şükela:  tümü | bugün
  • uzun zamandır izlediğim en naif, en sıcak, en güzel film. nasıl babasız çocuk büyütülür, işte böyle anneyle, dedeyle, teyzeyle...

    --- spoiler ---

    azıcık normal dışı davranış gösterdi diye hemen ilaç alması gerek diyen eğitim sistemine inat, "piç olmak havalı bişi, büyüyünce anlarsın" diyen bir teyzeyi, "bence onlar senin ne kadar geniş bir hayal gücün olduğunu anlamamışlar" diyen bir dedeyi yeğlerim

    --- spoiler ---
  • gerçek hayat filmi.

    gerçek hayatta tüm açık uçlar bir yere bağlanmıyor. rose ile winston hemen o anda illa ki çıkmaya evlenmeye karar vermiyorlar. daha rose'un atlatması gereken bir mac trajedisi var ne de olsa. önce tek olmayı öğrenecek, yavaşça. norah kendisini nerede bulacak, kim bilir, belki anlayacak ki aslında aradığı şey zaten evindeymiş.

    hayat böyle salak birşey işte. bakıyorsun, olman gereken, olmak istediğin yerde değilsin. güçlüyüm, altından kalkabilirim telkinlerine ihtiyaç duyuyorsun her gözünü açtığında. sonra belki bir fırsat geliyor karşına, tamam oluyor derken çuvallıyorsun. bu arada sevdiğin adamın blöfünü göreceğini mi sandın? tek bir "bilmediğimi mi sanıyorsun?"un canını bu kadar acıtmayacağına mı inandın? herkesin garip olarak adlandırdığının aslında senden daha normal olduğunu ne zaman farkedeceksin? ama gene de ve yeniden ayağa kalkmalı insan. ya da kaybolup gidersin bir yatak şiltesinin, tek kişilik koltuğun, banyo duvarının üzerinde, çantanın içindeki resimlerde..

    sadece hayat var, bir yerlerde, bir şekilde akıyor gidiyor. sonunda televizyon karşısında, gözünüzde yaşlarla, cevizli pasta tavsiye eden kadına bakıp kalıyorsunuz işte.
  • küçük gelmesine rağmen insanın ayağından hiç çıkarmak istemediği eski, rugan ayakkabıya benzeyen film.
  • belli sahnelerde senaryosunun bir kadın tarafından yazılmış olduğu hissediliyor gerçekten. çok gerçekçi.

    --- spoiler ---

    rose, çok seviyor olmasına rağmen bir gün gerçekleri farkeder ve yasak ilişkisini bitirmeye karar verir. bir akşam kendisini görmeye gelen sevgilisine, gayet üzgün ve gözleri dolu dolu olmuş bir şekilde, daha fazla devam etmek istemediğini söyler. adam ruhsuz "demek buraya kadarmış" der ve arabasına binip gider.

    --- spoiler ---

    izlemeye değer, senaryosu gayet orjinal bir film.

    en sevdiğim sahne ise şu oldu:

    --- spoiler ---

    - norah: bu seferki iş ne?
    - rose: (gülümseyerek) intihar...

    --- spoiler ---
  • oscar'la dedesinin iliskisine bayildigim film.

    --- spoiler ---

    -do you get bored a lot?
    -yeah.
    -do you look out the window?
    -all the time.
    -see, that proves how intelligent you are.

    --- spoiler ---

    ehehe.
  • bu filmi izlemem için alan arkin yeterliydi benim açımdan. little miss sunshine'ı sevmiştim. bu filmi de sevdim.

    * * amy adams ile * * emily blunt da gayet iyiydi. keyifle izledim.
    ve oscar rolündeki jason spevack'ı da öyle. rose, norah ve oscar'ın zor ve silik hayatları, var olma çabaları...

    iki kız kardeşin "bir şey" olma çabası, babalarının onlara yaptığı jest; dedesinin moral verdiği, zeki ama uyumsuz addedilen çocuk... hepsi yerine oturmuştu. bazen "bir şey" olmak ne kadar da zor olabiliyor. ne yapsan yetmiyor.

