carc

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (534)
  • 1207
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 ay önce

kedi

başlamadan not: bu entryde yazacaklarım hiç bir bilimsel dayanağa sahip olmayıp sadece kendi kişisel gözlemlerim sonucunda hayat bulmuştur. bu husus, entry okunurken göz önünde bulundurulmalıdır.

insana benzemekten ziyade insandan fersah fersah üstün bir hayvandır. fiziksel bakımdan tartışmasız üstünlüğünün yanında mecbur kalmadıkça öldürmeyen, kendi özgürlükleri ihlal edilmedikçe saldırganlaşmayan, hırs nedir bilmeyen-ki hırsa sahip olsalar bugün muhtemelen dominant tür olurlardı-, sosyalliğini de yalnızlığını da tam dozunda yaşayan yaratıktır.
insanların kedilere olan sevgisi altında şüphesiz bir çeşit hayranlık yatar. kedi seven kişiler içten içe kedi gibi olma arzusu içindedirler.
kedi hayvanı evrimleşmede o kadar ustadır ki her çeşit doğa koşulunda hayatta kalabilmeyi başaracak kadar evrimleşip, hırs, kin, merak, ve ilerisinde sorumluluk kazanacağı, zihinsel bakımdan gelişip fiziksel üstünlüklerini yitirmeye başlayacağı çizgide kendi evrimini durdurmuştur. insan ise bu çizgiyi aşarak yaşamak için hırs ve sorumluluk sahibi olmak zorunda kalmış, kürkünü ve kas gücünün büyük kısmıyla beraber bağışıklık sisteminin önemli bölümünü kaybetmiş, sosyal olmaya bağımlı kalmış, sonuç olarak keyiflerine düşkün olan ve başkaları için değil, kendileri için yaşayan kedilere karşı hayranlık beslemeye başlamıştır.
normal bir kedi hayatı boyunca mutludur. gezerken, yerken, içerken, uyurken, oynarken, temizlenirken, çöpleri eşelerken, yiyecek bulamayıp yoldaki su birikintisiyle yetinirken, karla kalplı kış günü sıcak bir kaputun üzerinde yatarken... hep mutludur, huzurludur. yaptığı her işi severek yapar ki biz bunu ancak yaptığı her ne olursa olsun onu mükemmel biçimde yapmasıyla anlayabiliriz. kedi mükemmeliyetçidir. tüylerini yalarken, tırnaklarını kaşırken, uyumak için yer hazırlarken, kırılgan biblolarla dolu bir büfenin üzerinde gezinirken, hatta sıçarken bile işini elinden gelen en mükemmel ve en keyifli biçimde yapar, keyfini kaçıracak şeylerden sakınır. yaşama alanı hususunda son derece seçici olması ve dışkısını toprak altına saklaması da keyfini kaçıracak şaylerden uzak durmasına örnek teşkil eder. insan ise günlük koşuşturma içerisinde keyif ve mükemmeliyetten son derece uzaklaşmıştır. sosyalliğin getirdiği stres, sorumlulukların getirdiği yorgunluk, hırsın getirdiği sinirlilikle cebelleşirken normal olarak kedilere hayran kalır.
kedileri sevmeyen bir kısım insan ise genelde bahis konusu olan evrimsel basamağı aşmayıp kalabilecekleri ideal noktada kaldıkları için kedileri kıskanırlar. yine hırsın getirdiği kıskançlık hissiyatı insanın üstün varlık olarak değerlendirdiği kendine daha basit bir varlık olarak betimlediği kediyi kıskanmayı yakıştıramamasıyla büyük oranda nefrete dönüşmüştür. zira insanlar kedileri ya sever, ya nefret eder. toplu kedi katliamları da buna bunu kanıtlar niteliktedir. halbuki köpekleri seven de olur sevmeyen de olur, nötr kalan da olur. zira köpekler akli dengesi yerinde olmayan bir kaç kişinin ve mantıklı düşünme çağına ermemiş çocukların işkencelerinin dışında her hangi bir saldırıya maruz kalmazlar.
