şükela:  tümü | bugün
  • refik halid karay'in ayni isimli romanindan uyarlamadir.
  • 1953'de çağlayan yayınevinden çıkmış roman. lübnan suriye sınırında bir çiflikte geçen hikaye, konusunu beyrut'ta yayınlanan l'orient gazetesinde 12 kanunuevvel 1937 tarihinde d. tosbath imzasıyla çıkan röportajdan almıştır. bir defada kaç kitap bastılarsa ilk ayda dört baskı yapmıştır. bu baskı sadece kapağı için bile olsa sahip olmaya değerdir; arabanın içinde kırmızı elbiseli bir kadın, kapıyı açan adama şeytani bakışlar fırlatmaktadır. nitekim romanın hemen başında böyle bir sahne olacak ve bu iki insan o arabada sevişeceklerdir. o dönemde adet olduğu üzere kitabın sonunda çeşitli tanıtımlar vardır ki bunlar bence reklamcılık tarihinde yerini bulmalıdırlar. meselacinsiyet alfabesinin tanıtımı için bir sayfa ayrılmıştır ve bu sayfa silme cinsi münasebetlerle ilgili sorularla doludur. misal: hicap yarığı nedir?, tecrübe gecelerinde ne yapılır?, zevk münhaninizi nasıl bulursunuz?, bekaret şişikleri nedir? ve daha niceleri...
  • (bkz: agharta)
  • türk edebiyatının gurur kaynağı olması gerekirken türk basılı ve görsel yayım tarihinin utanç kaynağı haline dönüşmüş altın eser. elbette hemen hiç kimse bu cümle ile ne demek istendiğini anlamayacaktır.

    epik filmlerin aksiyonlu ihtişamını saymazsak, son dönemlerin en nadide ve en ilgi çekici eserlerin hep insanın zihnini ve algılarının oluşturduğu bütünlüğü sorgulayan senaryolara sahip filmler olduğunu görürüz. fight club, the sixth sense, inception, memento, a beautiful mind, black swan, the machinist, lost.... bu filmleri ilk kez izlediğimizde üzerimizde kalan etkisini inkar edemeyiz. onları üreten zihinlere de tarifsiz bir hayranlık duyarız, farklı bir şeyler ortaya koyabildikleri için. günümüzde bize çoğunlukla görsel sanatlar halinde (sinema vb.) ulaşan bu yapıtların bir yazılı edebi arka planı da vardır.

    batı sinemasının son on beş yılda bulduğu bu "maden"e bir türk edebiyatçısının 1953'te vardığını öğrenmek şaşırtıcı: refik halid karay.

    --- spoiler ---
    her ne kadar alfred hitchcock'un psycho'sunda (1960) olduğu gibi şizofreni üzerine üzerine yapılmış eski eserler varsa da bu eserlerin hiçbiri karay'ın yaptığı gibi "kurgu kullanmak" ve "gerçeklik unsurunu" işlemek suretiyle oluşturulmamıştır. hikaye deli bir adamın davranışlarını anlatmıyor; bizi, hangi olayın ne zaman gerçekleştiğini, neyin hayal neyin gerçek olduğunu hikayenin baş kahramanıyla birlikte öğrenme avına çıkarıyor.

    tımarhaneye kapatılmasının gerçekten deliliği sebebiyle mi yoksa bir komplo sonucu mu olduğu şaşırtmacası a beautiful mind'dakinin aynısıdır, mesela. lost'un sonundaki "her şey hayalmiş." ters köşesi de yine burada mevcut. geri dönüşlerle oluşturduğu kurgusu ve okuyucuyu karakterin gözünden baktırmak suretiyle olayı okuyucuya çözdürmeye çalıştırması bir memento tadı vermiyor değil. baş karakterin, hayran olduğu gerçek insanlara duyduğu aşırı ilgi sebebiyle hayalinde yarattığı, onları içeren maceralarında da bir black swan özü var. hikayenin bir kısmının inception'daki gibi rüyalar üzerine inşaası da ayrı bir ayrıntı. baş karakterin, diğer gerçek karakterlerin kendisinin yarattığı hayali karakterlerle hiç etkileşmediğini fark etmemesi the sixth sense ile bire bir. bu örnekler o kadar arttırılabilir ki...

