şükela:  tümü | bugün
  • bir deneyci. kurcalamayı en çok sevdiği şey iki ses arasındaki mesafe. bu bağı lime lime etti. önce bir tam sesi 4 eşit parçaya böldü (örnek: 12 numaralı yaylı çalgılar dörtlüsü op.90). sonra 5 eşit parçaya (örnek: 16 numaralı yaylı çalgılar dörtlüsü op.98) ve nihayet 6 eşit parçaya böldü (örnek: 10 numaralı yaylı çalgılar dörtlüsü op.80) bu müziklerin icrası uğruna çalgılarla oynadı. tek operası matka’nın (anne) seslendirilebilmesi için çeyrek sesleri çıkarabilen bir klarinet ve trompet tasarladı. busoni’nin yüreklendirmesiyle çeyrek sesler çıkarabilen bir piyano için didindi. nihayet 1927’de august förster firması, haba için çeyrek sesler çıkarabilen bir piyano üretti. mikrotonal ile meşguliyet genelde akla doğu müziğini getirir. fakat haba’nın bu mikro uğraşı ve inatçılığı batı müziği içerisine doğu’yu sıkıştırma gayreti değildir. en ufak bir atıf bile yoktur hatta doğu müziğine. bu üslubu öncü bir üslup sayılabilir. yannis ksenakis (örnek: akrata –8 bakır üflemeli ve 8 ahşap üflemeli *nasıl tercüme edeceğimi bilemedim?* için müzik), ligeti (ramifications –berbat bir örnek-), harry partch (hemen hemen tüm eserleri bir deneydir) vs. vs. bir dolu sayarım daha ama sadede geleyim; bu bir dolu isim ekseriyetle deneycidir. laboratuvarda çalışan bir kimyagerden farksız gibidirler. bu üslubu benimseyenler iki koldan yürürler. bir kolda ikon kırıcılar, gelenek yıkıcılar vardır. böylesi bir hırçınlık gençlikte geçer akçedir fakat daha sonra can sıkar. yıktıkları şeyin yerine ne koyacaklarını tasarlayarak heyecanlanmazlar. yıkmak başlı başına heyecan vericidir. ksenakis, luigi russolo, marinetti vs. bu tipin numuneleridirler. bir de sahtesi vardır bu tiplemenin. hırçındır fakat yıkacak güçten, hırstan, öfkeden yoksundur. semptomlar vardır hastalık yoktur. ligeti, john cage, philip glass vs. de bu tiplemenin numuneleridirler. diğer koldan yürüyenler yıktıkları şeyin yerine bir şey inşa etme gayretindedirler. bela bartok, harry partch, lou harrison, charles ives, busoni, varese, boulez, george enescu vs. vs. bu saydığım isimlerin hepsi de okullu, iyi eğitimli, fevkalade çalışkan, yorulmayan dimağlara, bitmeyen ilhamlar sahip adamlardır. müziği adeta bir laboratuvara sokmuşlardır. parçalarına ayırarak analiz etmişler sonra tekrar birleştirerek ya da başka harçlar katarak onu yeniden üretmişlerdir. peşinde koşulan yenilik teknikte yahut teoride bir yeniliktir. oysa duygular mıh gibi değişmeden dururlar. değişen duygunun ifadesidir. halk müziğini sanat müziğinden ayıran sınır da budur. halk müziğinde maksat bir duyguyu ifade etmektir. besteci bir sonraki eserinde çıtayı daha yukarı taşımayı hedeflemez. bilakis onu muhafaza etme gayretindedir. yenilik pek de arzu edilen bir şey değildir. oysa sanat müziğinde ortaya yeni bir şey koyma gayreti vardır ve olmalıdır. bu yüzden kimi dönemler o ‘yeni’ şeylerin doğum sancılarıyla geçer. bizim çağımız yalancı gebelikler çağı. gerçek doğumlarsa çok sancılı. haliyle dinlediklerimiz bu saydığım isimlerin sancıları yahut prematüre doğumları. halis bir melodinin sıcaklığını duymak gitgide güçleşiyor. duygu iyiden iyiye ifadenin uşağı oldu. alois haba tüm bu curcunadan sıyrılmayı başaran tek tük isimden biri bana kalırsa. yaylı çalgılar dörtlüleri haba’yı tanımanın en iyi yolu. gençlikte hırçınlığını, orta yaşın başında biçimciliğin her türlüsüne muhalif oluşunu (bu da bir biçim gerçi), orta yaşın sonunda kendini yeterince dinlememiş bir adamın caka satarak göz boyama çabasını, olgunlukta kendi hamuruyla yoğrulmuş melodilerin teşhirini ve yaşlılığında kusursuz bir teknikle ifade edilen gösterişsiz duyguları görürsünüz.

    popüler bir isim değildir. hemen hiçbir konser programında yer bulmaz (memleketinde bile). kavraması güç bir adamdır. fakat bir cevherdir.