şükela:  tümü | bugün
  • benzer durumlarda diğer insanların ne yaptığına bakarak yeni bir davranış kazanmak..
  • vekâleten öğrenme olarak da bilinmektedir.
  • çoçuk gelişiminde en çok payı olan öğrenme şekli.
  • insanların diğer insanları gözleyerek öğrenebileceğine ilişkin ilk açıklamalar platon ve aristo’ya kadar uzanmaktadır. bu konuyu deneysel olarak açıklamaya çalışan ilk psikolog ise thorndike’tır. thorndike dışında miller, dollard ve watson da çeşitli araştırmalar yapmışlardır.ancak bandura “düşünme ve etkinliğin sosyal temelleri” adlı yapıtıyla gözlem yollu öğrenmeyi sistematik bir bütünlüğe ulaştıran ilk psikolog olarak bilinmektedir.

    bu modele göre gözlem ve taklit yoluyla yeni beceriler öğrenilebilir. deneyim kazanarak yeni inanç ve değerler oluşturulabilir
  • 34 yıllık ömrümde, geriye bakıp anca anca çocukluğumdan, gençliğimden seçmeye başlayabildiğim öğrenme..

    bugün beni "ben" yapan büyük puzzle'ın; küçük ama önemli parçaları...
    insanlarım...
    modellerim...

    ...

    k. amca.. makine mühendisi.. aile dostumuz. babamın çocukluk arkadaşı...
    şu an sorsanız söyleyemeceğim şeyleri üreterek para kazanıyordu. aile boyu motorcuydu bunlar... motosiklet kamplarımıza kendi+karısı+kızı toplam 3 motor giderlerdi ilk yıllar...
    yanılmıyorsam motorlarda gaz kullanımının patenti (veya bilmemne hakkı) onda. komik bi adamdı. piknik tüpüyle çalıştırdığı motorla gezdi bundan 20-25 yıl önce...

    annesi, ya izmirin, ya türkiyenin, ilk kendi arabasını kullanan kadınıydı galiba. şehir: izmir. hatun profesör.

    benim ilk motorum, onun topladığı bi xt 350 idi. hobi olarak toplardı.
    onun topladığı bi motoru, yaşına bakmadan hala gözüm kapalı alırım. en ücra yerdeki önemsiz görünen bi somunu bile, sevice manuel'deki talimata göre; o kadar tur çeviren bi adamdır.

    atölyesinde belki 30 tane motor var şu an.

    tekne yapar, tesisat yapar, motor toplar. en son bi arsasına yüzme havuzu yaptı ve onun üstüne kaydırılabilir bir de ev ekledi.
    şaka gibi bi heriftir.

    geçenlerde uğradım.. anneden kalma evini adam ediyordu. çerden çöpten bi kalorifer kazanı bulmuş. kesip biçmiş. salonun ortasına koymuş.
    kalorifer kazanı artık bi şömine. hem peteklerden kalorifer sistemine sıcak su verip evi ısıtıyo, hem de şömine olarak salonda takılıyo. ve bu adam bunu kendi yaptı...
    yapamayacağı hiçbişey yoktur...

    yapılamayacak hiçbişey olmadığını sanırım ondan öğrendim...

    ...

    s. amca... eski igd başkanlarından... aile dostumuzdu..
    eşi, annemin öğretmen arkadaşıydı. öyle tanışmışlar.
    80 lerde gözaltına alıp, babalar gibi gözaltında direnenlerdendi.. görmediği işkence kalmamış denene göre..
    mert bi adamdı. kimsenin ahını almamış.

    hapisten çıktı.
    karısı g. teyze, annemin kanka.. biraz kasaba kızı. hesapçı bi hatundu biraz. zigonunda, kristal avizesinde bi hatun...

    anlaşamadılar, ayrıldılar. s. amca g. teyzeye gitti. aşık oldu.

