carpenoctem

  • 5942
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

sars-cov-2

uzun zamandır yazmak istediğim bir durum değerlendirme yazısını nihayet bugün kaleme alabildim. umarım yararlı olur.

virüsün ve hastalığın ismi konusundaki tartışmalar

virüsün şu an kabul edilen ismi sars-cov-2'dir. sebep olduğu hastalığa ise 2019 yılında ortaya çıkmasına atıfta bulunularak covid-19 ismi verilmiştir. corona taçlı virüslerin tamamını niteleyen bir tanımdır ve virüsün ismi değildir. n-cov veya 2019n-cov ismi ise sistematikte yeni tanımlanan organizmalar için kullanılan (novel-nova) ön ekinin corona virüs kısaltmasının önüne eklenmesi ile elde edilmiş bir geçici isimdir. gerçek ismi kabul edildiği için artık n-cov değil sars-cov-2 dememiz daha doğru olacaktır.

bu virüsün dünya üzerinde paniğe yol açmasının sebebi nedir?

corona virüsler hayvanlar üzerinde bulunan ve çeşitli hastalıklara yol açan virüslerdir. özellikle tek zincir rna virüslerinin sürekli mutasyona uğruyor olması sebebiyle hayvanlardan insanlara geçme ihtimali ve insanlarda bir salgına yol açma riski uzun yıllardır biliniyordu. sars ve mers döneminde de bilim dünyasının alarm verme sebebi buydu. ancak sars ve mers hızlı semptom vermesi sebebiyle hızlıca tespit edildi ve popülasyona yayılmadan karantina uygulamaları ile global bir salgına dönüşmeden durdurulabildi. sars ve mers virüsü ölenler ve iyileşenlerle birlikte yok oldu. ancak bu kez uzun kuluçka süresi nedeniyle popülasyona yayılması engellenemedi ve global salgın boyutuna ulaştı. hakkında halen çok az şey bildiğimiz, çok hızlı mutasyon geçiren bir virüsün salgına dönüşmesi medeniyetimiz ve insanlık için ciddi bir tehdittir.

"yakında aşısını geliştirip bize satacaklar o yüzden bu kadar tantana oluyor" diyorlar, olabilir mi?

öncelikle aşı hastalığa sebep olan patojenin ölü ya da güçsüz versiyonun vücuda verilmesidir. bu sayede bağışıklık sistemi hastalığı tanır ve gerçek enfeksiyonda mücadeleye çok hızlı başlayarak hastalık oluşmadan patojeni yok eder. tek zincir rna virüslerinin sürekli mutasyon geçirmesi (şu an 100'ün üzerinde ayrı genomu ve 2 ayrı alt türü olduğunu biliyoruz) aşı geliştirme aşamasının önündeki en önemli sorundur. siz aşı geliştirene kadar virüs değişecek ve aşı işe yaramayacaktır. grip aşısının sadece eski griplere karşı etkili olması gibi düşünebilirsiniz. bir başka sorun ise bağışıklık geliştirme sürecinin her virüs ve patojene karşı aynı başarımı gösterememesidir. yapılan araştırmalar hastalığı geçiren kişilerde bile bağışıklığın 1 hafta içinde düştüğü ve yeniden enfeksiyona açık hale gelindiği yönünde. yani aşının işe yaraması için pratikte mümkün olmayan sıklıkta (her hafta) aşı olmayı gerektiren bir hastalıkla karşı karşıyayız. bu nedenle bilim dünyası aşı yerine tedavi odaklı yaklaşımları denemeye yöneldi.

havalar ısınınca virüs gücünü kaybedecek mi?

virüsün zarflı bir virüs olması (dışında protein bir katman olması) dışsal unsurların virüs üzerinde etkisi olacağını gösteriyor. burada sıcaklıktan öte uv-c yani güneşten gelen ultraviyole virüslerin mevsimselliğinin sebebi. ancak bu virüs için dünya sağlık örgütü mevsimselliği konusunda beklendiği gibi dramatik bir etki gözlenmeyebileceğini açıkladı. henüz virüsün özelliklerini bilmiyoruz ancak uv-c açısından şu anda avantajlı olan coğrafyalarda virüsün toplumda yayılabildiği gözlendiği için yaz aylarının beklediğimiz gibi hastalığı yok edeceği düşüncesi gerçeği yansıtmıyor. ki mevsimselliği olsaydı bile artık tüm dünya'yı etkileyen bir salgın en fazla kısa bir ara vermiş ve sonbaharla birlikte yeniden gelmiş olurdu. yani yazın gelmesi kurtuluşumuz olmayacak.

virüsün bulaşıcılık oranı çok mu yüksek?

