şükela:  tümü | bugün
  • hamdi koç'un yeni kitabı. hamdi koç ile peyami safa arasında geçen bir hikaye gibi duruyor röportajlarından anladığım kadarıyla. 21 ocak dağıtım tarihi olarak görünüyor ama nette birkaç site satışa sunmuş.
  • "yaprağın ve külün huzuru. ne hatıra ne bağlılık ne korku ne üzüntü. peyami bey'in fikirleri vardı. ve sessiz bir dinleyiciye kendini anlatma arzusuyla doluydu. hayata ve sonrasına dair. haksız ölüme, o ölümün hayata bıraktığı yüke, sonrasına taşıdığı acıya dair. geri dönenlerin yalnızlığına, cevapların imkansızlığına. ve kendine dair. sırları, yalnızlığı, gizliliği. bir hiç ve birçok hiç peşinde heba olan bir hayattan sonra. geri getirmeyi hayal ettiği kayıplar. kayıp lisan. iki dünya arasındaki. o yasak o unutulmuş bağ, yaşayanlarla ölüler arasındaki. ve kendini adadığı ilim. yaşayanların rüyalarında direnen çığlıklardan ses ses, hece hece. ruhun doğum anına geri, karanlıklar ilminin içinden." diye yazıyor arka kapakta.

    görünüşe bakılırsa "çıplak ve yalnız" kitabındaki ruh ve iki dünya arasındaki bağ ve yaşayan ölüler mevzuuna devam etmiş gibi...okuyup öğreneceğiz artık.
  • peyami safa'nın yalnızız romanına mı gönderme acaba.
  • bir sıradışı hamdi koç romanı.

    romanın baş karakteri ve aynı zamanda anlatıcı olan adamın ismini bilmiyoruz. roman, bu adamın ölümüne dayak yediği bir sahneyle açılıyor. ölümüne bir dayak gerçekten. öyle ki bir ruh gelip bunu oradan kurtarıyor. doğaüstü olaylar gerçekleştirerek adamları da alt ediyor orada. neden dayak yiyor, o adamlar kim gibi sorulara roman ilerledikçe yanıt buluyorsunuz. ilk bölümü bu.
    ikinci bölümde anlatıcımız gözlerini peyami safa'nın yanında açıyor. yarı ölü yarı yaşıyor gibi. aslında, bedeni yaşıyor, gerçek zamanda hastahanede falan. ruhu ise peyami safa'nın yanında ve peyami ile anlatıcımız, anlatıcıyı döven adamların peşlerine düşüyorlar "neden?" sorusunun yanıtını bulmak için.
    bence romanın en sıradışı yanı peyami safa'nın bir evren yaratmış olması. bir evren, daima kar yağan bir evren. ve yaratıcısı peyami safa. görünmeyen hizmetçiler, elektrik direklerinde ısınan yılanlar, bir garip ışıkçı. kitabın evreni işte böyle bir evren.
    bir de doktor ramiz var. anlatıcımızı iyileştirip hayata göndermek için peyami safa'nın yardım istediği karakter.

    daha fazla anlatmayayım. tadı kaçacak yoksa.

    ama şurayı alıntılamadan geçmek istemem:

    --- spoiler ---

    “tevfik etmişler, dedi, şimdi ankara’ya götürüyorlarmış. ankara’ya mı, diye bağırdım çünkü birden asabım bozuldu, o ana kadar gelişigüzel bir yardım etme derdindeydim ama o an artık gerçek bir insanla ve berabat bir durumla karşı karşıya olduğumu biliyordum, kadın boş kadın değildi, aradığı boş adam değildi çünkü ankara deyince benim aklıma iyi şeyler gelmez, ankara’nın şakası olmaz, hele götürülmek denince, bilmiyorum, hiç hayra alamet değil. çünkü şimdi mesela tutup beni ankara’ya götürmezler, değil mi, yalvarsam götürmezler, çünkü manasız biriyim.”

    “belli olmaz, ankara’nın kimden ne yaratacağını bilemezsin. mesela benden bir ricacı yarattı.”
    --- spoiler ---
  • dumanı üstünde, yepisyeni hamdi koç romanı. mutluluk sebebi, d&r girişinde kasanın yakınında bir sürüsü üst üste dizili olduğu halde olur da kalmaz; olur da birileri alıverir benden önce diye hemen elime alıp göğsüme bastırdım. bir saat kadar kitap raflarının arasında sarmaş dolaş gezdik kendisiyle.

    henüz yarısındayım ve bana kuvvetle haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonunu çağrıştırdı kitabın gerçeklik algısı ve mekan hissiyatı. melekler erkek olur ve ardından devamı olduğunu da hiç bilmeden aldığım bir eski kocanın öğleden sonrası'nın ardından tarzı, dili, kurgusu her bir şeyi çok farklı geldi bana. adam iyi yazıyor, öncekiler de iyiydi, bu başka türlü iyi.

    şimdi peyami safa'nın yalnızız'ını da okumak lazım, bileydim önceden okurdum. simeranya'nın yabancısı olmazdım bu kadar.
  • hamdi koç'un çıplak ve yalnız romanında söylediği "hayat. ne yapacaksınız? bitti denince bile bitmiyor. ölünce bile bitmiyor..." cümlesinin doğruluğunu sınadığı son romanı.
  • kitabı yeterince dikkatli okuduğumu sanıyorum. ama anlamadığım ya da anlaşılamayan mevzular takılı kaldı kafamda. mesela;

    - peyami bey biyografisini yazdıramadı. madem yazdıramayacaktı neden kitaba konu oldu?

    - şinasi bey ve saati ne işe yaradı. madem şinasi bey yazarımıza iyilik yaptı, neden yaptı, sonra ne oldu, neye yaradı? seniha'da öyle, varlık sebebi anlaşılamadı. şinasi bey ve seniha peymi safa'nın kitaplarından seçilmiş birer kahramandı da oraya mı gönderme yapıldı? anlamamak cahilliğimden mi kaynaklandı?

    - doktor ve peyami bey ilişkisiyle fetullah-erdoğan ilişkisi mi vurgulanmak istendi?

    - simeranya hikayesi aslında gayet heyecanlı giderken, merak uyandırırken, ne oldu da birden yerle bir oldu, kitabın sonunu daha yarısından öğrendik, tam bir dönüşle aceleye getirilmiş bir finale maruz bırakıldık? yazar, içinden mi çıkamadı da bu hale düştük?

    - yoksa benim anlamadığım şeyler mi döndü o kadar hevesle alıp okumaya başladığım kitapta...

    (bu olmadı hamdi bey)
  • "ne yapayım, insanın içinde intikam diye bir duygu var ve teselli diye bir ihtiyaç. kavgaya katılmasan bile. kaybetmeyi umursamadığına inansan bile."

    hamdi koç/ yalnız kaldınız, peyami bey!
  • tüm kitaplarını okudugum yazarın gerçek üstü, fantastik kovaladığı yeni kitabı.

    sevemedim maalesef, farklı bir şey denenmiş ama maalesef olmamış, olduramamış. zaten yazardan beklentim, gerçek üstü romanda, bir yeni hayat yada puslu kıtalar atlası değildi ama bu kadar da kof beklemiyordum. nasıl anlatsam; sanki edebi olarak bu romanla sınıf atlamaya çalışmış ama öyle kasmış ki tad tuz bırakmamış.
  • saatleri ayarlama enstitüsü yönünde de sağlam selamları olan roman.