şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
27883 entry daha
  • yıl 1877, aylardan temmuz. rus ordusu tüm kuvvetlerini toplamış, balkanları hızlıca aşarak istanbul'a gitmenin planlarını yapıyor. ama plevne'de osman paşa komutasındaki türk ordusunun beklenmedik savunmasıyla karşılaşıyor. defalarca kuşattıkları plevne'yi ancak 4. seferde, aralık ayında alabiliyorlar. bu savunma rus ordusunun planlarını geciktirdiği gibi; avrupa basınında da türklere sempati ve ruslara antipati oluşmasına sebep oluyor. bu savunma hakkında tablolar yapılıyor, kitaplar yazılıyor.
    aynı zamanlarda "futbolun beşiği" ingiltere'nin hampshire bölgesinde dünyanın en eski futbol takımlarından biri kuruluyor. bu takım öyle bir savunma yapıyor ki, taraftarlar futbolcuları "haydi türkler, savunmaya devam" şeklinde destekliyor. futbolcular da takımın adını fordingbridge turks yapmaya karar veriyor ve amblemlerini ay yıldız olarak seçiyor. bu ismi öyle sahipleniyorlar ki, çanakkale savaşı sırasındaki baskılara rağmen isimlerini değiştirmiyorlar.
    günümüzde takımın ismi ve amblemi halen aynı ve twitter hesaplarında isimlerini "türk ordusunun mücadeleci ruhundan" aldıklarını gururla belirtiyorlar.

    1880 yılında aldıkları basingstoke kupası ve takım posteri.
    türk elçiliğinin ziyaretinden hatıra haberi.
    fesli takım fotoğrafı.
    güncel soyunma odası.

    kaynak 1,kaynak 2

    debe edit: kulübe bu yazının en beğenilenlere girdiğini yazdım, gelen cevabı paylaşıyorum:
    "we appreciate all the support we have in turkey and thank you for supporting and following us, the whole club is very proud of its history, from everybody at the fordingbridge turks football club."
  • susmak , mana eksikliğinden değil belki mana derinliğindendir ...
  • amatörler okumasın diye yazan yazarları engellediğim gerçeği.
  • şu an gecenin bir köründe çalışırken bir mailde geçen business kelimesinin busy-ness (bizdeki ne işle meşgulsün kalıbının karşılığı) olduğunu fark ettim aniden. ufkum genişlemedi ama bi sincaplaştım bi mutlu oldum. bıcırık oldum koca adam.
  • inanması güç de olsa, psikopatların da aşık olabileceği...

    bireylerin psikopatik ve antisosyal eğilimlerini ölçümlemek için kurgulanmış bir teşhis aracı olan revize edilmiş hare psychopathy checklist’e göre psikopatlığın dereceleri bulunuyor. “textbook” bir psikopatın pcl-r skoru 40 iken, 30 ve üstü bir skor, kişinin "buz gibi" psikopat olarak nitelendirilmesi için yeterli sayılıyor. bunun altında da yine kademeler var. toplumun yaklaşık %1’inin psikopat bireylerden oluştuğu tahmin ediliyor. temel olarak psikopatların güçlü duygulara sahip olma ya da empati gösterme yeteneklerinin olmadığı kabul ediliyor. ancak konunun uzmanları, psikopatlığın farklı seviyeleri olduğunu ve psikopatların da aşık olabileceğini öne sürüyorlar.

    fakat başka biriyle duygusal bağ kurmak ya da ona açılmak gibi kabiliyetlerden yoksun olan bu insanların sağlıklı bir ilişki kurmaları mümkün olmuyor. hal böyle olunca psikopatların “duygusal” ilişkileri, normal insanların kurduklarından farklı değerler üzerine temelleniyor. duygusal bir bağdan ya da yakınlık hissinden ziyade ortak bir inanç ya da dünya görüşü etrafında şekilleniyor örneğin. eğer ruhsal olarak daha “sağlıklı” olan partner psikopat olan partneri yeterince etkileyebilirse zaman içinde aralarında daha yakın bir bağ bile kurulabiliyor.

    ancak ne olursa olsun, bir psikopatın sevgilisi olmak meşakkatli bir yolculuk. çünkü kendileri korku ya da üzüntü nedir bilmedikleri için psikopatlar, sizin yaşadığınız sıkıntıları anlamlandırmakta güçlük çekiyorlar. elbette bu, sorunun sadece bir kısmı. son derece bencil ve manipülatif oldukları için, psikopat bir partnerle yaşamak her bakımdan zorlayıcı bir tecrübe oluyor.

    ve quebec’teki laval üniversitesi’nden bazı araştırmacıların 140 çift üzerinde yaptığı çalışmaya göre kadınlar psikopat bir partnerden erkeklere göre daha kötü etkileniyor; içlerine kapanıyor ve kendilerini suçluyorlar. ilişkide psikopat olan taraf kadınsa, karşı tarafa bağlılığı zamanla aşınıyor ve ilişkiden kopuyor. ki bu da yine psikopatların kurduğu ilişkilerin ortak bir özelliği, yani kısa ömürlü olması. çünkü psikopatlar uzun vadeli bir ilişkiyi kurmak ve yürütmek için gereken sebattan yoksun ve risk almakta - ister karşılarındakinin sabrını sınamak, sınırlarını zorlamak isterse aldatmak olsun - bir beis görmüyorlar.

