iwillshowyouwhatitmeans

  • 11913
  • 120
  • 28
  • 0
  • dün

contact

--- baştan sona spoiler ---
uzun yıllar önce(1997) sinemada izlediğimde çarpılıp kaldığım, sonra bugün cnbce'de izleyip gene eşek tepmişe döndüğüm, hayatımda beni en çok etkilemiş muhteşem bir filmdir. burada uzun uzun bahsedilmiş gamalı haç sahnesi, ayna sahnesi, deforme yaratık göstermeden yapılan dünya dışı yaşamla karşılaşma sahnesi, üstün ve etkileyici efektlere sahip devasa iletim makinesi sahneleri, baştaki dünyadan uzaklaştıkça spice girls'den the beatlesa sonrada sadece biplere dönüşen radyo yayınları sahnesiyle vesaire ile zaten teknik, kurgu, anlatım, oyunculuk, senaryo, efekt ve diğer bilimum özellikleriyle başyapıt olan film olmasının yanında burada bahsi pek edilmemiş iki özelliğe daha sahip olan filmdir.

öncelikle, adı bir bilim-kurgu filmi olarak geçen bu harikulade film, aslında temelini güçlü bir felsefi tartışmadan alıyor. sonuçta kusmuklar ötesi independence day ve armageddon da bilim-kurgu sayılmaktadır. elbette sadece bu filmin bilim-kurgu yanını ele alsak bile, türünün diğer örneklerinden fersah fersah öteye geçmiştir ama o kısmından daha ön plana çıkan temeli, inançlar/inanıp inanmamak/neye inanmak neye inanmamak türü bir felsefe. gayet derin konuları incelikle ama aynı türde ünlenmiş 2001 a space odysseyin aksine mesaj vericem kaygısıyla baymadan, beyin sikmeden, son derece sade ve zarif bir kurguyla işlemiştir.

filmde işlenen felsefe, bana göre inancın karşında inançsızlık değildir. palmer karakteri ilahi bir inancı simgeliyorsa, ellie karakteri de bilim temelli bir inancı simgeler. iş inanıp inanmamaya geldiğinde, bu iki tip inancın birbirinden bir farkı yoktur. film bu iki karakter üzerinden inancını savunma uğruna insanın ne kadar savaşabileceğini anlatıyor. filmde asıl inançsız olarak algılanması gereken karakter, seçim toplantısında seçici kurulun tam istediklerini söyleyip sonradan da ellie'ye "keşke daha adil bir dünyada yaşasaydık blah blah" şeklinde konuşan, sonrada inançlı ellie'nin cevabı yapıştırmasıyla zort olan drumlin karakteridir. filmin ilerleyen bölümlerinde gene inancı uğruna yaşayan biri tarafından öldürülür(ki bu da ayrı bir ironidir bence).

buna bağlantılı olarak ikinci önemli nokta ise karşılaşma sahnesinde görülür. vegalılar tarafından ellie'ye mekanın, ellie'nin çocukkene çizidiği pensacola resmi, vegalı elçinin de babası olarak algılatılmış olması benim hayatımda izlediğim en tutarlı, en mantıklı, en anlamlı ve en sinematografik uzaylılarla temas sahnesidir. ellie ilk başta aldansa da, akıllı bir kız olduğundan bu yanılsamayı anlar. neyse uzatmayayım, sonra vegalı der ki "sizden ve bizden başka da canlılar var. önemli olan onların da buraya gelmesi değil, önemli olan hepimizin bir bütünün parçaları olarak bu evrende varoluşumuzdur" der ve film orada benim için kopar gider işte. bu açıdan da benim dini inancımı özetleyen bir film olarak tapılasıdır. (bkz: panteizm)

bu filmde başka önemli unsurlar olarak da şunları sayabiliriz ki, jodie foster duru ve olgun güzelliğiyle beyazperdeden gelmiş, geçmiş en güzel kadınlardan birisidir(ben ayrıca hastasıyım)(bkz: nell) . ayrıca tüm film boyunca sergilediği eşsiz performansının yanında, yukarıda da çok güzel belirtildiği üzere, bu kadın gerçekten de bir insan evladının gösterebileceği en muhteşem oyunculuk örneğini, o turuncu galaksiyi görüp de anlatmaya çabalarken gösterir ki, kusursuzluğuyla insanı dehşete düşürüyor.

bir de, film en sonunda, tüm bunlar hayal miydi gerçek miydi diye bir soru işaretiyle bitmenin iç sıkıcılığına kapılmadan, kendisinden beklenen kusursuzlukla sonlanıyor, kararı izleyiciye bıraktık gibi beni deli eden bir yaklaşımda bulunmuyor çok şükür!

tek kelimeyle bir şaheser. ayrıca buradan da "ıyy hollywood mu? yivreeenç" diyen entel kuntel arkadaşlarımıza selamlarımı gönderiyorum.

devamını okuyayım »
29.10.2004 02:20