şükela:  tümü | bugün
  • akp dahil tüm sağ siyasetlere ve cemaat yapılanmalarına tatbik edilebilecek, gönlü epey geniş bir kavram. amma ve lakin aydın doğan ve avanesinin bu kavramı eleştirel bir biçimde ve kendilerini soyutlayarak kullanmaları ve kendilerini kültür dışı saymaları komik olmanın ötesinde trajiktir.

    hele özkök'ün bundan bahsetmesi!

    n'olur t*şak geçmeyin artık gücüme gidiyor.
  • lidere, otoriteye biat etmek, egemenliğini, haklılığını sorgulamadan kabul etmek anlamında. bu kültürde birey yerine lider, özgür düşünce yerine itaat, eleştiri yerine kabul hakimdir.

    bu ifadeyi hayatımıza zannedersem ilk olarak akp ve islamcılarla ilgili eleştiri yazılarında kullananertuğrul özkök soktu. bugünlerdeyse aydın doğan'ın* tayyip erdoğan'la ile ilgili tartışmasında cevaben "bizde biat kültürü yok" demesi, oktay ekşi'nin'de " biz, onun mensubu olduğu "biat kültürü"nden gelmediğimiz için bağımsız düşünürüz, kendi kanaatlerimizi kendi değerlendirmelerimizi okuyucunun önüne koyarız." diye yazmasıyla gündeme geldi.
  • türkiye halkının önündeki en büyük engel.

    demokrasi, özgürlük, baskılara, yasaklara hayır diye bağırıp polisten gaz yerken, "mustafa kemalin askerleriyiz" sloganını duymamla farkettim ki; bu insanların bir kısmı -umarım küçük bir kısmı- hiç anlamamış mevzuyu. sadece mevcudun karşısında olduğu için demokrat, sadece konjonktürel olarak işine geldiği için özgürlükçü.

    hem başörtüsü yasağına, hem alkol yasağına hayır diyebilen kaç kişi var bu ülkede, biat etmemiş hiç kimseye? kaç kişi var yalnızca vicdanına biat eden?
  • (bkz: olimbiat)
  • sadece siyasete ozgu degildir. is hayatindaki yansimalari da yaygin ve korkutucudur. turkiyede calisma kulturunun "isverenin calisana ekmek vermesi" seklindedir. yani hakkinizi aradiginizda "yedigin kaba pisleme" tepkisiyle karsilasirsiniz, mudurun onunde ceket ilikletirler, daha uzun suredir ayni yerde calisanlar kendilerine cay ismarlayip yalakalik yapmanizi beklerler. hatta o kadar dogaldir ki bu onlar icin acik acik soylemeye bile gerek duymazlar, sadece yeni gelin evi basan kaynana gidi otururlar masalarinda "hurmet" beklerler. e tabi isverenle calisan ayni bokun soyuyken bu pek bir sorun olmuyor. gun icinde it ite it kuyruguna bagiriyor, herkes topluca agresiflesip sinir hastasi oluyor, eve gidip coluguna cocuguna bulastiriyor bu cirusu.

    dananin kuyrugunun kotugu yer ise "aile". eger aileniz de bu biat kulturune tabi ise, zaten is arayacak yasa gelene kadar bu kulturu kaniksadiginizdan is yerinde birbirini yirtan yuzlerce kisiden biri olup sen sag ben selamet yuvarlanip gidiyorsunuz. yok eger aileniz de uyumsuzlardansa, o kim oldugu belirsiz "elalem"lerden, ofis canavarlarindan, kici kalkik isverenlerden cok cekmisse ya da sadece insansa ve diger insanlari anlamaya calisiyorsa, kisacasi bir sekilde biat kulturune tabi degilse o zaman isler degisiyor. gunun birinde eve gidip anneye, babaya, abiye "bana itaatsiz dediler bohcami alip ciktim" dediginizde "terbiyesiz" yerine "aferin kiz" diyorlarsa aha o zaman gorunuyor ya bunalimin ya da gurbetin yollari. her sekil diger yoldan iyi ama zor. daha az pasif agresif ama cok daha mesakatli. ama cekirdek aile arkanda olunca yurunmeyecek yol degil.
  • "-kaç parmağımı görüyorsun winston?
    -dört.
    -peki. ya, parti beş diyorsa?
    -o zaman, beş."

    alıntı yaptığım diyalog, george orwell 'in kült distopyası 1984'ten. artık, bu kitaptan örnekler vermek klişe ve demode oldu sanıyorsunuz ama durun; insan varsa, savaşı kendi halkına karşı bir boyun eğdirme aracı olarak kullananlar da hep olacak. sakıncası yok, faydası var anımsamanın.

    gerçi burada, baş erkek karakter winston smith işkence altındayken onaylar dördün beş olduğunu. yüksek voltajlı elektriğin varlığı onu hoş görmemizi, en azından, anlamamızı sağlayabilir.

    ancak, romanın geri kalanını okuyanlar bileceklerdir; fabrikalar kapatılıp işsiz kalan insanların zarar eden köprülerle, çatlayan duble yollarla, tecavüz edilen çocukların varlığına rağmen ilim öğretme gerekçesiyle pıtrak gibi çoğalan kursların varlığıyla övünç duyması olsa olsa boyun eğmekten duyulan hazla açıklanabilir. ya da, ne kadar az düşünürsem, az sorgularsam varlığım o kadar güvende olur, primitifliğidir.

    şunu da ekleyeyim;

    "- insan, insana nasıl hükmeder winston?
    -.....
    -acı çektirerek!"
  • bir alışkanlık bence, kaynağı da din.

    en başında tanrıya biat var.
    sonra peygambere biat var.
    sonra sahabelere biat var.
    sonra şimdiki din büyüklerine biat var.
    sonra dindar olarak bilinen büyüklere biat var.

    yani işin özünde "iyi" ve "büyük" olarak belirtilmiş kişileri/kavramları sorgusuz sualsiz bir "sevme" durumu var. daha önce bu biat kültürüne alışmış birisinin gelen yeni "büyük ve iyi"lere biat göstermemesi için herhangi bir neden yok.
  • türkiye cumhuriyeti'nin sonunu getirebilecek kadar tehlikeli. zaten doğuştan din ve milliyetçilikle yoğrulan topluma bir de üstüne bunu kakalarsan narkoz çok fazla gelir. bu sefer eldeki bulgurdan da olursun.
  • bazı toplumların genine işlemiştir. kendisine hizmet etmek için seçtiği insan karşısında birey, kendi insanlığını unutur, kademe kademe köleleşir. en sonunda yaşadığı toplumun normu haline gelir bu hastalıklı ilişki.

    (bkz: kısır döngü)