jazzanova

  • 1934
  • 0
  • 0
  • 0
  • 12 yıl önce

the beatles anthology

"the beatles, hiç ‘beat’memiş ki..."

büyük savaşın bittiği gün doğan çocukların ilk gençliklerini yaşadıkları ‘60’ların başında, müttefik b-52’leri, diğer adıyla uçankaleler tarafından yerlebir edilmiş hamburg şehri, savaşın fiziksel etkilerini atlatmış görünse de, psikolojik etkilerinden henüz kurtulmuş sayılmazdı. belki de gündüzleri savaş yorgunu ülkerini kalkındırmak için ırgat gibi çalışan almanlar’ın, geceleri adamakıllı dağıtmak için fırsat kollamaları, özellikle okyanusun diğer kıyısından gelen rock n roll fırtınasına, avrupa’nın diğer uluslarından daha fazla ilgi göstermeleri bundandı. işte bu hareketli ortamda, kuruluşunun üzerinden daha bir yıl bile geçmemiş olan bir ingiliz topluluk, sinemadan bozma bir lokalde, akşamları tam sekiz saat sahnede kalıyor ve doğup büyüdükleri şehir liverpool’un, amerika-ingiltere arasında mekik dokuyan gemicilerinden aldıkları rock n roll plaklarını, almanların kulaklarına transfer etmeye çalışıyorlardı. programları bitince, ayakta durmaktan ve şarkı söylemekten bitap düşmüş vücutlarıyla sinemanın tuvaletine bitişik 12 metrekarelik hoş kokulu (!) odalarına çekiliyor ve yorucu bir gün başlayıncaya kadar orada sızıp kalıyorlardı.

dört ingiliz genci, hamburg’da iki yıla yakın kaldılar. soğuk ve karlı bir kış gecesi, brandası yırtılmış minibüsleriyle liverpool’a döndüklerinde ceplerinde tek kuruşları yoktu ama her akşam sekiz saat müzik yapmanın verdiği müthiş bir profesyonellik ve sayısız beste, o minibüsü ağzına kadar dolduracak altından daha çok para kazandıracaktı gelecekte onlara... nitekim öyle de oldu. hepsi tek başlarına birer grubu sırtlayıp götürebilecek kalitede müzisyenlerden kurulu the quarry men, sonrasında the silver beatles, en sonunda da sadece the beatles, popüler müzik tarihinin 1960-1970 arasındaki 10 senelik dilimine damgasını vurdu. onlardan önce ve onlardan sonra (bugün de dahil) hiçbir grup ve hiçbir solo artist onlar kadar sevilmedi, plakları onlar kadar satmadı. daha da önemlisi, hiçbiri onlar kadar iyi müzik yapamadı. dünyada hiçbir grup bilborad top 100 singles’ın ilk beş sırasını ve bilborad the 200’ın ilk iki sırasını aynı anda dolduramadı.

sonra her grubun başına gelen onların da başına geldi, ayrıldılar. hepsi kariyerlerine tek başına devam etti. hepsi teker teker 1 numaraya çıkan parçalar ve albümler üretti. bir gün bir deli*, aralarından john lennon’ı vurdu ve “belki bir gün tekrar biraraya gelirler” umutları da gömülüp gitti. grubun dağılışından 19, john’un vuruluşundan 9 yıl sonra 1989’da, yoğun işlerini biraz kolaylayıp soluklanan hayattaki üç the beatles üyesi, paul mccartney, george harrison ve ringo starr, hem tv belgeseli, hem de dokuz kasetlik bir set olarak yayınlanacak bir the beatles antolojisi için tekrar stüdyoya girdiler. yaklaşık altı yıldır devam eden bu devasa çalışma geçenlerde* sona erdi ve dünya yaklaşmakta olan depremi önceden hisseden yaratıklar misali, tedirgin bir kıpırdanış içine girdi. time ve q the beatles’ı kapak yaptı, life özel bir the beatles sayısı çıkardı. (daha doğrusu “threetles”!) ne de olsa antolojinin içinde bugüne kadar hiç yayınlanmamış the beatles parçaları vardı ve bunlardan üçü de john lennon imzası taşıyordu. acaba çok şeyler görüp geçirmiş ama the beatles gibisini henüz görmemiş, kocamış pop piyasası, yeni bir beatlemania ile ile temellerinden sarsılıp bir o yana bir bu yana sallanacak mıydı geçmişte olduğu gibi?.. yine otellerinin önünde 300 bin kişilik bir hayran topluluğu birikecek ve ciğerlerinin tüm gücüyle, bütün bir gece boyunca paul, george ve ringo’nun adını haykıracaklar mıydı? paul mccartney bu soruyu daha antoloji piyasaya sürülmeden kesin bir dille yanıtladı. “hayır!” amerika’dan 10 gün sürecek bir tune için 100 milyon dolar teklif etmişlerdi ama the beatles dört kişiydi ve öyle de kalacaktı. eğer john yoksa the beatles da yoktu, dolayısıyla turne de...

