delfina

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (506)
  • 4813
  • 39
  • 10
  • 0
  • dün

çift olmak

"avrupada evlilik tango gibidir, iki kişiyle yapılır. turkiye'de evlilik halay gibidir, ailelerle beraber yapilir" demişti bir yazısında üstün dökmen

bu toplumda çift olmanın, eş olmanın tek yolunun ve şeklinin neden evlilik olarak algılandığına dair zannı düşünüyorum bir süredir.
hayaller arjantin tango, gerçekler düğün halayı zira bizim evliliklerde :)

gerçek şu ki, nikah bağıyla bağlanmasına rağmen, eş/çift olunamamış ilişkilerle dolu tüm toplum.
hadi kendimi de ayrı tutmayayım, ben de 5 yıllık evliliğimde yedim bu boku. üstelik benimki kendi ailemi değil eşimin ailesini halaya davet etmek, allahaşkına davet etmek, bak ölümü gör kartını oynamak filan gibiydi galiba. ahuhah.
kendinle ya da eşinle ilgili bir güvensizliğin varsa, 3. bacak arıyorsun ilişkide ayakta kalabilmek için.

...

söyle bir düşününce, bişeyin "çift" olabilmesi için gerek şart, ilk evvela "tek" olabilmesidir.

galiba problem biraz birey olabilmekle alakalı bu evlilik ve çift olabilmek mevzularında.

bu toplum yapısı en ufak yaştan itibaren bize bir bireylik kültürü atfetmiyor. kişisel alan gibi bir kavramla tanistirmiyor. tercihlerimize ve bireysel irademize saygı duymuyor. kendi değerler sistemini çocuk yaştan itibaren bize dayatarak ve bunun için aile kavramının bize ifade ettiği; sevgi, bağlılık, aidiyet, güvenlik gibi temel ihtiyaclarimizi elinde rehin tutarak, âdeta şantajla yapıp ettiklerimizi yönlendiriyor.
(en az yarımız, hayatında en az bi kere duymuştur bence anne ya da babasından "x yaparsan seni evlatlıktan reddederim, y yaparsan sana sütümü helal etmem" tipi zirvalar)
duygusal manipülasyon, bir ailenin çocuğa yapabileceği en büyük ihanet eylemi bence. bunun sevgiyle filan en ufak bi ilgisi yok.

...

sağlıklı anlamda bir çift olabilmek; gerçekten olabilmek, ancak iki tekin, yani iki bireyin başarabileceği bişey.

evlilik ise, "bireylik sürecini tamamlamış, iradi kararlarını gerçekten herhangi bir etki ya da baskı altında kalmaksızın, özgürce verebilen bir birey" olup olmadığınıza bakmadan, yaşınız geldiğinde arkanızdan toplum tarafından iteklendiginiz bir kurum.
hem de öylesine ince ince ve sistematik işleniyor ki bu küçük yaştan itibaren, insan gençliğinin bi noktasında kendi de ok oluyor "evet vakti geldi" diye buna.

kimse durup kendine "çift olmayı başarabilecek kadar tek olabildim mi bu hayatta acaba?" diye sormuyor.

yani toplumun geneli evliliği çift olmak sanıyor.
halbuki evlendiginizde senkronize bir hayat yaşamanızı sağlayacak bir switch filan belirmiyor ilişkinizde.
sizi otomatik olarak çift kılmıyor nikah bağı. hatta çocuklar olsa bile...

bu yüzden evli ve mutsuz bu kadar insan var.
çift olmaya henüz hazır olmadıklarını, maalesef evlendikten sonra farkediyorlar.
bence bu yüzden benim ikinci ergenlik gibi algıladığım o orta yaş bunalımlarında insanlar evliliklerini bitiriyorlar.
bireylik sürecini özlüyor ve yarım kalmış tekliğini tamamlamak istiyor âdeta insanlar.
insan tekamülünün ayrılmaz bir parçası gibi bu süreç.

hatta ihanetlerin ve çeşitli sorunlar çıkararak (farkında olmadan) evliliğini sabote etme halinin filan çok temelde bununla ilgili olabileceğini düşünüyorum.
ınsanlar bi noktada bireyliklerine ihtiyaç duyuyor ve bunu istiyorlar.

tek olmadan çift olunmuyor. ve her tek de birbirine uymuyor.

yarım yarim yapılan evliliklerden, sağlıklı bir çift çıkamıyor.

bu toplumun çocuklarına artık bireyliği çok görmemesi lazım bu çağda. çünkü bozuk döngü, sadece kendini yeniden üretmeye yarıyor.
ve çalışmıyor abi. bu makina bu sekilde düzgün çalışmıyor

devamını okuyayım »