırıp jay-jay johanson dinleten bir şey. deli de eder dahi de, belli olmaz; dikkat etmek lazım.