şükela:  tümü | bugün
  • bu herifler 1953de de winston churchill'e vermişlerdi aynı ödülü. bunu hak eden o kadar yazar varken... yaşar kemal'e vermediler de gidip bob dylan'a verdiler be.

    hayır yahu, verecek başka adam mı bulamadınız? "yeni şiir anlayışını amerikan şarkılarına kazandırdığı için" verilmiş! söz yazarlığı ne zamandan beri edebiyat sayılıyor? sezen aksu'ya, aysel gürel'e falan da verebilirler o zaman.

    haruki murakami'ye grammy versinler bari...ödeşirler.

    edit: bob abimiz de güzel bi abimiz evet ama leonard cohen'e verselerdi bu kadar zoruma gitmezdi.adam "ozan".
  • bu uluslararası ödüller bir süre sonra yazarları değil kendilerini merkeze alıyor ve sırf gıcıklık olsun ya da kamuoyunun istediği olmasın diye böyle saçma kararlar alabiliyor; ne oluyor, kendi saygınlıkları zedeleniyor; gerek yok böyle atraksiyonlara.
  • ertuğrul özkök'ün tamamen tesadüfen denk geldiğim yazısında bob dylan'a atarlandığı gün nobel verilmesi.

    bu son atarın olsun ertuğrul.

    edit; sevgili kafkaesque'ya da buradan selamlar.
  • mis gibi olay. bob abi baba tarafından trabzonlu muydu neydi. buyrun bir türk daha aldı nobel.

    edit: karslıymış hemşo:)
  • normaldir.

    edit: la adamın ölümüne sebep verdik galiba
  • nobel edebiyat ödülü'nü, romanlarıyla, yazarlığıyla değil de şarkı sözleriyle alan bob dylan'a verilmesidir. dylan'ın onore edilmesidir* bir nevi.

    --- spoiler ---
    --- alıntıdır ---
    2016 nobel edebiyat ödülü süpriz bir kararla ünlü amerikalı şarkıcı ve söz yazarı bob dylan'a verildi.

    merkezi isveç'te bulunan nobel akademisi'nin ödüle ilişkin yaptığı resmi açıklamada, bob dylan için "amerikan şarkı geleneğine yeni ve şiirsel bir ifade tarzı getirdi" ifadesi kullanıldı.

    ödüle ilişkin resmi açıklamayı yapan isveç nobel akademisi daimi sekreteri sara danius, sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

    sara danius, "bob dylan ödülü gerçekten hak etti mi?" şeklinde gelen bir soruya, "elbette hak ediyor. ödülü aldı zaten" yanıtını verdi.

    danius, "bob dylan, ingiliz yazın geleneğinin büyük bir ozanı...54 yıldır sürekli kendini yenileyerek, bugüne kadar çok sayıda orijinal eser ortaya koydu. örneğin eğer 1966 tarihli "blonde on blonde" albümünü dinlemeye başlarsanız, çok parlak bir kafiye özgünlüğü görürsünüz" dedi.

    sara danius'un, "dylan geleneksel anlamda bir edebiyat eseri, roman veya şiir üretmedi. bu anlamda ona bu ödülün verilmesi, nobel'in ufkunu genişlettiği anlamına mı geliyor" şeklindeki soruya cevabı ise şöyle oldu:

    "öyle görünebilir. ama aslında değil. eğer edebiyat tarihinde geçmişe geri dönersek, 2500 yıl önce homeros ve safo'nun da dinlenmek, ve enstrümanlarla sahnelenmek üzere ebedi eserler ortaya koyduğunu görürüz. bugün hala homeros ve safo'yu okuyoruz ve dinliyoruz. bob dylan'da olduğu gibi."
    69 albümü var

    gerçek ismi "robert allen zimmerman" olan 75 yaşındaki bob dylan'ın, "mr. tambourine man'', "all along the watchtower", "like a rolling stone" gibi unutulmaz birçok şarkısı bulunuyor.

