• argoda raki.
  • (bkz: fenasi kerim)
  • (bkz: fkgal)
  • argoda raki degil argoda küçük raki dir. çünkü fahrettin kerim mini mini valimizdi.
  • fahrettin kerim, 24 ekim 1949-26 kasım 1957 tarihleri arasında sekiz yıl istanbul valiliği ve belediye reisliği yapmış, ruh ve sinir hastalıkları uzmanı, aynı zamanda da içkiye karşı amansız mücadelesiyle tanınmış bir yeşilaycı idi.

    fahrettin kerim çok kısa boylu ve tıknaz biriydi. bu nedenle halk arasında "mini mini valimiz" lakabı da takılmıştır. 1950'li yıllarda, fahrettin kerim gökay'ın valiliği sırasında, piyasaya çıkan yeni rakı'nın 25cl'liğine rakıcılar tarafından kinayeli ad olarak, "fahrettin kerim" denilmiştir. rakıcılar 25'lik yeni rakı'nın tombul şişesini ona benzetmişlerdir. zamanla bu isim iki şişe arasındaki benzerlikten dolayı 35'lik için de kullanılmaya başlamıştır.

    (bkz: https://www.google.com.tr/…_&imgdii=_&imgrc=5d2qm5)

    (bkz: https://www.google.com.tr/…ik-54278974%3b480%3b640)
  • okuyalım bakalım..

    1950'lerin başı

    bir gece beyoğlu meyhanelerinden birine elinde bir ney muhafazası taşıyan 25-30 yaşlarında iyi giyimli bir genç girer. şöyle bir etrafı kolaçan ettikten sonra boş bulduğu bir masaya oturup havalı bir el hareketi ile garsonu çağırır:

    - şişşşt, bakar mısın buraya.

    garson hemen masaya gelir:

    - buyurun beyim.

    - bir fahrettin kerim bana. biraz buz, az da badem.

    - baş üstüne beyim.

    “fahrettin kerim” o zamanların istanbul valisinin adı ile anılan minik rakı şişesi. daha sipariş edilen rakı gelmeden mekanın sahibi gelir masaya:

    - delikanlı, bakar mısınız?

    delikanlı afili bir bakış atar:

    - buyurun.

    - o masadan kalkmanızı rica edecektim, şu arkadaki masaya alsak sizi.

    - ne münasebet efendim, boştu masa ben geldiğimde.

    - üstadın masasıdır bu, buraya gelen herkes bilir, kimse oturmaz.

    - ne üstadı imiş bu?

    patronun gözü masadaki neye ilişir ve gözüyle işaret eder:

    - üstat neyzen tevfik, tanıyor olmalısınız.

    - tanımam ben benden başka üstat, bu aleti benden iyi üfleyecek benim “üstat” diyeceğim bir adam yok.

    patron sinirlenmeye başlar, iki de fedai hareketlenir masaya doğru.

    tam o sırada, az önce meyhaneye girip tartışanların haberi olmadan duruma şahit olan neyzen tevfik el eder patrona "bırak kalsın" anlamında. ne de olsa son demleridir artık hayatının, durulmuştur artık gençlik ateşi. yavaşça ilişir arkadaki boş masaya, bir fahrettin kerim de o söyler, az da badem.

    delikanlı ikinci şişeyi de bitirdikten sonra neyi çıkartır muhafazasından, dudaklarına götürür. patron artık dayanamaz, acele koşar masaya.

    - delikanlı ayıp yahu! üstadın yanında… her şeyin bir edebi, usulü var yahu!

    arka masadan kısık bir ses duyulur:

    - bırak efendi, tamamdır.

    patron üstada hürmetten geri çekilir.

    delikanlı başlar bir taksim üflemeye. herkes bırakır çatalı, bıçağı, kadehi, kulak kesilir. ustadır delikanlı hakikaten. ustadır da, çok tizden girmiştir, hem caka satma merakı, hem de içkinin tesiri ile. tıkanır kalır.

    tam fısıltılar başlamışken ilahi bir ney sesi duyulur üstadın masasından, delikanlının çıkamadığı perdeden almış devam etmektedir. şaşırır delikanlı, hem zordur o perdeye çıkmak, hem de alıcı gözle baktığı halde ney görememiştir üstadın elinde o ana kadar. arkasına döner, bakar. gördüğü de yeter ona, toparlanmaya başlar alelacele, kıpkırmızı bir suratla.

    üstadın elinde ney değil, boş bir fahrettin kerim şişesi vardır, ona üflemektedir ney yerine.
hesabın var mı? giriş yap