    gelin görün ki psikopatlar da yalnızlık çekebiliyor ve sevilme ihtiyacı duyabiliyorlar. böyle bir ihtiyaç ortaya çıktığında, son derece manipülatif oldukları için sizde kendilerinin de duyguları olduğu intibaını uyandırabiliyorlar. karşılarındakini etkilemeyi ve rahat davranmayı çok iyi bildikleri ve suçluluk duygusundan yoksun oldukları için de ihtiyaç duydukları ilgiyi elde etmeleri zor olmuyor.

    yine de bütün bunlar psikopatların da aşık olabileceği gerçeğini değiştirmiyor. bu aşk her ne kadar yıkıcı olsa da...

    kaynak 1
    kaynak 2
    kaynak 3
    kaynak 4
    kaynak 5
  • ingilizcedeki öteki ve ya diğeri anlamına gelen 'other' kelimesiyle türkçedeki 'öte' kelimesinin tarihin derinliklerinde bir yerlerde birleşiyor olma ihtimali. en azından öyle olduğuna inanıyorum.
  • unuttuğumuz bir temel hak varmış; (bkz: tamir etme hakkı)
  • insan yamyamlığı (kannibalizm), bir diğer ismiyle antropofaji, diğer insanların etlerini veya iç organlarını yiyerek beslenen insanların davranışları olarak tanımlanır. yamyamlık (kanibalizm) ifadesi, bir bireyin aynı türden bir başka bireye ait vücut parçalarını veya o bireyin tüm vücudunu tüketmesiyle zoolojiye genişletilmiştir. geçmişte akrabalarımızın bulunmuş olduğu kültürlerde, belli bir aşamaya kadar kabul gören yamyamlık, günümüzde eski kabul edilebilirliğini yitirmiş gibi görünüyor. ancak yine de bazı coğrafyalarda uygulanmaya devam edilmekte. arkeolojik ve genetik incelemeler ışığında yamyamlığın tarihçesi, binlerce yıl önce yaşamış olan insansı akrabalarımıza dayanıyor. uzun açlık ve kıtlık dönemlerinde neandertaller'in yamyamlık sayesinde beslendiği, incelenen 43.000 yıllık neandertal fosilleri sayesinde anlaşılmış oldu. ispanya, el sidrón'daki bir yeraltı mağarasında keşfedilen kemik kalıntıları, bu bireylerin bir nevi kasaplık yaptığı sonucuna varmamızı sağladı. ancak genel anlamda bilinen eski yamyamlık vakalarının, beslenmeden ziyade, ölen insanların cenaze törenlerinin bir parçası olarak uygulandığı düşünülüyor. örneğin binlerce yıl önce britanya'da insanlar hem beslenme hem de ritüeli birleştiren karmaşık bir cenaze töreninin bir parçası olarak kendi türlerini yemiş görünüyorlar.

    ünlü antropologlar richard e. leakey ve lewin, yamyamlığın, açlığın giderilmesi veya karın doyurmaya yönelik olmadığını, gerçekte tinsel ve büyüsel nedenlerden kaynaklandığını savunup yamyamlığı iki türe ayırdılar: içe dönük yamyamlık (endocannibalism) ve dışa dönük yamyamlık (exocannibalism). içe dönük yamyamlıkta -iç yamyamlık- sadece akrabaların ve aynı kabileye ait olan ölülerin bedenleri veya yalnızca organları yeniyor. örneğin, güneydoğu avustralya'da yaşayan dieriler, ölen akrabalarının yüz, kol, bacak ve karınlarının yağlı kısımlarını yiyorlar. bu kabilenin inancına göre insanın yağ dokusu, olağanüstü bir güce sahip ve yendiği takdirde yiyen bireye geçen bir unsur. böylece, ölünün özellikleri ve ruhunun yine kabile içinde kaldığına inanılıyor. güney amerika'da yaşayan bazı kabilelerde ise, kişinin özelliklerinin onun kemiklerinde gizli olduğuna inanılıyor. bu nedenle de, ölülerini yaktıktan sonra kemiklerini öğütüp toz haline getiriyorlar ve bu tozu içkilerine karıştırarak içiyorlar.