insanların kedilere olan tavrını diğer hayvanata olanla kıyaslamak gerekirse kuşkusuz ilk sırada köpek gelir. insanlar ekseriyetle köpekleri sever, bazen korkarlarlar. korkuları, en temel şekilde, ısırılmak neticesinde can acısı çekme korkusudur. bu tür korkular nadiren de olsa kediler için de beslenebilir. fakat insandaki köpek sevgisi kediye olandan çok farklıdır. köpekler genelde bir çocuk gibi sevilirler. bunun temelinde köpeğin eğitime yanıt vermesi ve bir çocuk gibi üzerinde otorite sağlanabilecek bir yaratık olması yatar. kısaca bir köpek sahibinin sözünü dinler. bir köpek beslemek genelde insanda bir çocuk yetiştirmek hissine sebep olur. kediler ise emirlere yanıt vermediklerinden ve boyunduruk altına girmediklerinden nankör olarak nitelenmişlerdir. tabi bu sıfatın altından da otorite sağlayamayan insan ırkı üyesinin otoriter olamamayı çekememesi ve hasetler içine düşmesi sonucunda suçu karşısındaki varlığa atması fırlar. bu tez de genelde insanların köpeklerini "oğlum", "kızım", "yavrum", hatta bazen "çocuğum" şeklinde çağırmasına rağmen kedilerine karşı bu hitabet şekillerini kullanmaktan kaçınıp "ulan"*, "kız"*, "adam"*, "sıpa"* gibi laubalilik derecesindeki arkadaşlarına eder gibi hitap etmesiyle güçlendirilebilir.
kısmi olarak köpekler-özellikle boyca ufak cinsleri- ve kuş, balık, tavşan, sincap, kaplumbağa gibi bir kısım küçük mahlukat da acınarak sevilir ki bu da söz konusu hayvanların evrimsel bakımdan insandan geride olması ve göreceli olarak savunmasız olmalarından kaynaklanır. bu sevgi savunmasız bir bebek karşısındaki sevgiye benzetilebilir. kedilere ise yavru olmadıkları sürece acınmaz. zira kendi başının çaresine bakabileceği aşikardır.
aslan, kaplan, timsah, yılan, köpekbalığı gibi hayvanlardan ise genelde korkulur fakat uzaktan bu hayvanlara karşı olan hayranlık kedide olduğu gibi sevgiye dönüşmemiş, karizmatik bir duruş ile saygı olarak kalmıştır. hayranlık duyulan çoğu yırtıcının atası olmasına rağmen mecbur kalmadıkça şiddet yoluna başvurmayan kedilerden genelde korkulmaz. ve fakat yüz yıllardır insan ırkıyla beraber medeniyet içerisinde yaşamalarına rağmen avcılık yeteneklerini kaybetmemiş, mecbur kaldıklarında son derece usta ve acımasız birer avcıya dönüşmeyi bilmiş olduklarından her zaman saygıya layık görülmüşlerdir.
insan, doğası gereği evrimsel süreçte kendine rakip olabilecek seviyeye gelmiş canlıları sevmez. bunlara en basit örnekler karga, fare, hamam böceği ve yarasadır. bu türler insanların yaşama sürecinin neredeyse birer kopyasına sahiptirler. insanlarla; kendi içlerinde hiyerarşik bir sosyal yapı, öğrenme ve öğrenilen üzerinden mantık yürütme, türdaşlarına üstünlük sağlamaya çabalama ve diğer türlerin yaşama alanlarına tecavüz etme gibi benzerlikler gösteren bu yaratıklar, diğer türlere olduğu gibi insanların da yaşama alanlarına tecavüz edip insanların ürettikleri ve beslendikleri maddeler üzerinde tahribatta bulundukları için genellikle nefret edilen yaratıklardır. bunun yanında insan ırkının bu türlere yönelik genel nefretinin kökünde evrimsel rekabet de kendine yer bulur. insan'ın zeka ve mantık yönünden üstün olmasına benzer mahiyette bu türler de fevkalade hızla üreme, başarıyla saklanma, çetin doğa koşullarında ve hastalıklı ve zehirli ortamlarda hayatta kalabilme gibi üstünlüklere sahip olmuşlardır. insanlar gibi bu türler de kedilerin evrimsel süreçte durmayı bildiği yerde duramamış, gelişmeye devam ederek dominant türlere tahdit oluşturarak bu türlerin* boyundurukları altında kalmış ve katliamlarına uğramış*****, sonuçta da büyük oranda asalaklaşmışlardır.
kediler evrimsel sürecin fayda-evreimsel aşama düzleminde sürekli yükselen bir eğri halinde olmadığının kanıtı gibidir. bu harika yaratıklar evrim eğrisinin son noktasında değil, ve fakat en tepe noktasındadırlar. insanlığın tarih boyunca -onları yok etmediği sürece- kedilere gıpta ile bakması kaçınılmazdır. ayrıca ironiktir ki bu sadece kendi keyifleri ve kendi hayatlarının derdindeki umursamaz hayvanlar farkında olmadan insanlara tek ve önemli bir şey öğretmiştir: karşılıksız sevmek.

devamını okuyayım »
23.11.2005 00:01