şükela:  tümü | bugün
264 entry daha
  • filmi az önce izledim. kazuo ishiguro; sen haksızsın, seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım.

    tamam anladık; film alternatif bir dünyada geçiyor. o yüzden organ bağışı programının etik ve kanuni tarafları, klonlama teknolojisinin altyapısı, normal insanların hiç acımaksızın "organ bağışçılarını" yedek parça deposu olarak görmesiyle ilgili çok fazla kafa karıştırmaya gerek yok, öyle kabul ettik.

    ama arkadaş, şu dünyada aron ralston gibi insanlar, 13 ekim 1972 and dağları uçak kazası gibi nice olaylar yok mudur? kurguyu sadece öğrenilmiş çaresizlik üzerine inşa ettiğinde gerçek hayatı ne kadar yansıtabildin acaba ?

    "yaşayan" her varlık, kendi ya da sevdiklerinin hayatı tehlikeye girdiği zaman ortalığın anasını ağlatmaz mı ya da bu uğurda elinden gelen her şeyi yapmaz mı? türlerin devamını sağlayan en temel duygu kendini koruma, hayatta kalma duygusu değil midir?

    eğer tecrit altında tutulsaydı bu klon donörler, tamam derdim adamların eli mahkum zorla götürülüyorlar ama yok, bildiğin ellerini kollarını sallayarak gidiyorlar kesilmeye. hiç anlamı yok gerçekten...

    tamam iyi hoş film ama hayatta kalma iç güdüsünü hiçbir öğrenilmiş, ezberletilmiş bilgi/tutum/tavır vs. bastıramaz bence. o nobel ödülünü veren ekibe de saygılarımı (!) sunuyorum bu vesileyle, nasıl bir yoklukta kaldılarsa artık...

    edit: mea maxima culpa kitabı okumayanlar için bu entryi yazmış. bazı noktaları aydınlatıyor.
5 entry daha