    g. teyzeden sonra değişti. eskiden marx sakallı eril epik söylevler atarken, birden bireyselliğe, dişil barışa döndü.
    ortaokuldaki bir doğum günü partimde, grup içinde yaptığı konuşmada "özgür aşk" diyordu... aşkın güzelliğinden bahsediyor, tenin tercihine methiyeler düzüyordu.
    utanmıştım. ve s. amca'ya ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.... anlamıyordum, herkesten farklı davranıyor, bambaşka bi evrenden yayın yapıyordu sanki... anlam veremiyor, bi yere oturtamıyordum...
    bahsettiği şeyler 3. bi kişinin ona "sapık!" dese haklı olacağı(!) şeylerdi... ama s. amca sapık değildi...
    bunu biliyordum...

    bizim dünyamızda hiçbir yetişkin, gündüz vakti, sıradan bişeyden bahsedercesine "cinsellik" demezdi..

    ...

    h., benim için "h. teyze" olması gerekirken bunu reddetmiş; kızının bile "anne" değil "h." demeyi tercih ettiği eski ve azılı bir solcu aktivist aile dostuydu... bu bölgenin bi toprak ağasının deli bozuk kızı. 10 yaşında traktör kullanmış, 12 yaşında motosiklet... tanıdığım en iyi kadın şöfördü...

    "ı. amcanın 2. karısı" olarak girdi hayatımıza babamın çevresinden. ilkini bilmezdik zaten.
    o kadar güçlü bi karaterdi ki; 6 şeritli yolun karşı kaldırımından geçen 2 numara bi teriyerden bile korkacak kadar fobik annemi, köpeklere alıştırdı. ona köpek sevdirdi... hem de danadan bozma boxer'ı ile!
    tanıdığım en; hatta tek eyvallahsız kadındı...

    kızı g.nin babası, ilk sevgilisi... sevgili tıp fakülteli. baya bi takılıyolar, h. bi gün süpriz bi şekilde gebe kalıyor... adam korkup istemiyor bebeği. h. eşek gibi aşık olduğu adamın üstünü bi kalemde çizip "sen istemiyosan ben yalnız doğururum" diyip gidere gider yapıyor. adam sonra çok pişman olup kapılarında yatmış ama h. dönüp bakmamış bile....

    halbuki ağa kızı. çok büyük skandal... çocuk gayr-ı meşru.. yıkılıyor ortalık.
    hatun skine takmıyor. hakkaten canavar gibi bakıyor çocuğuna, babasına filan resti çekip... sonra işte, yıllar sonra ı. amcayla evleniyor filan...

    gözünü budaktan sakınmamak deyiminin vücut bulmuş haliydi... çelik gibi bişeydi gözümde bu kadın... her işin altına girer, hepsinin hakkından gelirdi cılız ama güçlü, küçücük bedeniyle...

    ...

    g. abiyle sokakta tanıştık. performans sanatçısıydı. alaında tek bir üniversitenin eski bir akademisyeni; hiç bilmeden geldiği şehrimin yeni bir meczubuydu...
    ülkenin en büyük ve en kaotik şehrinde, eski karısını ve tek evladını bırakıp "bilmediği" ama "hissettiği" bişeyin çağrısına kulak verip yollara dökülmüştü. bavulundan başka hiçbişeyi yoktu...

    ondan ders aldım... yaklaşık 1.5 yıl... branşı söylemiycem; hadi müzik diyelim...
    bu adam bana 1,5 yıl müzik dersi verdi her hafta. ama tek bir nota öğretmedi...
    ben onunla derse başladığımda, "ortaokul terk" sayılabilecek seviyedeydim o branşta. bana şunu söyledi;
    "derslerimiz boyunca ve aralarda, ben sana söylemeden tek bir nota çalmayacaksın"

    çalmadım...

