incarnate

  • 1863
  • 2
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

ufuk güldemir

gazetede yazdığı bir yazıyla insanı hayretler icerisinde bırakan, tuylerimi diken diken eden insan. sozu gecen yazı için buyurun burdan yakın.

"bekle’ diyor aleg, ‘ben at demeden atma.’ ayı yaklaşıyor, yaklaştıkça büyüyor. büyüdükçe de büyüyor. arada bir arkasına dönüp takip edilip edilmediğine bakıyor. öylesine şişko ve kocaman ki, her adımında üstündeki post titriyor. 150 metreye kadar geldiğinde aleg, ‘shoot’ diyor. ‘but, just behind the shoulder.’ koltuğuna değil, koltuğun hemen arkasına...

iki elini başının yanına koca koca açarak anlatmaya başladı:

-dikkat et kafası sepet gibi olmalı. kafası sepet kadar büyük ve kulakları küçükse bil ki büyük erkektir. eğer kulakları büyükse o zaman bil ki dişidir.

papermoon’daki yemekte işte böyle anlatmıştı sait han, ‘vurulacak’ ayının nasıl olması gerektiğini.

türkiye’yi ziyarete gelmiş dünyaca ünlü pakistanlı avcı sait han ile papermoon’da oturmuş ayıları konuşuyorduk. papermoon’da herkes bir şey konuşur. ayı konuşmak da yasak değildir. isteyen ayıları da konuşabilir. sait han’a yıllardan beri dünyanın en büyük ayılarının yaşadığı kamçatka’ya ayı avına gitmek istediğimi anlatıp tavsiyelerini sorunca, bana tavsiyesi işte böyle oldu. kafası büyük ayı, büyük erkek anlamına geliyordu.

kamçatka ayılarının erkeği ortalama 600 kilo civarında. somon mevsiminde balık yemeye başladıklarında 850 kiloya kadar çıkıyorlar. kamçatka ayıları, alaska’da yaşayan ayılarla birlikte dünyanın en büyük ayıları. birinciliğin kimde olduğu tartışma konusu.

kamçatka, türkiye için dünyanın öbür ucunda. önce 3 saatlik istanbul-moskova, ardından aeroflot ile 9.5 saatlik moskova-petropavlosk (kamçatka’nın başkenti) arası uçak yolculuğu. arktik halkanın hemen altında, sibirya’nın pasifik okyanusu’na uzanan bir yarımadası kamçatka. ama ayılar şehrin ortasında yaşamıyor. daha gitmek gerek.

arkadaşım abdullah ceylan ile birlikte petropavlosk’a indikten sonra 5 saatlik bir otomobil yolculuğu, onu takiben 4 saatlik bir kar motoru yolculuğu ile ayı kampımıza ulaştık. rehberimiz aleg iri yarı, babayiğit bir avcı. ayı rehberi, dünyada nesli tükenen bir tür, hızla koruma altına alınmalı. ayı rehberi, bir insan alt türü olarak, ne söylüyorsa onu kasteden acaip bir mahluk. örneğin ‘hayır’ diyorsa, o gerçekten ‘hayır’ demek.

rehberimiz aleg, aynı zamanda bir kar motoru cambazı. bu coğrafyada kar motoru, malatya’da mobilet kadar yaygın. kar motorunun arkasına bir kızak bağlanıyor, avcı bu kızağa yerleşiyor ve kampın etrafında büyük daireler çizilerek ayı izi aranıyor. karda taze iz bulunduğunda takibe başlanıyor.

taze ayı izini de atlamak mümkün değil. her biri küçük bir krater büyüklüğünde. üç günde 40 kadar ayı görüyoruz. bir tanesinin izleri gerçekten etkileyici. aleg motordan iniyor, cebinden şerit metreyi çıkarıp izi ölçüyor, ‘22 santimin üstünde, büyük ayı’ diyor. o dakikadan itibaren de korkunç bir takip başlıyor.

karda yaklaşık 80 kilometre hızla ilerliyoruz. bu sürat şart, çünkü ayı çok uzaklardan motor sesini duyup dört nala kalkıyor. baş döndürücü bir sürat sonunda ayıyı görüyoruz. karlar üzerinde koşan ayı, gördüğüm en etkileyici hayvanlardan birisi. inanılmaz büyük. her adımında sanki yer titriyor. etrafından dolaşıp, muhtemelen yöneleceği bir tepenin arkasına geçip yürüyerek yukarıya tırmanıyoruz. ayı yaklaşık iki kilometre ötede ve ip çekmiş gibi bizim tepeye doğru geliyor.