    belki de romanın hikayesinin ögeleri devlet komploları, kapitalizm, savaşlar gibi şaşaalı şeylerle ilgili olmaması şimdiye kadar pek fark edilememesinin sebebidir.
    --- spoiler ---

    aşk-ı memnu'yu, yaprak dökümü'nü ve bilumum türk halkının magaziner yönüne hitap edecek eserleri görselleştiren türk yapımcılığının yeraltında dünya var'a el atmamasına şaşmamak gerek. sadece bu romanı filme dökmemek adına demiyorum (zira bir kez yapılmıştır, ancak film imdb'de bile yoktu ben ekleyene kadar.), aynı zamanda hikayesinden esinlenilerek ortaya yeni eserlerin çıkarılmamasını da eleştiriyorum. türk romanının ve türk sinemasının aşk, ihtiras, entrika üçgeninden bir türlü çıkamaması da bu ayıbı doğruluyor.

    günümüz gözüyle okunduğunda, şimdiye kadar zaten filmlerde defalarca görülmüş ayrıntılarla bezeli bir kitap olduğu anlaşılacağından yeni nesilin pek de ilgisini çekmeyecektir belki. ne var ki kendi zamanı için değerlendirildiğinde sadece ülkemizde değil, belki dünyada da çığır açması gereken bir yapıttı.
  • refik halid karay'ın inkılâp tarafından "gurbet hikâyeleri" ile bir arada basılmış romanı.
    hafakanlı bir okuma vaat etmiyor bir kere, sürüklenmek-kapılmak-bir kitapta kaybolmak istiyorsanız, bu garanti. sadece hikâyelerinden tanıdığım refik halid'in sürpizli taraflarını keşfetmiş oldum kendi adıma. bir kere adından başlayarak simgeselliği çok iyi kullanmış bir kitap. sonra, romanda satır aralarına gizlenmiş acayip aforizmalar, sağlam ruh tasvirleri/ tahlilleri var; hele nebil'in o bitmek bilmez fikir çarpışmalarını okurken insanın büyük bir lezzetle "nasıl oluyor da oluyor" diyesi geliyor. ama bunları öyle "kör gözüne parmağım" tarzında yapmıyor refik halid, portakal-öz mevzuundaki gibi, sahne onu gerektiriyor ve o da bunun altından başarıyla kalkıyor.

    tek eleştirim, "netice" başlıklı son bölüme*. bu bölüm ve öncesinde olan biteni açıklayan kısımlar olmasaydı keşke. tanpınar'ın "hiç yarıda bıraktığın kitap olmadı mı? ben çoğunu kafamdan bitiriyorum" demesi gibi, kafamızda bitirseydik biz de.
  • --- spoiler ---

    kitabın son beş sayfasına kadar olayların ne yönde gerçekleştiğini kestirmek muhal olmuştu artık. düşünmeyi bırakıp bir sür'at-ı berkıyye ile okumaya koyuldum. ''roman fena bitmedi galiba beyim! '' ulan yemin ediyorum ne shutter ısland ne psycho bu kadar bulandırmamıştı kafamı.

    --- spoiler ---
    53 basımının sonundaki yeşilçam film fragmanlarını android tanıtımlar da çok iyi. (bkz: karanlıkta vuruşanlar) dizisine tevakkufa mahal vermeden, behemehal başlayacağım.
  • yeraltinda bir şehir var. gorunen nehrin altinda.
  • şam-beyrut yolu üzerindeki bir çiftlikte, etrafındaki üç beş kişiyle yaşar iken ve içindeki spleen duygusu, mütemadiyen yağan ilkbahar yağmurları ile çoğalır ha çoğalır iken...

    muhayyel bir aşkın, muhayyel bir polisiye hikâyeyle harmanlandığı muazzam tahteşşuur anlatısı.

    daha adındaki çift anlamlılık bir harika. şuurumuz altında bir dünya var ise, arzın altında neden bir hazine olmasın erenler?
  • kitabını okuyup çok sevdiğim eserin 2001 yılında, film yönetmenleri derneği ve trt’nin ortaklaşa yürüttüğü “türk romanları projesi” ile filminin çekildiğini öğrendikten sonra deli gibi aramama rağmen hiçbir yerde bulamadım. trt arşiv açıldıktan sonra oraya yüklenir diye bekledim ama oraya da yüklenmedi. trt ve trt arşive mail atıp sosyal medya hesaplarından mesaj gönderdim ama olumlu bir geri dönüş alamadım. garip bir takıntı oldu o filmi bir gün mutlaka izleyeceğim.