şükela:  tümü | bugün
  • çoğu ludwig mies van der rohe tarzı binalarda geçen, biraz da alaycı bir üslupla ele alınan, taşralı ms hulot'nun paris'e ve modernizme ayak uydurma çabalarını anlatan, hoş film.
    (bkz: mon oncle)
    (bkz: jacques tati)
    (bkz: ms hulot)
  • modernizmin getirisi olan "yeni paris"te, sadece camdaki yansımalarını görebildiğimiz "eski paris"e ait olan m. hulot'nun çektiği sıkıntıları anlatan harikulade film.
  • izleyeni her an tetikte olmaya iten bir filmdir bu.. insan her karede nereye bakacağını şaşırıyor: "önde olan bitene mi odaklanayım, geri plana mı bakayım, yoksa ortadaki hulot'ya mı?" soruları birbiri ardına üşüşüyor beyninize.. devamlı bir hareketlilik, bir devinim... ve zavallı beyin ne yapacağını şaşırıp "amaaan ne halin varsa gör" deyip sizi bu hengameyle başbaşa bırakıyor.. tati'deki müthiş zeka hitchcock ya da kubrick izlenirken hissedilenlere benzer şeyler bırakıyor zihinde.. filmin modern zamanlara dair anlattıkları gösterdikleri kadar, hatta onlardan daha çetrefilli.. globalizasyona yapılan atıfların yanında kanımca taa 1967'de amerikan kültürel emperyalizmine dair yapılmış bir referans aynı zamanda playtime.. restorandaki mise-en-scenei izlerken nefes almayı unutmayın..
  • edebiyatın asıl işi en başından itibaren hayatın hakikatine şahitlik etmek ise, modern zamanlardan itibaren de bu sanatların topunun yapıp yapabildiği önümüzdeki olasılıklar denizini bir ucundan diğerine işaret etmek ise kusursuz metinler mümkündür diyebiliriz. bu bağlamda the waves kendi mecrasında kazanılmış en uç mevzidir. uzay gemisi geldikten seneler sonra * hatırlanacak ve kaynağına varılamayan bir sıkıntı yaratacaktır. playtime da başka bir mevzidir, başka bir yoldan kazanılmış olsa da biçimini kendi içinde eriterek biçimsellikten kurtulmuştur. yine bu bağlamda ve bu filmin tanıklığı sayesinde kusursuz filmlere ikna oluruz. kurgu yoktur, hakikat vardır.
  • kendisine insanlığın fazla geldiğini düşündüğüm yazar. bir gün kendini ifşa ederse kendisine öğretmeye can atıyorum.
  • kürt ve çingene topluluğu tarafından sıkı bir inşaat fantezine konu olmuş yazar.
  • enfes bir yanni performansı. tipik bir yanni bestesi örneği. orkestrasyonundan sololarına, vokallerinden atışmalarına kadar hiç düşünmeden mükemmel diyebileceğim bir performans.

    http://www.youtube.com/watch?v=eyk3--rpztm

    ayrıca;
    (bkz: ming freeman)
  • tamamlayabilmek için kastığım fakat başarılı olamadığım film.
    sorun; akıcı sahnelerle dolu olmasına rağmen hikaye olarak o kadar da akıcı olmaması ve zaman zaman izleyeni sıkabilmesi.
    dikkatli izlenirse zevk alınacak pek çok küçük sembolik detay mevcut. ama olmasa da olur denebilecek bazı hikayeler akışı yavaşlatıp zaman zaman da ilgiyi tamamen kaybetmeye neden oluyor.
  • modernite. big ben'in arkasında, gölgesinde kaldığı, filmin geçtiği paris'in ve aslında havayolu şirketinin uçtuğu her şehirdekinin tıpatıp aynısı bir bina, ve önünde "fly to london" yazısı. bu bina da, filmdeki her şey ve herkes gibi gridir. grinin, bu denli, bütün bir modun rengi, sinematografinin de ruhu olduğu bir başka film de yoktur zaten. kapılar her açıldığında, ancak yansımalarını göreceğimiz "tarihi paris" bir hayal gibidir artık, modern zamanlar, modern turistlere "gerçek paris"'i sunmaktadır. sinema tarihine çoktan geçmiş kusursuzlukta iki sahne, filmin ilk yarısındaki bina kesmekeşi ile ikinci yarıdaki restoran sekansları, bu başyapıtın en göze çarpan anları. göze hemen çarpmayanlar ise, belki de filmi onuncu kez seyrettiğimizde hala keşfediyor olacağımız, filmin her karesine, her anına saklanmış sonsuz sayıda ayrıntı. filmin tamamında diyalogların büyük ölçüde kaybolup, sesleri şehre ve eşyaya bıraktığı, ana karakterimizin hiç ama hiç konuşmayarak, yalnızca "durumların" altını çizdiği, tati'nin sessiz sinema döneminden ödünç aldığı bir üslupla, tüm zamanların en görkemli modernite eleştirilerinden birini yaptığı, "turist" ve "burjuva" halleri ile ince ince eğlendiği, ve bir film için yaratılmış, kubrick'i kıskandıracak ölçüde mükemmel mimari tasarımlar içeren sinematografisiyle sinema tarihine geçecek bir başyapıt, playtime.
  • tertemiz bir rejisi vardır bu filmin. alaycı eleştirelliği incelikle işlenmiştir, entelektüel ifadesi tam dozundadır.