şükela:  tümü | bugün
  • film ekiminde biletleri biletix'de hiç satışa çıkmadan biten film. ulan bütün teknolojiyi seferber ettim. satışa çıkınca haberdar olabilmek için 48 tane uydudan ayrı ayrı bildirim almak için alarmlar falan kurdum ama internette hiç bilet yer almadı ne yazık ki.

    gişeden de "gösterimin olacağı gün gelin gelmeyen olursa onun yerine sıradan alırız." şeklinde bir açıklama yapıldı. *

    filmin basında yer alan özeti şu şekilde;

    --- özet ---

    yunan yönetmen yorgos lanthimosun the lobsterdan sonra ingilizce çektiği ikinci filmi, izleyicisini her zamanki gibi tekinsiz, oyunbaz ve özenle tasarlanmış yeni bir lanetli lanthimos evrenine davet ediyor. kutsal geyiğin ölümü başarılı bir cerrah ve babasının boşluğunu onunla doldurmayan çabalayan bir ergen etrafında dönüyor. tuhaf ikili, aileleriyle tanıştığında işler daha da tuhaflaşıyor ve muzip bir tür alacakaranlık kuşağı hikâyesi ortaya çıkıyor. lanthimos bedensel şiddetten doğan mizahı da her daim olduğu gibi filmine tatminkar miktarda eklemeye devam ediyor. aileye, suçluluk duygusuna ve sınıfa dair, etkisinden kurtulması çok zor bir soğuk duş bu film.

    --- özet ---
  • yorgos lanthimos evreninin son yıldızı diyebiliriz. çekim tarzı the lobster'ı hatırlatsa da konu daha çok kynodontas tadında. filmde aile içerisindeki çok güçlü bağların, yaşam arzusunun ve bencilliğin yanında ne hale gelebileceğini düşündürüyor ve her zamanki yorgos klasiği olarak sahte, orta-üst sınıf yapay ilişki kurma çabaları da ilişkilerin içerisinde normalleşmiş bir şekilde aktarılıyor. çok çarpıcı sahneler var, aile üyelerinin kendini nasıl kurtarmaya çalıştığını görmek de bunlardan biri. annenin çocukları yok sayarak sadece sana kek yapacağım demesi, babanın okulda hangi çocuk başarılıysa onu sorup seçmeye çalışması, kızın beni öldür bana ne olur zaten senin sayende doğdum falan diyerek aslında kendisinin erdemli olduğunu göstermeye çalışıp, yırtmaya çalışması gerçekten çarpıcı. ilişkileri ciddi anlamda sorgulatıyor ve fakat ülkemizde insan ilişkileri bu anlamda çok sıkıntılı değil, bu yüzden bu tür ilişkinin ne olduğunu çok anlayamadığımızı düşünüyorum.
    psiko killer'ın oyunculuğu gayet düzeldi.
    söylemeden geçemeyeceğim, nicole kidman vücudu hiç değişmemiş yani bu kadar güzel kalması şaşırtıcı.
  • hayatımda ilk defa sinemada bir filmin sonunu getirmek istemeden çıktım. aldığı paunlardan yorumlardan övgülerden ve oyunculardan sonra hadi gidelim dedik. demez olaydık. filmle ilgili duyduğum en ilginç şey colin farrell'ın senaryoyu okurken midesinin bulandığını söylemesi. izlerken benim de midem bulandı açıkçası bilhassa ikinci perdede. ilk perdedeki soğuk ve mesafeli diyaloglardan ve oyunculuklardan sonra ikincisinde nolacak ha bitti oldu olacak derken daha mı kötüye gider bir film her sahnede. hayır artık yerlerde sürünen çocukları görünce ve kan revan daha fazla bu saçmalığa dayanamadım açıkçası. lobster filmini izlememiştim. yönetmen lanthimos u da ilk defa duydum, gördüm. bilemiyorum altan ben wiplash ı da birdman ı da beğenmemiş adamım. tamam onların tarzı farklıydı ama bu tarz değişik filmler hiç bana göre değilmiş onu gördüm. arkadaşım kaldı ısrarla ve sonunu seyretti. ben de onu onbeş dakika kadar bekledim dışarda. çıkışta iyi ki erken çıkmışsın dedi. sonunu hiç merak edip sormadım bakın. hala da etmiyorum. ve sanırım etmeyeceğim de.
  • gene rahatsızlık duyduğumuz ve anlamadığımız bir film çekmiş yorgos bey.

    ilahi adalet kavramını eleştiriyor olabilir mi yoksa öldürme gücünü elinde tutana itaati mi ney anlatıyor hangi tarafı tutarak anlatıyor belli değil üstüne üstlük gerim gerim gerildik. lanet olsun içimizdeki sanat sevgisine.
  • en son anne filminde iyice asabım bozulmuştu. birden kalabalık oldu herşey her şey üst üste türlü türlü klostrofobilerim tetiklendi. resmen uyuz olmuştum. üstüne bu filmi izleyemeyeceğim sanırım.

