şükela:  tümü | bugün
  • hiç değinilmemiş lakin yan öykü konusunda epey zenginlik içeren bu filmdeki yan öykülerden biri de "kiraz'a göz koyan yağız delikanlı" öyküsüdür. ağaların şehre taşındığı andan itibaren kiraz'a abayı yakan bu delikanlı, ilerleyen dakikalarda da ufak planlarla sık sık görülmektedir, hatta filmdeki -kurgu açısından türk sinemasının doruklarından olan- market sahnesinde, dikkatli gözler, pek çok planda arkalarda durup kiraz'ı gözetleyen bu yağız delikanlının farkına varacaktır. sonra delikanlı kiraz'ı istemek için ailesini yollar (burada sadece 3 saniyelik bir "kız istemeye gelen aile" planı vardır ki, bu üç saniyelik plan için bile muhteşem bir atmosfer oluşturmuş, kucağında çocukla gülerek konuşan orta yaşlı kadınından, eğilerek çayını içmeye çalışan yaşlı teyzesine kadar kız istenme anı seyirciye 3 saniyede yaşatılmıştır.)
    ancak, gencin bütün çabaları, filmin sonundaki şu cümleden sonra yerle yeksan olacaktır:

    - ne bakıyosun lan gavat...

    sadece bu yan hikayeyle bile türkiye'nin sosyal haritasının stratejik bir bölgesini gözler önüne seren bu muhteşem filmin günümüzde çoğu kişi tarafından yalnızca "karı isterem" repliğinden mütevellit hatırlanması ise bizi ayrıca üzen, bağışıklık sistemimizi olumsuz yönde etkileyen, ömrümüzü kısaltan bir detaydır.
  • sener sen'in cizmelerini sattiktan sonra terligin icinde ayak parmaklarini buzusturmesi gibi bazi cok acikli sahnelere sahip olan basyapit.
  • karakter isimleri bakımından garip bir filmdir bu çünkü başrolde oynayan bütün karakterlerin büyük bir kısmının ismi filmde belli değildir. örnek olarak şener şen'i gösterebiliriz.

    ve şener şen, çocukluk arkadaşı ve kan kardeşi için şunları söyler: "küçükken kındık oynardık o hep hile yapardı. o hile yapardı, ben döverdim"

    yıllar sonra ise kamuran usluer eşkıya'da şener şen'e şunları der: "hatırlar mısın? çocukken seninle kındık oynardık. hep ben seni yenerdim. sen bir gün bile neden hep ben yeniliyorum diye sormadın. ben hep aldattım."
  • okudugum kadariyla herkesin baska bir seyler kaptigi film. tabi bu da guzel bir sey. kimi diyor ki bu film bana sunu ogretti, kimi diyor ki bana bunu ogretti. valla onu bunu bilmem ama bana ogrettigi, "hayatta ne olursan ol ama belli bir konuda adam gibi bilgin olsun"'dur. yani simdi o aga sunu diyebilirdi, "benim hicbir sey bilmeme gerek yok, tum gun yatip kicimi buyutebilirim, etrafimda yuzlerce u$ak, hizmetci var". ama i$ hic de oyle degil, gun olur devran doner bir gun sen de zora du$ebilirsin. i$te o zaman ayakta kalabilmen senin yetenek ve bilgine kalmistir. zugurt aga'ninki ise cig koftedir. filmin sonundaki o manali yuruyusu ise o gune kadar el attigi tum isleri yuzune gozune bulastiran aga'nin hayatta en iyi bildigi isten* para kazanmasi ve basarili olmasinin verdigi mutluluk ve gururdur.
  • ağa ve şıh* yağmur duasına çıkıp da sadece 3 damla yağmur yağdıktan sonra

    ağa: senin ettigin dua da bugader olır.
    şıh: benim duam sağlamdır. lakin aramızda cünub vardır
    ağa: ula senden büyük cenabet mi var memlekette ??

    repliğiyle koltuktan düşmeme sebep olan film
  • filmin bir yerinde aga benzin istasyonuna arkada$ini ziyaret etmeye gider ve atini benzin pompasinin oraya baglar. atin ismi $ahin'dir.
  • türk sinemasının en iyi filmi. filmin başında ağır ağır kıyafetlerini giyen ve kendini ayna karşısında seyreden züğürt ağanın, bütün aksesuarını (en son körüklü çizme) tek tek elinden çıkarmak zorunda kalıp ağalığını ağır ağır kaybedişi harika bir örgü ile anlatılmış. en dokunaklısı da tablasıyla, yanılmıyorsam yüzüğünü kahyasına köye dönebilsin diye verişi. züğürt ağanın kendini ağa gibi hissettiği son sahne.
  • türk sinemasında gaddar ve köylüyü ezen ağa konusu çok işlenmiştir de, ağanın şefkatli ve dürüst adam olup marabaların kurnaz ve sahtekar olduğu tek film budur herhalde. ağa her ne kadar iyi birisi olsa da feodallığı artık bitmiş ve o da hayatta tutunabilmek için köylüleri gibi mücadele etmek zorunda kalmıştır. filmin şehre gelmenin zorlukları gibi bir mesajı yok, ağa dışında şehre gelen herkes köydekinden iyi yaşama sahip olmuştur. ağanın zorlanmasının sebebi bir meslek bilmemesidir. sorulduğunda ben birşey bilmem ben ağayım der ama ağalık şehirde sökmediğinden parası olsa da tutunamaz. filmin bir çok iyi sahnesi var da, asıl en vurucusu son sahnedeki ağanın tüm çiğköfteleri satınca güle oynaya evine gitmesi. eskinin 3-4 tane köy sahibi, yüzlerce marabası olan, ziyafetler veren adamı artık evine ekmek götürebildiği için bile sevinçten oynayan adam haline gelir.
  • her izlediğimde içim burkulur; iyiliğin ve dürüstlüğün kaybettiğini görmek kötü hissettirir .. züğürt ağanın atıyla veda edişi, domates satarken insanları rahatsız etmekten çekinecek kadar kibar oluşu, çürüyen/ telef olan domatesler arasından usanmadan saatlerce sağlam domates arayışı, cebinde beş kuruş parası olmadığı halde yüzüğünü ve değerli eşyalarını kahyasına * hasta annesini görmesi için verişi, kirazı umutsuzca uzaktan sevişi, çizmelerini eskiciye satarken yüreğinin parçalanışı, terliklerin içinde üşüdüğünde büzülen ayakları, üstü başı dökülür halde omzunda tepsiyle çiğ köfte satarken köylüsüyle karşılaştığında kendi tabiriyle başını bir ağa gibi dik tutması, düştüğü durumdan utanmaması ve şu an aklıma gelmeyen birçok sahnesindeki dramı her daim gözlerimin dolmasına neden olur.. ama yine de sevdiği kadının desteğini alan, tüm kayıplarına rağmen en iyi yapabildiği* işle hayata tutunan züğür ağa için umut kırıntılarıyla biter film.. belki de filmin vermeye çalıştığı esas mesaj budur.. belki de bu yüzden en sevdiğim filmler arasındaki yerini hiçbir zaman kaybetmeyecektir.
  • --- spoiler ---

    - kız vurulacak başka adam bulamadın mı? bu ağa züğürt ağadır.
    - olsun, senin insanlığın güzeldir. belki de o yüzden beceremiyin ağalığı.
    --- spoiler ---