20 kasım* tarihinde dünyada yayınlanan, bugünlerde türkiye’de de yayınlanacak dokuz kasetlik antolojinin, şu ana kadar medya tarafından en ilgi gören boyutu, içindeki üç adet john lennon patentli şarkı... “bu şarkılar ne zaman söylenmişti, albüme nasıl girmişti, en azından 10 yıl önce söylenen bu şarkıları albüme adapte etmekte teknik zorluklar yaşanmamış mıydı?”. bütün bu soruların yanıtını, müzik piyasasında yeteneğiyle olduğu kadar, üstün zekasıyla da tanınan paul mccartney şöyle veriyor: “stüdyoya girme tarihi yaklaştıkça, “üç beatles”ın yaptığı müzik, gerçek the beatles olur mu diye sormaya başlamıştım. yanıtım negatifti. bir şekilde yoko*’da john’un kaydettiği bir şeyler olduğunu biliyordum. ona bir yılbaşı gecesi telefon açtım ve “iyi yıllar” diledim. buna çok şaşırdı ve mutlu oldu. (yoko ile paul, john’un sağlığında pek iyi geçinemezlerdi de...) sonra yavaş yavaş birbirimizi telefonla aramaya başladık. sonuçta böyle bir projede john’un da yeralması gerektiği fikrini o da benimsedi. amerika’ya gittim ve yoko bana “grow old with me”, “free as a bird” ve “real love”ı dinletti. “free as a bird”ü dinler dinlemez çarpıldım ve “bu herifle birlikte çalışmayı çok seviyorum!” diye düşündüm. kaydın bir kopyasını çıkardım ve ingiltere’ye dönünce bizim çocuklara dinlettim. onlar da çok beğendiler. stüdyoya girdik. john’un şarkıları kaydettiği kaset çok kötü kalitede, mono bir kasetti. şarkıları piyanoyla söylemişti. bir takım zorluları prodüktörümüz jeff lynne sayesinde aştık ve john’un piyanosuyla sesini kayıtta aynen kullandık. onun sesini kulaklığımda duymak gerçekten çok heyecan vericiydi. george üç parça içinde inanılmaz güzellikte gitar partileri çaldı. özellikle “free as a bird”de çaldığı bir solo gitar partisi var ki, gerçekten olağanüstü. ancak kendisine sorarsanız, çaldığı partiler eski the beatles parçalarındaki kadar iyi olmamış. o gitarını çalarken, ringo da kontrol odasında oturuyor ve “hey! bu çaldığın the beatles’a benziyor!” diyordu. iş bitince gerçekten imkansız gibi görüneni başardığımızı anladık. çünkü pek çok insan ifade etmese de kafalarında “bu yaşlı herifler eskisi gibi yemek pişirebilecekler mi?” sorusu vardı.

işte böyle... onların parçalarını incelerseniz, her şarkının birer single gibi hazırlandığını görürsünüz. grup, hiçbir zaman ’albüm sound’u denilen olguya önem vermez. hiçbir zaman aynı şeyi iki defa yapmaz. onlar iyi bir sound yakalayıp, kariyerlerinin sonuna kadar onu sürdüren gruplara benzemezler. şarkıları sadece sound olarak değil, zaman içinde yapısal olarak da farklılaşmış, daha doğrusu gelişmiştir. parçalarında her zaman pozitif mesajlar verirler. bir zamanlar dünyanın en büyük gücü olmalarına karşın, (john lennon bu durumu “isa’dan bile daha ünlüyüz.” diye ifade etmişti.) bu güçlerini hep sevgi ve barış için kullanırlar. uzun lafın kısası onlar the beatles’tırlar, yalnız kendilerine benzerler ve onlar gibisi 100 yılda belki gelir, belki gelmez. time’ın son kapağını onlara ayırması, life’ın özel the beatles sayısı bastırması bu yüzdendir. biz de bu yüzden bu kadar heyecanlıyız.

(blue jean aralık 1995 yıl:9 sayı:12 fiyatı:60.000 tl)

devamını okuyayım »