    --- spoiler ---
    özellikle bebek bezine çikolata döküp yiyen ve evlenmiş , doğurmuş, gururla dolmuş (!) kadınların yanında "bir şey" olduğunu anlatmaya çalışmak...
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    tren sahnesini, kedi için ev yakılan sahneyi sevdim...
    bir de tek kollu winston ile rose arasında bir şeyler başlamadan film bitti.

    oscar: piç ne demek?
    norah: evlenmeden doğan çocuk. ileride göreceksin, piç olmak çok havalı bir şey
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    bir zamanlar amigo kız olmak, basketbol takımının kaptanıyla çıkmak gibi herkesin -kime göre neye göre - hayran olduğu özelliklere sahipken kendini lise arkadaşlarının evini temizlerken bulan rose lorkowski'nin dramatik ama bir o kadar da etkileyici hikayesi. her anı buram buram gerçeklik kokan, kendini lise aşkı, zeki ve farklı oğlu, bir baltaya sap olamayan kardeşi ve fazla girişimci babası arasında parçalayıp hayatını düzene sokmak isteyen bir kadının filmi. lise arkadaşının bebek partisinde ise aslında kendini kendine ispat etmeye çalışıyor rose, sizin gibi değilim ama sizden kötü bir durumda da değilim demeye çalışıyor bir yandan. öte yandan, tam kendini buna ikna etmiş ve hayatını yoluna koyduğunu düşünürken, tekrar başa dönmesi üzerine winston'la olan günah çıkarma sahnesi, rose'un kendine bakışını yeterince yansıttı:

    "there's not a lot that i am good at. but i'm good at getting guys to want me. not date me, or marry me, but want me. "

    --- spoiler ---
  • filmin en büyük başarısı; söylenenlere ek olarak tabi, kadın filmi tabir edilen hemcinslerinin sıkça düştüğü hataya düşmeden sonunu getirebilmiş olması sanki. şimdi hata şu. ne zaman bir kadın hikayesi izlesek senaryo bir yerinde hayattan ve detaydan kopar , saçaklanmak yerine, hikayedeki bir erkeğin hödüklüğüne kitlenir kalır. yada daha doğru ifadeyle erkek öyküsü hikayedeki tüm sebepleri piç edip kadın kişisinin hayatındaki devcileyin detay olarak tüm sebep ve sonuçları belirleyiverir. kadın yönetmenimizle birlikte doğal müşteri de gevşer, rahatlar. sonra. sonrası çiçek böcek. lakin bu filmde bu yok. bu güsel. bu film, anlattığı hikayedeki kadının veya hikayesini anlattığı kadının, öyküsündeki sıkışmaları ve terslikleri en yakındaki erkek kişiye, karakterine, kızımıza yaptığı fenalıklara felan bağlayıp bıdı bıdı yapmıyor. akıyor.

    --- spoiler ---

    yani işte kızımız, bunca senedir sevdiği ve birlikte olduğu evli adamdan bir küçük paragrafla, bikaç damla gözyaşıyla ayrılıveriyor. uzatmıyor. sakin. temiz. intihar etmiş bir annenin öyküsü altında büyümüş iki kız çocuk. onca ruhsal yük. babaya bindirilmiyor. hani illa suçlanacaksa başarısız karides operasyonundan suçlanabilir belki. film kadın hemcinslerine attığı bi kaç salvo ( liseden kız arkadaşlar toplantısı, bebek bezi üstü çikolata, kırmızı porsche, umutsuz ev bayanları ) dışında kadınları da mesele etmiyor. filmin gülünecek yerine denk getiriyor sadece.

    --- spoiler ---

    yani hikayedeki erkek kişiler olmasaydı bu kadınların hayatı şöyle olurdu böyle olmazdı, ey izleyici yokla zihnini ve bul perdede gördüğün adamı hayatında. ya çemkir ona ya tap. yok. akıyor. işine bakıyor. bi çok izleyicide bıraktığı, bahsi bolca geçen sıcaklık hissi burda galiba. hayatın, erkeklerin kadınlara yaptığı fenalıklara bağlanamayacak kadar değerli, kendiliğinden, kendi içinde güzel bi akışı vardır diyor. umarım vardır diyor. umalım vardır diyor. kendi kendini, karşı cinsle olan teşrik i mesaisine göre belirleme kolaylığına hiç teslim olmadan herşeye rağmen diil herşeyle birlikte sürdürüyor. yaşamak ne ki zaten sevgili sözlük. sürdürmek diil mi ki ? iyi seneler.
  • özgün senaryosu ve doğallığıyla ağızda güzel bir tat bırakan filmdir. bu yüzden filmin bu kadar popüler olmaması insanın hoşuna bile gidiyor.

    --- spoiler ---
    son karede oscar'ın little bastard dövmesiyle ve dürbünüyle parkta oynayan kızı kesmesi hoş bir ayrıntı olmuş.
    --- spoiler ---
  • hiçbir şey anlatma derdi olmayan, harika ötesi film.

    bu tarz filmleri çok seviyorum. sanki insanların hayatının bir bölümüne giriyorsunuz, size anlattıkları kadarını biliyorsunuz ve sonra hayatlarından çıkıyorsunuz. bence bu sinemaya karşı çok gerçekçi ve farklı bir bakış açısı. herkesin hoşuna gitmeyebilir tabi.

    ayrıca filmdeki oyunculuklar tek kelime ile kusursuzdu.

    tavsiye edilir.