    dışa dönük yamyamlıkta ise, akraba ve kabile üyeleri değil, düşmanların yenme durumu söz konusu. bazı güney amerika yerlilerinde görülen bu adet, öldürülen kişinin, ileride katillerinden intikam almaması için uygulanıyordu. bunda da bedenin bazı kısımları yeniyordu. yamyamlığın dolaylı bir örneği sayılsa da bir uygulama alanı olarak 15. yüzyılda, hastalıkların tedavisi için insanlara kahverengi bir toz veriliyordu. bu tozun; epilepsiye, mide bulantısına ve kanamalara iyi geleceği ve diğer bazı ümitsiz hastalıkları tedavi edebileceği iddia ediliyordu. kahverengi toz, içeceklere karıştırılıp içilebileceği, direkt olarak lezyonlara uygulanabileceği gibi doğrudan yenebiliyordu da. bu kahverengi toz, mumyalanmış insanların öğütülmüş kalıntılarıydı. insanlık tarihi kadar eski olan yamyamlığa hemen hemen bütün kıtalarda rastlanmıştır. eski yamyamlık öykülerinin birçoğu abartılı veya yanlış olsa bile batı ve orta afrika'nın bazı bölgelerinde, melanezya'da (özellikle fiji), yeni gine'de, avustralya'da, yeni zelanda maorilerinde, polinezya'daki bazı adalarda, sumatra kabilelerinde ve kuzey ve güney amerika'nın çeşitli kabilelerinde yakın çağa kadar yamyamlığın sürdüğü söylenebilir. yamyamlık (cannibalism) kelimesinin kökeninin 16.yüzyılda kristof kolomb’un karayip adaları’nı ve yerli karip’leri (carib) ziyaretine dayandığı söyleniyor. kolomb, ispanya kraliçesi’ne, ada ziyareti sonrasında edindiği izlenimlerle, yerli halkın çok arkadaş canlısı ve huzurlu olduğundan bahsediyor. ancak halkın, suçluları pişirip yediğinden de söz ediyor. kraliçe bu duruma sinirlenip, insan eti yiyenleri tutuklayacağına dair bir kanun çıkarıyor. daha sonra altınlarından yararlandığı ada sakinleri, yeterince altın üretemeyince kolomb, yağmalarına karşı gelenleri asi olarak damgalıyor. dolayısıyla karip (carib) halkının isimleri, söylentiler dolayısıyla lekelenmiş oluyor ve carib kelimesi zamanla canib, sonra da cannibal (yamyam) formuna dönüşüyor.

    uzmanlar yamyamlığa sebep olabilecek 3 faktör sayıyorlar: kültürel ve sosyal nedenler, açlık veya kıtlık ve delilik veya sosyal sapkınlık.

    1972 yılında uruguay rugby takımını şili'deki bir turnuvaya taşıyan uçak, and dağları'na çarpıp düştü. 3800 metre yükseklikte mahsur kalan 40 kişiden 16 tanesi, aylarca soğuğa ve açlığa karşı mücadeleyi kendi ölü arkadaşlarının etini yiyerek verdiler.

    1979'da bir askeri darbeyle koltuğunu kaybeden orta afrika cumhuriyeti devlet başkanı jean-bédel bokassa, çıkarıldığı mahkemede çok sayıda siyasi cinayetin yanı sıra yamyamlıkla da suçlandı. diktatörün özel mülkündeki buzdolabında insan eti parçalarına rastlanmıştı.

    1960'ların ve 1970'lerin güney doğu asya savaşları sırasında, kamboçyalı askerlerin ritüel olarak katledilen düşmanın bazı kısımlarını, tipik olarak karaciğeri yediklerini bildirildi. ancak kamboçya’da bulunan birçok mülteci, yamyamlığın, bulunacak yiyecek bulunmadığında ritüel olmayan bir şekilde uygulandığını bildirdi.

    insan yamyamlığının kısa tarihi
    ??: https://evrimagaci.org/…yamliginin-kisa-tarihi-7900
    @evrimagaci
    ios: https://dar.vin/eaapple
    android: https://dar.vin/eaandroid
  • ingilizce news kelimesi haber anlamina geliyormus n~north e~east w~west s~south kelimelerinin bas harflerinden olusuyormus
  • votkanın ana maddesi patates veya tahıl. avrupalılar, 1500’lü yılların başında patatesi bilmiyordu. ispanya kralı 2’nci philip, peru’dan dönerken ilk patates fidesini süs bitkisi olarak ülkesine getirdi. ünlü ingiliz korsan francis drake, 1595 yılında patatesi ingiltere ve irlanda’ya taşıdı. bu arada irlandalı ve galyalı köylüler çavdar, buğday ve mısırdan saydam içkiler damıtıyor ve ona ‘dağların çayı’ adını veriyordu. dağların çayını patates ile denemeye başladılar. böylece votka elde ettiler. 16’ncı yüzyılda polonya’da ilk kez toplu votka üretimine başlandı. hatta bir rivayete göre 17’nci yüzyılda votka üretimi öylesine artmıştı ki, imbikleri ısıtmak için yakacak odun bulmak bile zorlaşmıştı. votka adı latince ‘hayat suyu’ anlamına gelen aqua vitae’den türetildi. polonyalılar bu içkiye önce ‘okoita’ adını verdi daha sonra da bunu su anlamına gelen ‘wodka‘ ile değiştirdi. ve bu saydam ve nötr tadı olan içki, o gündür bu gündür votka olarak biliniyor.
164 entry daha