    bob dylan, 1962 yılından bu yana toplam 69 albüm yayınlamıştı.

    dylan'ın bugüne dek 11 grammy ile "things have changed" isimli şarkıyla kazandığı bir de oscar ödülü bulunuyor.

    bob dylan, abd'de 1960'larda ortaya çıkmış olan muhalif ve gelenek yıkıcı şair ve yazarlardan oluşan beat kuşağı'nın da temsilcileri arasında.
    --- spoiler ---
    *
  • dylan'a bir nevi saygı duruşu. diğer adaylardan daha iyi olup olmadığı tartışmaya açık olsa da ben müziğin içindeki edebiyatı görme ve takdir etme yaklaşımını sevdim. adam yıllardır sadece şarkı sözü olarak nitelendirilemeyecek eserler yaratıyor ve bunları müzikle birleştiriyor. bu gibi farklı bakış açılarına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

    öte yandan oscar'ın sinema için bir ölçüt olmaması gibi, nobel de edebiyat için ölçüt değildir gözümde. diyorum ya, ben yaklaşımı sevdim sadece.
  • bob dylan'a nobel edebiyat ödülü verilmesinde kesinlikle bir mesaj vardır. konu çok yeni, şu anda tam bilinemiyor ama izleyecek durumlara bakarak mesajın ne olduğu ortaya çıkacaktır.
    orhan pamuk'a neden nobel ödülü verildiğinin bir süre sonra ortaya çıktığı gibi.
    bekleyelim görelim ...
  • oscar gecesi kırmızı halı yorumları gibi entri girenler için yılın süprüzü.

    murakami bok gibi yazar. salman salon edebiyatçısı.

    pynchon için tumturaklı yorumlarla etrafında gizem halesi yaratmanın zorunluluğunu yaşayanlar ıkındıkça gülüyorum. roth, "okuma düşkünü" orhan pamuk 'un geç keşfettiği paslanmış tabanca.

    kundera ölü diye biliyordum.

    nabokov okumayanlar nitelik sahibi değildir. edebiyat arsızlığı lezizdir ancak yapmayın.
  • edebiyatın bittiği anlamına gelir. zaten orhan pamuk a nobel verilmesi bu sonun yaklaştığını gösteriyordu.

    edit: açalım:

    öncelikle bob dylan'ı çok severim. gençliğimdeki kadar dinlemiyor olsam da hala vücudumda bir şarkı sözünü dövme olarak taşıyorum. yani bob dylan'ı elbette bülbül gibi şakımasından dolayı değil, nefis şarkı sözleri nedeniyle seviyorum. burada oturup sabaha kadar bob dylan'ın şarkı sözlerini övebilirim. zaten bob dylan'ın nobel ödülünü hak ettiğini iddia eden bu forumdaki dostlar genellikle öyle yapmış. ama bob dylan'ın bir şarkı sözü yazarı olarak ne kadar muhteşem olduğunu ispatlamak, bu tartışmada onun edebiyat nobelini hak ettiğini kanıtlamıyor. onun nobeli hak etmediğini iddia edenleri çomar, cahil vs. gibi çarşamba pazarında satılan sıfatlarla tanımlamak da aynı şekilde bob dylan'ın neden nobele layık olduğunu açıklamıyor.

    edebiyat ve müzik hangi noktada ayrılır? müzik edebiyatın yerine geçebilir mi? peki edebiyat resmin yerine? bence geçemez. tüm bu sanat dalları binlerce, on binlerce yılda böyle branşlaşmıştır. bu elbette aralarında hiçbir etkileşim ve geçişkenlik yoktur manasına gelmiyor. örneğin hemingway, paris'te geçirdiği yıllarda sık sık izlenimci ressamların sergilerine gidermiş ve akabinde, yazarlardan öğrendiğinden daha fazlasını ressamlardan öğrendiğini söylemiş. ama bir noktada, tüm sanatı tek potada erimekten ve dolayısıyla; sanatı sanat olmayanla karışmaktan ve en nihayetinde sanatı yok olmaktan kurtarmak için daima tanımlar üzerine düşünmeli, tartışmalı ve sınırlar çizmeye çalışmalıyız.