evet. gripten 3.5, 4 kat daha hızlı yayıldığı gözlendi. bu da neredeyse gezegende yaşayan tüm insanların 1-2 sene içerisinde bu virüsle enfekte olacağı anlamına geliyor.

virüsün öldürücülüğü griple aynı mı?

virüsün öldürücülük oranını dünya sağlık örgütü 2'den 3.4'e revize etti. bu rakam gripten 50-60 kat daha öldürücü olduğunu gösteriyor. işin kötü tarafı bu rakamlar şu anda hastanede tedavi imkanları varken elde edilen rakamlar. salgının sağlık sisteminin baş edemeyeceği boyuta gelmesi durumunda öldürücülük oranının artması bekleniyor. her 5 hastadan 1'i hastanede tedaviye ihtiyaç duyuyor. hastanede tedaviye ihtiyaç duyanların da yüzde otuzu solunum cihazı desteğine ve yoğun bakım ünitesine ihtiyaç duyuyor. salgın milyonları etkilemeye başladığında hiç bir ülkenin sağlık sistemi böyle bir durumla baş edemez ve öldürücülük yüzdesi daha da artar. ayrıca şu an dünya sağlık örgütü tarafından açıklanan yüzde 3.4 öldürücülük her 30 hastanın 1'i ölecek demek. salgının tüm insanlara yayıldığını düşündüğümüzde akraba çevrenizden, sevdiklerinizden kaç kişiyi kaybedeceğinizi siz hesaplayın.

hastalığı bir kez geçiren bu illetten kurtulmuş oluyor mu?

hastalığa bağışıklık geliştirilmiyor ve ikinci kez enfekte olunabiliniyor. ayrıca hastalık tedavi edilse bile bir çok hastada hasar bırakıyor. ayrıca ikinci kez enfekte olanlarda hastalığın daha ağır seyrettiğine ve kalp krizi, çoklu organ yetmezliği gibi doğrudan hayatı tehdit eden tablo oluşturduğuna dair bilgiler var. yani ikinci enfeksiyonun öldürücülüğü daha yüksek görünüyor. bu seviyede bulaşıcılığı olan bir hastalıkta ikinci kez enfekte olmak çok da küçük bir ihtimal değil.

genç ve sağlıklılara hiç bir şey olmayacak mı?

bu soruyu iki açıdan ele almak gerekir. öncelikle benim bireysel olarak en büyük korkum hastalığı kapmaktan öte hastalığı yaymak. yani benim özensizliğim nedeniyle tanıdığım risk grubundaki insanlara hastalığı taşıma ihtimalim dolaylı olarak onların ölümüne sebep olmam anlamına gelir. diğer yandan bu hastalık artık grip gibi popülasyona yerleşmiş durumda ve bir mucize olmazsa hayatımızın geri kalanında da bu hastalıkla uğraşıyor olacağız. bugün genç ve sağlıklı olanlar ellerindeki gençliği ve sağlığı yitirdiklerinde bu virüsle yeniden karşılaşabilir ve yıllar geçtikten sonra hayatlarını bu sebeple kaybedebilirler.

hastalık sadece asyalıları mı etkiliyor? türklerin genetiği hasta olmaktan koruyor mu?

böyle bir bilimsel veri yok. whatsapp gruplarında dönen yazılarda iddia edilen ve türklerde çok düşük olduğu söylenen ace2 genotipi bilgileri gerçeği yansıtmıyor ve farklı ırklar için bulaşıcılığı aynı seviyede görünüyor. henüz virüs hakkında bir çok bilgiden mahrumuz ve bazı detaylar aylar ve yıllar sonra ortaya çıkacak, ancak şu an elde edilen bilgiler ırksal bir avantaj olduğu yönünde değil.

maskeleri sadece hastalar mı takmalı? hangi maskeyi takmalı?