‘bekle’ diyor aleg, ‘ben at demeden atma.’ ayı yaklaşıyor, yaklaştıkça büyüyor. büyüdükçe de büyüyor. arada bir arkasına dönüp takip edilip edilmediğine bakıyor. öylesine şişko ve kocaman ki, her adımında üstündeki post titriyor. 150 metreye kadar geldiğinde aleg, ‘shoot’ diyor. ‘but, just behind the shoulder.’

koltuğuna değil, koltuğun hemen arkasına atmamı istemesinin mantığı şu: ayı o kadar büyük ki kurşunumla tek omzu kırılsa bile üç ayağı ile saldırabiliyor. ayılar kamçatka’da senede 3-4 tane köylü yiyor. koltuğun hemen arkası, yani ‘just behind the shoulder’, yumuşak dokulu bir yer. kalın kol kemiği yok. merminin penetrasyon ihtimali ve bir karşı saldırıya meydan vermeden ayıyı yıkma ihtimali daha yüksek.

silahtan kaygılıyım. her zamanki silahım değil. daha önce kullanmadığım bir çap. tehlikeli bir hayvan ile karşı karşıyayım ve silahın gücünü bilmiyorum. kuvvetli bir çap ama ayı da lokomotif gibi karları yara yara geliyor.

aleg’in köpeği, bir işaretiyle hemen ayıya yöneliyor. üç metre kadar yaklaşıp havlamaya başlıyor. köpeğin varlık nedeni, ayıyı meşgul edip avcının atış yapabileceği pozisyonlar hazırlamak. yoksa ayının yanında bit gibi kalıyor ve zaten korkudan fazla yanaşamıyor. ‘meşgulcu köpek’ etrafında döne döne ayıyı bulunduğu yerde ayakta tutuyor. ayı, gözleri köpekte, bizi göremiyor. görüyor da köpekten kopamıyor. aklı bizde, gözü etrafında dönen köpekte. ayı ayakta...

338 win mag koltuğunda patladığında sanki yanardağ patlıyor..

koca cüsse önce sırt üstü yere yıkılıyor, sonra ayağa kalkıyor ve göğsünü, kurşunun değdiği yeri ısırmaya çalışıyor. önüne geçilemez bir öfke topu, 100 bin beygir gücünde bir motorlu testere, kulakları sağır eden, adamı zürriyyetten kesen bir hiddet çığlığı.

338 win mag bir daha patlıyor...

‘bir daha at bir daha!’

338 win mag bir daha konuşuyor. sert konuşuyor: kemik sesi. ‘thump’.

karla kan birbirine acıyla karışıyor. kar ve kan bu kadar mı yakışırmış birbirine? kızıl kar yağar mı hiç? ayı ölünce kızıl kar yağıyor ey sevgili okur...

aleg’le beraber ayıyı yüzerken, balık kokan bu muhteşem hayvanı okşuyorum. ellerimi etlerine sürüyorum. yağını kokluyorum, kokusunu içime çekiyorum. ya bir gören olsa ayıyı kokladığımı? avcı niye avlar bu kadar muhteşem bir hayvanı?

iyi soru...

ama iyi bir cevap da var:

bir tek çirkinleri mi avlayacağız?

penisinin içinde kemik olan tek canlı, ayı. kemiğin topuzu gümüş kaplanarak içki karıştırıcısı yapılıyor. ellerimle penisini açıp kemiğini çıkarıyorum. bir karış uzunluğunda kalem gibi bir kemik.

ayının sadece postu ve başı 75 kilo. iki kişi kar motoruna taşımakta güçlük çekiyoruz. burnunun ucundan kuyruk sokumuna olan mesafe 9.8 feet. irkının sıradan bir ferdi.

av sona erince petropavlosk otel’e dönüyoruz. otelin takma adı ‘ayı oteli’. burası her milletten avcının kamptan dönüşte kaldığı yer. amerika’nın ‘altına hücum’ kasabalarının otellerini andırıyor. herhalde dünyada insanların birbirine merhaba demeden ‘senin ayının boyu kaçtı’ diye sorduğu tek yer. iddia o ki, burada, güneşe doğru kaldırıldığında, tıpkı karides gibi iç organları gözüken beyaz ve şeffaf kadınlar yaşıyor. otelde herkes ayıları ve karides kadınları konuşuyor.

kamçatka coğrafyası, bir yanardağ arazisi. ne tarım var, ne güneş. bu verimsiz, volkanik topraklar t.s elliott’un waste land’ının film platosu sanki. şeffaf ve mutsuz karides kadınlar, sovyet nükleer denizaltı üssüne evsahipliği yapan bu çorak coğrafyada dünyanın en büyük ayılarıyla yaşıyor. penisleri kemikli ayılarla, kızıl kar altında. "

ayı oteli petropavlosk mayıs 2004
ufuk guldemir

düzeltme: kendisinin ölümü yukarıdaki yazıyı yazmamış olduğu veya hayattayken patolojik bir vaka olmadığı anlamına gelmemekte maalesef. toprağın altında veya üstünde olmak bir insanın haklı veya haksız olmasına etki etmediğinden, insanı aniden melekleştirmediğinden; hakkında düşündüklerimden, yazdıklarımdan, söylediklerimden iskonto yapamayacağım. siz de aynı şekilde kötülediğiniz bu entry'i ben ölürsem tekrar değerlendirme zahmetine girmeyin.

devamını okuyayım »
01.06.2004 17:02