    (bkz: sanatın sonu)

    duchamp'ın pisuvarını bir sanat eseri olarak kabul etmek onu mikelanj'ın davut heykeliyle aynı kategoriye koymak ve sonunda o kategoriyi yok etmektir. pisuvarı bir heykel saygınlığına yükseltmek için yürütülen tartışmalar, izahlar, kavramlaştırmalar yani bütün bu entelektüel faaliyet, süreç ilerlediğinde entelektüel faaliyeti tümüyle yok ediyor. gitgide genişleyen sınırlar sonunda tümüyle ortadan kalkıyor. bunun ne zararı mı var? bedri baykam'ın attırdığı peçeteyi size sanat diye sunuyorlar, işte böyle bir zararı var.

    (bkz: bedri baykam'ın spermini sildiği peçete)

    nobel gibi saygınlığı olan ödüller bir bakıma klasikleri tescil ederek o sanat dalının yürüyüşüne istikamet biçiyor. bir müzisyeni edebiyat alanında ödüllendirmek ilk önce tabi ki edebiyatı müziğe yaklaştıracaktır. edebiyatın genişlemesi, daha fazla sayıda şeye edebiyat denmesi kafamızdaki demokratik ve özgürlükçü ön yargıları okşadığı için hoşumuza gidebilir. ama herkesin sanatçı olması aynı zamanda hiç kimsenin sanatçı olmaması demektir.

    peki nobel komitesi ne yapıyor? modaya uyuyor, hepsi bu. klasik ve saygın olan her şeyin içinin boşaltılması modasını, 70 yıl kadar geriden de gelse, takip etmeye karar vermişler. çünkü ilginç olmaktan başka bir marifeti olmayan yeni sanat anlayışında bir şeyi ilk kez yapmanın kritik bir yeri var. tüketime yönelik bir piyasada bir ürünü ilk kez bulmak çok önemli. mesela facebook vs. nobel komitesi üyeleri de sanıyorum böyle bir rezilliği ilk kez yaparak isimlerini tarihe yazdırmak istemiş olsalar gerek. tabi üzerlerindeki çok yoğun "dinazorsunuz" baskısı, herkesten geride kalmanın kompleksi vs. de etkili olmuş olabilir.

    tabi meselenin bir de şu boyutu var: koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler. nobel için ismi geçen murakami'ye filan bakıyorsunuz, dünya edebiyatının en iyi örneği buysa, bob dylan da bundan aşağı kalmaz, denilebilir. murakami'yi de biraz severim esasen. imkansızın şarkısı güzel bir kitaptı. ama sonra, kendini tekrar etmekten ibaret, gevezelikler ve gevelemelerle dolu kitapları resmen ölü doğmuş. raymond chandler'ın ve raymond carver'ın çırpınan bedenlerinden çıkan son bir nefes idi murakami. onun ruhu da buhar oldu, uçtu.

    bunu da çağımızın genel donukluğundan, duygusuzluğundan, insansızlığından ayrı düşünemeyiz.

    (bkz: postmodernizm)
    (bkz: kapitalizm)

    son olarak: bob dylan adamsa, çıkar ödülü delikanlı gibi reddeder. ama sanmıyorum.

    bir son daha: bob dylan şairliği için bu ödülü hak ediyorsa, yani mesele şiirse, buyurun ismet özel. açın erbain kitabını okuyun. türkçe konuştuğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu anlayın. ama onun da son dönem şiirlerinin geldiği yere bakınca, sanat sona ermiş, demeyelim de ne diyelim...