    tuhaf geliyordu bana herif. hayatı boyunca akvaryumda yaşamış bir balıktım ben sanki. ve adam beni denize bırakıp "hadi yüz" diyordu...
    bazen korkardım...
    "niye sapık sapık konuşmaya başladı la bu gene" ikirciğinde bırakacak ifadeler kullanırdı derslerde...
    gerçek bi "sapıklık" hissettiğimizde anlarız. onunki sapıklık değildi. başka bişeydi... s. amcanın frekansından yayın yapıyodu... bilmediğim; tanımadığım bişeydi.. ama neydi?
    bulunduğu yerin mevcut terminolojimdeki en yakın karşılığı sapıklıktı. ama bu ifade ona çok da uzaktı...

    beni aldığı yerin çok uzağına bıraktı derslerimiz -mecburen- kesildiğinde...

    ben ilk kez -öfkeyle- elime bişey aldım... 1,5 yıl sonra üflediğim notalar senfoni olmuş meğer... kimse inanamadı...
    ve bu adam bunu bana tek bir notadan bahsetmeden başardı...

    6 ay kadar sonra; universite sınavı öncesinde, hukuk okumamı her şeyden çok isteyen babam, beni yeteneksizliğime inandırmak için alıp, ülkenin en iyi otoritelerinden biri olan -mesleki bi sebepten tanıdığı-, x üniversitesi y bölümü başkanı bir profesöre götürdü... amacı; son derece snob ve mükemmeliyetçi olan bu adama beni ezdirip, pes ettirmek...

    kolumun altına bikaç örnek işimi ve g. abiyle yaptığımız derslerin notlarını alıp gittim.
    adam önümüzdeki randevularda, 2 doktora öğrencisini hacamat edip yolladı biz salonda beklerken.
    titreyerek girdim...

    işlerime baktı önce... "kimle çalıştın sen?" dedi. söyledim. ders notlarımızı çıkarıp gösterdim...

    benim için tarihi bi andı... uzun uzun ve sessizce baktı baktı baktı ve son derece ağır bir istanbul türkçesiyle bana, bu eğitimi veren adamın, onların lisans üstü ve doktora seviyesinde bi perspektifi; benim seviyeme indirgeyerek sunduğunu;
    bunun son derece alışılmamış ve kıymetli bişey olduğunu,
    ve benim potansiyelimin de buna misliyle cevap vermiş olduğunu söyledi...

    ve aynı ağır, saygın lisanla şu minvalde şeyler ekledi
    "sadece ülke değil, dünya çapında işler yapabilecek potansiyele sahipsin. ama bu ülkenin düzeninde çok zor...
    eğer maddi desteğin olacaksa -babama bakarak- git avrupada oku. o zaman potansiyelin işlenir. burada kalırsan, alanın egomanyak kodamanları seni yer"

    ikimiz de mosmor çıktık yanından..
    babam ve ben...
    farklı sebeplerle...

    adam kaderimi çizmişti gözlerimin önünde... ve potansiyelimin şerhini düşüp beni omuzlarıma bıraktığı yükle yollamıştı dışarı.
    isyanım o zaman başladı.

    o isyan -aslında o inanç- olmasaydı, ben bugün bu uluslararası işleri yapan, hem de sıradan bişeymişçesine yapan, geçen ve üstünde bile durmayan kişi olmazdım...

    ...

    şu anki bana baktığımda, onları ve daha hikayesini anlatamadığım nicelerini görüyorum aynada... göz göz bakıyorlar...

    birilerin x ünv. y. bölümü başkanıyım. ışığının tembelliğine ters motivasyonla giriyorum.
    birilerinin gizemli uzay aracı "g abisi"yim. a noktasından z noktasına bırakıyorum çaktırmadan.
    birilerinin s. amcasıyım. sapık sapık şeylerden bahsederken aslında sapık olmadığımı; başka bir frekansın da mümkün -ve hatta esas- olduğunu kanıtlıyorum.
    birilerinin k. amcasıyım. "bak, yapınca oluyor yahu, atla deve değil"iyim.
    birilerinin h.siyim. "kadınlar şöyledir, böyledir" genellemelerine çekilmiş iki ayaklı restim ben.

    hepsi ve daha fazlasıyım...

    çok olabileceğimden "çok daha fazlası" olan insanlarımın eseriyim