cohesionless

  • 5822
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 yıl önce

benim babam kelek karpuz almaz

akıllı çocuklardık. ne de olsa öğretmen çocuklarıydık. öğretmen çocuğu dediğin derslerinde başarılı, kafa göz yarmayan, kafa gözü yardırmayan çocuklardı genelde. doğru ahmet’e ne kadar yakınsak isek o kadar makbuldük. işte bu yüzden bizler “benim babam senin babanı döver” çocukları değil, “benim babamın tarih bilgisi seninkinden daha iyi”, “benim babam daha yüksek sesli parmak şıklatır” ya da “benim babam kelek karpuz almaz” çocukları idik.

hakikaten de babamın kelek karpuz aldığına hemen hemen hiç rastlamadım. üstelik öyle kesmece de almazdı. karpuza attığı iki tokat ile karpuzun iyisini anlıyordu. bende bu yetenek yok. kesmece yaptırmaya da utanıyorum. karpuzun iyisini kestirmeden anlayamadığım belli olur diye utanıyorum. o yüzden karpuz alırken sanki karpuzun iyisinden anlarmışım gibi karpuzu tokatlamayı ihmal etmem.

şimdilerde bir kızım var. adı zeynep. geçen gün evin aşağısına park etmiş karpuz dolu kamyoneti görür görmez benden karpuz istedi. karpuzun mevsimi gelmiş mi gelmemiş mi onu da bilmem ama hemen aldım karpuzu. “umarım kelek çıkmaz” temennisi ile.

evde karpuzu keserken kızımın beni izlemesi, kıpkırmızı çıkan karpuzu gördüğümde yaşadığım sevinç ve karpuzun göbeğini itinayla çıkartıp kızıma verdiğimde onun yaşadığı sevinci görünce aklıma geldi işte bu “benim babam kelek karpuz almaz” muhabbeti. küçücük kızımın babasıyla gurur duyduğun sandım. sevindim. ama ne yazık ki bu sevincim uzun sürmedi. aklıma kelek karpuz almaz diye övündüğüm babam geldi. bırak eve karpuz getirmeyi, yardım almadan yürüyemiyordu bile artık. seksenlerin çocukları yaşlanıyordu…

(bkz: 80'lerin çocuklarının yaşlanma belirtileri)

devamını okuyayım »
07.05.2012 17:24