• bazı filmler sizinle en baştan anlaşma yaparlar. istedikleri şey basittir: kendini anlatı dünyasında sanmaktan vazgeç, kurgu ama yine de gerçek bir şey istiyorsan ritmini yavaşlat, nabzını düşür, sabırlı ol. film bittiğinde ödülünü alacaksın.

    5 vakit daha 5. dakikada ödüllendiren filmlerden. bazı karelerde parıldayan beyaz, işli yastıklar gibi serin, sert/rahat ve tanıdık... acıyı anlatmadan acıtan gerçek bir film. o kadar iddialı oyuncuyu bile uyuşturabilecek kadar tertemiz bir ninni...

    üstelik hiçbir his garantilemiyor. arsız bir film. kuracağınız ilişki size bağlı. dünyanın dönüşü anlatılırken hayat bilgisi kitabının kokusunu duyabilirsiniz, yürürken ellerinizi sürttüğünüz her duvar ya da demir parmaklık aklınıza gelebilir ya da hiçbir şey yapmayabilirsiniz.

    gecenin bu saati -bir ayin kıvamında- şimdiye kadar izlediğim bir çok filmi bir tarafa 5 vakit'i başka bir tarafa koyuyorum. ve gözlerimi kapatıp sahneleri dinlendiriyorum...
  • illa ki gözyaşıysa dökmek istediğiniz ama bu gözyaşını size perde öyle emrettiği için değil.. hayatın orospuluğuna dökecekseniz.. ve büyümüşlüğün ve büyüyemişliğin ve çocukların ve bebeklerin çaresizliği, hayatın aynılığı, aynılığın yeşilliği, yeşillerin mizahı, mizahın absürdlüğü, absürdün korkutuculuğu ise aslında gönlünüzdeki.. işte o vakit beş vakit..
  • reha erdem'den ruhumuzun derinliklerine inen, şiirsel bir film 5 vakit.. filmin içinde o kadar screensaver'lık sahne var ki seçmekle bitmez.. ilk bakışta çocuklarla bir film çevirmek bir yönetmen için çok zor gibi gözüküyor olsa da, bu çocukların daha önce hiç bir sinema ve görsel sanat deneyimi olmadığından, daha sonraları eğip, bükmesi çok zor olacak alışkanlıkları, kibirleri, takıntıları vs. de yok tabi.. o yüzden bir bakıma istediğin şekle sokmak da oldukça kolay oluyor, hele bir de çocuklarda biraz da yetenek ve bu işe ilgi olunca "yime de yanında yat" .. bugüne kadar bir çok belgesel ve gezi-röportaj programları yapıldı anadolu'yu büyük şehirlerde son derece modern bir hayat süren insanlara sevdirmek için, fakat hemen hepsinin birer tarafı eksik kaldı.. neydi o taraf? o kasabaları, köyleri hep sütten çıkmış birer ak kaşık, ordaki insanları dertsiz tasasız, doğayla hidayete ermiş gibi gösterip güya şehirlileri bir nevi hadi köyümüze geri dönelim albenisine sürüklemeye çalıştılar.. fakat işin hiç de öyle olmadığı aklıselim insanlarca gayet iyi biliniyordu.. işte reha erdem de tam bu noktada devreye giriyor 5 vakit'i ile.. köydeki insanların (hem çocukların, hem ebeveynlerin) günlük sorunlarını, yaşayışlarını, mutluluklarını, kısacası her şeyini o kadar güzel ve etkileyici sunuyor ki, çoğu izleyiciye daral getiren o uzun yürüyüş sekansları dahi, seçilen o görkemli müzikler eşliğinde son derece etkileyici bir şekilde gözümüzün önünden akıp gidiyor.. kah kahkaha atıyoruz, kah içimiz cız ediyor dur yapma diyoruz, kah elimizi ağzımıza götürüp "aman allahım olmaz" şokları içine giriyoruz.. minik kız yeliz rolündeki elit işcan'ın elinden tutulursa önü çok açık gibime geliyor.. bu sene festivallerde izleyemeyenler için sezonun sinemada izlenesi en iyi 3 türk filminden biri bence.. diğerleri iklimler ve kader..
  • bülent emin yarar hariç, diğer tiyatrocu oyuncular olmasaydi daha da bir izlenilir olacak olan film. misal; köksal engür, ki kendisi zerda'da bile olmamıştı, bu filme hiç olmamış. misal; sevinç erbulak, keşke kendisi hep süper babadaki gitar çalan ergen haliyle kalsaydi. misal; cüneyt türel ki seslendirmenin kralıdır, o dublaj sesi, köylü dede figürüne olmuş mu hiç. misal; tilbe saran, türk tiyatrosunun en mühimmiyatlı kadın oyuncusudur ama sinema başkabir şeymiş, birde bu hatayı yıllar önce yamulmuyorsam yavuz özkan'ın anatomili filmlerinden birinde oynayarak yapmıştı.