şükela:  tümü | bugün
  • vucudunuzda bir yerin, kesilmesi, delinmesi, aşınması sonucunda oluşan yaranın iyileştikten sonra bıraktığı iz.
  • görünen uzuvlarda olması kimi zaman karizmatik olabilir. özellikle filmlerde sert karakterli kişilerde kullanilir
    (bkz: scarface)
  • gunumuz teknolojisi sagolsun, artik buyuk cogunlugunun estetikle yok oldugu iz.
    (bkz: ameliyat izi)
  • yara izleri eglencelidir bir yuzu bir bedeni ilginc kilarlar ve huzursuz bir zihin icin oyuncaklardir parmaklar yavascana pismanlikarin ustunde dolasir aci ve tatli olan anlarin ustunde duraklarlar (ve et dokunulmak ister deri sirlarini kolayca teslim eder) zihinsel bir doyumdur bu parmaklar once oksar sonra eski duygularin coskusu ile kazir kanatir yaralar tekrar acilana kadar ki iyilesme yeniden baslasin... hmm kopmusum
  • hayatinizin bir noktasinda basiniza gelen bir kazanin veya olayin anisini yansitan durum.
  • çocukken çoğu şeyi deneme yamulma yoluyla öğrendiğimiz için genelde çocukluktan kalma yaralardır. hepsinin ayrı hatırası vardır. baktıkça hatırlar hatta mutlu bile olabilirsiniz.
  • görünmeyenleri de olur bunların. insan bedeninin gözle görünmeyen ruh ve yürek bölgelerinde olurlar. pek eğlenceli oldukları söylenemez ama insanların bu izlerle de barışmaları gerekir. yoksa açık yaradan çok daha kötü bir şekilde mikrop kapabilir, kangrene dönüşebilirler.

    "
    - sana yara izlerimi göstereyim mi?
    - göster bakalım...
    - sen de bana senin yara izlerini göster ama?
    - niye hep bir karşılık arıyorsun vereceğin herşeyde sen?
    - karşılık olsun diye değil... yara izlerini severim ben.
    - yara izlerini değil, sana hatırlattıklarını seviyor olmayasın?
    - olabilir. o izler açılırken çektiğim acıyı hatırlamak beni koruyor. yeni yaraların açılmasının önüne geçmiş oluyorum böylece.
    - başkalarının yara izlerine neden bakmak istiyorsun peki?
    - sanırım insanların hikayelerini öğrenmek istiyorum.

    böylece birbirlerine yara izlerini gösterdiler... birine yara izini göstermek cesaret dolu bir davranış da olabilir, son derece korkakça bir korunma içgüdüsü de... herşeyin arasında aramaya meraklı olduğumuz o ince çizgilerden biri de cesaret ile korkaklık arasında yatar zaten. hatta yara izleri de ne kadar ince olursa olsun, böylesine bir çizginin üzerinde açılmış, orada kalmıştır.

    birinin beynini kemirmeden aklında duran bir yara izi vardı. çocuklukta açılmış ilk yaralardan birinin izi. ilk sevmeye kalkıştığı köpek, elini kapmış, sivri dişlerini parmaklarına geçirivermişti. elinde açılan yaranın izi kapanalı çok olmuştu ama aklına düşen yara izini sevmişti. onu unutmak istememişti. gösterdi...

    - o da birşey mi? asıl sen şu yara izine bak...
    ... dedi ve diğeri de ona ruhundaki bir yara izini gösterdi. nispeten yeni bir yaradan kalmıştı bu iz. zamansız yaşanan bir ayrılığın açtığı bir yaranın iziydi. henüz biraz tazeydi, göstermesi pek kolay sayılmazdı. ama yine de gösterdi.

    - ikimizin yara izlerini de bir köpek açmış bak...
    - köpekleri severim.
    - evet, belli. hala seviyor musun onu da?
    - onu sevdiğimi hatırlamayı seviyorum. hala seviyor mu sayılırım sence?
    - bilmiyorum. sevgiye karşı korumasız sayılabilirsin ama.

    eğildiler birbirlerine ve köpekler gibi birbirlerinin yaralarını yaladılar. yara izlerini kapatacak kadar iyileştirici dil darbeleri kullanmadılar. değiş tokuş ettikleri bedensel sıvılarının tam bir şifa sağlamamasına özen gösterdiler. yaralarının tadına baktılar. yeni yara izlerine mahal vermemek için, yara gösterme ritüelinden sonra birbirlerine sarılıp uyudular. bir süreliğine herşeyi unuttular uykularında. uyandıklarında hayretle birbirlerine baktılar. ne kadar cesur olduklarını düşündüler. ve birbirlerinin yara izlerine tekrar bakmak istemediklerini... her iki taraf içinde, diğerinin yara izi artık kapanmış sayılırdı. ve böylece konu kapandı, yarar kardeşliği başladı. şefkatle açılmış bu yeni ize çaresizce aşk adını koydular. ne de olsa, bütün yara izleri güzel bir ismi hak eder."

    bana yara izini göster, sana kim olduğunu söyleyeyim.
  • bebeklik döneminde ayak topuğuna batan bir toplu iğnenin izini dahi yaşlandığımızda taşıyoruz. ne kadar iyileşirse iyileşsin, derimiz bir yarayı asla unutmuyor. ve o unutmadan büyüyor, büyüyebiliyor. oysa kalbin kırılgan belleğinde bazı yaraları unutmadan büyüyemiyorsun, o yara açılıyor senin kara deliğin oluyor. içine düşüyorsun, öğrenemiyorsun. yaran aynan olduğu zaman da kendi uçurumundan korkmayan bir insan oluyorsun. bir insanı en çok yara izleriyle seviyorum ben, insanın izini sürmeye ordan başlıyor ellerim.
  • çoğaldıkça insanı özgürleştiren iz...
    ruha ve yüreğe açılan yaralar, kabuk tuttukça kabuklar her yeni günde aniden düşmanca bir edayla kanadıkça kanattırıldıkça; ''daha güçlüyüm artık, bundan kötüsü olamaz'' diye avutuyor kendini...
    insan benliğindeki sonsuzluk işareti; uçurumun en sivri ucu, hem durmaya alıştığınız hem de kesiklerinize hava üflendikçe gülümeseyebildiğiniz nokta...
    bütünüyle kuşkuda olmanın rahatlığıyla kendinize rahatça arkanızı dönmenize izin ver iz...
    yaşamın izleri gibi, ne kadar artarsa o kadar bağımsızlaştırır...