şu an maske krizi olduğu için maskelerin risk grubuna yetmesi adına böyle bir tercih yapılıyor. ancak hastalık semptomları göstermeden virüsü yayma ihtimali, hasta olup olmadığımızı bilmediğimiz anlamına da gelir. diğer hastalıklar için hastaların maske takması, sağlıklıların takmaması doğru yaklaşımken, bu hastalıkta kendimiz dahil kimin hasta olduğunu bilemiyoruz. bulaşıcılık oranı da düşünüldüğünde herkesin maske takması yayılmasını engellemenin en iyi yolu, ancak yeterli maske stoğu yok. bu nedenle maskeleri tasarruflu kullanıp özellikle sağlık çalışanları gibi risk grubundaki insanların maskesiz kalmasına yol açmamak gerekir. yeterli maske stoğu varsa yayılmasını önlemek için hepimizin takması daha uygun olur. kağıt maske diye tabir edilen maskeler %50-%70 koruyuculuk sağlar, ancak çok ince maskelerde nefesteki nem virüsün hayatta kalması için uygun ortam sağlayarak maskenin risk oluşturmasına yol açar. maske çok ince ise en azından iki maske takılarak nefesten gelen nemin iç katmanda, virüsün dış katmanda kalmasını sağlamak gerekir. n95-n99 gibi maskeler ise sağlık çalışanları için ya da salgın ciddi boyuta ulaştığında, olası bir karantina ortamında evden çıkarken gerekir. virüsün boyutları oldukça küçük ve n99 filtresinden bile geçebilir. ancak virüsün dokunduğu yüzeye yapışması nedeniyle atkı, fular gibi unsurlarla nefesimizi süzmek dahi enfekte olma ihtimalini anlamlı şekilde düşürmektedir. yani bu salgın sırasında kalabalık yerlere giriyorsanız nefesinizi olabildiğince filtrelenmiş şekilde almakta yarar var.

korunmak için başka ne yapabiliriz?

kalabalık yerlerden olabildiğince uzak durmak en önemli kural. zarflı virüslerin protein kılıfı yüzde yetmişlik alkol ile parçalandığı için çantanızda küçük bir kolonya şişesi bulundurmak ve dış ortamda bir yerlere dokunduktan sonra elimizi kolonyalamak önemli. tabii sürekli bir yerlere dokunup sürekli elinizi kolonyolamak elinize zarar verir, dokunmamaya çalışmak ve mecburiyetten dokunca kolonyayı kullanmak önemli. ellerinizi sık sık sabun ve suyla yıkamak ve elinizi ağız ve burna götürmemeye çalışmak da önemli.

ülkelerde ilk hasta çıktıktan sonra hasta sayısının hızla artmasının sebepleri neler?

öncelikle tek enfekte olmuş kişiden virüs piramidal olarak yayılabiliyor. yani tek kişiden bulaştığı insanlar da bulaştırmaya başladığında salgın hızla daha çok kişiyi enfekte ediyor. bu noktada enfekte olmuş insanları hızlıca bulmak ve toplumla temasını kesmek bu artışı yavaşlatmanın tek yolu. diğer yandan hastalık henüz görünmeyen ülkeler test yapmak için seyahat öyküsü arıyor ve benzer semptomları gösteren ve seyahat öyküsü olmayanlara test yapılmıyor. ancak bir kaç enfekte kişi tespit edildikten sonra o coğrafyadan da virüs kapılmış olma ihtimali test yapılma kriterlerinin seyahat öyküsü aranma önceliği devre dışı bırakıyor. şu an türkiye için halen seyehat öyküsü aranıyor, bir kaç vaka orataya çıktıktan sonra kriterler revize edilir ve tablo değişebilir. örneğin güney kore her milyon kişinin 3000'ine test yapmış durumda, bizde ise durum her milyon kişide 12. yani test yapılma sayısı arttıkça farklı bir tablo ile yüzleşmek zorunda kalabiliriz.

sonunda ne olacak?

virüsün yeni mutasyonları hangi sonuçları getirecek bilmiyoruz. ancak şu an ki tablo bile medeniyet sistemimizi sarsabilecek, eğitim sistemimizi uzaktan eğitime, bireysel taşımanın toplu taşımaya tercih edileceği, kalabalık şehirlerde yoğunlaşmış nüfus yerine dağınık nüfus tarzının benimseneceği sonuçlara yol açabilecek potansiyelde. sürecin kısa vadeli riski sağlık sistemlerinin çöküşü ve ciddi kayıplar. uzun vadeli risk ise sars-cov-2 ile yaşamayı öğrenmek zorunda olacağımız yeni bir sistem gereksinimi.

edit : yazarken unuttuğum bir şeyi eklemek istiyorum. insan nüfusunun aşırı artması ve dünya üzerinde herkesin her yere gittiği düzen bu gibi bulaşıcı hastalıkların yayılmasının temel sebebi. bundan 200 yıl önce hastalık bulaştırabilecek yakınlıkta bulunduğunuz insan sayısı kıyası yaptığımızda, bugün bir günde temas kurduğumuz kadar insanla 200 yıl önce temas kurmamız koca bir ömür alıyordu. ayrıca dün avustralya'da olan bir kişinin bugün isveç'te olduğu ve lokalliğin yitirildiği bir dünyadayız. tıpkı tavuk çiftliğine giren bir hastalığın tüm tavuklara bulaşması gibi, biz de artık yoğun nüfusun sonuçları ile yüzleşmek durumunda kaldık.

devamını okuyayım »