    üstelik kendimi de biliyorum. bu kadar insan bir şey anlamadım diyorsa ben de muhtemelen anlamam. bu tarz filmleri gerizekalı kontenjanından izliyorum çünkü.
  • "lanthimos, bugün umutsuzluğun ve kötücüllüğün sinemasını yapan bir yönetmen olarak tarihe geçebilir ama bize kötü olduğumuzu yutturamaz. hele hele sıradan bir tv kanalında gece yarısı izlenecek hiçbir şey kalmadığında şöyle göz ucuyla baktığımız, ucuz korku filmlerinin benzerlerini yapmaya devam ederse.."sondönemokuduğumensertdillieleştiri

    keşke şu değerlendirme yazısını filmi izledikten sonra okusaydım dedim kendi kendime...

    resmen kavga da söylenmez diyeceğim ama satma kaygısına yönelik acımasızca söylemek lazım.
  • ortada bir geyiğin olduğu, ancak "sinemayla kutsanmasaymış keşke" dedirten film.
    ulan yarısında çıkacaktım, yalnız olmadığım için çıkamadım. yanıma fularımı da almamışım, öleyazdım.
    sinemadan soğumak istemiyorsanız gitmeyin ve seyretmeyin.
    üstteki entry'de linki verilen haber sol'daki eleştiri var ya, az bile yazmışlar.
    o nicole ve collin salakları da sırf sanat filmi diye niye oynamışlar bu filmde anlamadım.
    filmin ismini de "yılanı kusturmalar" falan koysalar daha çok yakışırmış, o kadar söyleyeyim.
    intikam diyorsan, charles bronson'ın filmlerini izle, daha az zarar görürsün. ulan hala depresyondan çıkamadım, yemin ediyorum.
    agamemnon'un da, mitolojinin de, yunan sinemasının da...
  • uzun zamandır yaşamadığım hisleri yaşatmış, beni içine hapsetmeyi başarmış, süje ekseninde ilerlese de son derece vurucu sahnelere sahip, iyi işlenmiş hatta ilmek ilmek dokunmuş fevkalade etkileyici son lanthimos filmi.
  • yirmi küsur yıllık ömrümde her gün olmasa da çok film izledim, film izlemeyi sevdiğim için. anime bile izledim (yanlışlıklaydı ama olsun*) ama hiçbir filmi yarım bırakıp çıkmadım. kanlı gerilimli filmlerden, anlamaya çalışmaktan beynimin ağrıdığı, algımın şaştıklarına(bkz: l’amant double)kadar. ha çok kötülerinde de çıkmadım; adını hatırlayamıyorum ama şu burak özçivitle fahriye evcenin oynadığı bir şey vardı, hayatımda izlediğim en kötüsü oydu herhalde. recep ivedik’i hiç görmediğim için bilemiycem, neyse konuyu dağıtmayayım. filmden çıkmam yani sonuç olarak.

    ama bu filmi gerçekten yarıda bırakıp çıkmak, kurtulmak istedim. yukarıda da söylendiği gibi, erken çıksam daha iyi hissedeceğimi düşündüm. kalksam bütün salonun rahatsız olacağını düşündüğüm için kalkmadım ki kafama sıçayım, keşke kalkıp nefes alsaymışım.

    hiçbir eleştiri okumadan, yalnızca film özetine bakarak girdim. berbat yorucu bir haftayı kendime film hediye ederek güzel kapatmak istemiştim. keşke yerine bütün akşam akademi parçalasaydım!

    spoiler alert:

    oyunculuklara diyecek hiçbir şey yok, nicole kidman’a hayran kaldım. ama bu ölçüde fiziksel ve psikolojik gerilim bana fazla geldi.

    izlerken bir yandan bu tarz bir aile ilişkisinin türkiyede olup olamayacağını sorguladım nedense. türkiyede hiçbir aile evlatlarına hele de böyle koşullardayken bu kadar soğuk davranabilir mi? yani hadi anne veya baba orospu çocuğu çıkabilir ve çıkıyor da, diğeri ötekine siktiri çeker yani.

    martin’in kendi kolunu ısırdığı, bob’un gözlerinin kanadığı ve tabii ki o garip *“şanslı kişiyi seçme” sahnesi psikolojimi bozdu.

    spoiler kapa

    ay hala çok gerginim. biraz eleştiri okuyup buraya geri dönebilirim...