jokond

  • 4270
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 ay önce

memur çocuğunun daldan dala konan eğitim süreci

benim hiç çocukluk arkadaşım olmadı.(küçük emrah tarzı giriş oldu anasını satayım).ilkokulu iki,ortaokulu üç,liseyi iki şehirde okudum.bir memur çocuğu olmamdan dolayı şehir şehir gezmekten toynaklarım sikildi küçücük yaşta.

ilkokul birinci sınıfta mardin deyiz o zamanlar. terörün en sıkı olduğu dönemde zırhlı araçla muammer abi beni okula bırakıp getiriyor. bir çocuğun lastik top görünce amı götü en fazla dağıttığı döneme tekabül eden o günlerde, yedi yaşındaki bir bürokrat çocuğunun bahçede marco van basten çığlıklarıyla gol atarken kalbinden vurulma riski çok yüksek. aynı zamanda gelişim çağının en nadide yılı. ilkokula yeni başlamışsın, annenden sonra o yaşlarda annenin akranı olan başka bir hatunla daha fazla zaman geçirmeye başlıyorsun. sen daha "aaa ooo" seslerini bile titrek,düşmeye müsait dişlerinle zorla söylerken bu kadın sana "okumayı" öğretmeye çalışıyor.

cin ali'nin sirkte olduğu bir bölüm var. o zamanlarda okuyanlar bilir. çocukluğumuzun en asil kahramanı cin ali (ibnenin tekidir hiç sevmem) sirkte aslan terbiye ediyor.öyküde anlatıldığına göre, alevli çemberin içinden geçiriyor bu şerefsiz aslanları,kaplanları ve güzel desenli şahane leoparları. halbuki bakıyorum kitaba, çöpten bir orospu çocuğu tutmuş elinde yine çöpten bir çemberi, çöpten bir aslan bozuntusunu terbiye ediyor. işte bu tam da benim çocukluk ruhuma yansıyor.gerçekler çöp kadar sade,basit,değersiz. ulan halbuki hayal dünyasında kırmızı kostümüyle cin jokond var. elinde iki metreye sıçrayan alevleriyle ateşten bir çember. yeleleri yerlere kadar uzanan, haşmeti pençelerinden görülebilecek düzeyde bir aslan baba var karşıda.atlıyor çemberin içinden. işte tam o esnada konfetiler yağıyor seyircilerden, bir alkış kopuyor sanki kulaklarım patlayacak. göğsüm kabarıyor, eşekler gibi bağırmak istiyorum.fakat o da ne? ilkokul öğretmenim münire enseme şaplak atıyor. gerçekler yine çöp,yine basit, sade...

işte böyle bir dönemde trt 1 adlı yurdumun asil ve tek kanalı, ormanda mantar toplayıp zehirlenen köylülerimden bahsediyor. şimdilerde trafik,enflasyon canavarı var. o zamanlar asıl ismi cehalet olan mantar canavarı yurdumun dört bir yanında kol geziyor. her neyse efendim, mantarın bile terörden etkili olduğu böyle bir dönemde halihazırda sokağa çıkma yasağıyla anne tarafından kuşatılan bendeniz, zehirli mantarın da yüksek tesiriyle kısıtlı sosyal çevremin verdiği destekle kendime ait bir dünya kuruyorum. apartmanda karşı komşunun kızı var...adı eylem...o yaşta insanı militan yapacak kadar eylem...

bir akşam misafirliği melankoliğinde gardrop içine saklanarak oynadığımız "karanlık" oyununda yanağımdan öpüyor beni. iki santim uzunluğundaki avucu kenetlenmiş parmaklarıma. ben ilk defa aşık oluyorum.. sonraki aşklarımda bilir misiniz, ben hiç ama hiç aşık olmuyorum...

tam da aşk denizinde kulaçlar atmaya başlayacakken, okumayı sökmüş bir jokond olarak artık çarpışan oto gişesinden tek başına bilet alabilecek yaşa gelmişken tutup kolundan götürüyorlar seni. kamyona eşyalar dolduruluyor, 75 model peugeot nun arka koltuğunda uzun bir yola çıkılıyor. arkanda bıraktığın yolun her beyaz çizgisinde olası yaşanabilecek bir çocukluk hatırasını geride bırakıyor küçük aklım.

bu sefer bambaşka bir şehirdeyim. eskişehir iliklerime kadar üşüten bir soğukla karşılıyor küçük bedenimi. eskişehir de ilk yediğim şey pino nun rus salatası destekli enfes hamburgeridir. enfes olan hamburgerin içeriğinden ziyade hayatta yediğim ilk hamburger olmasından kaynaklanır. kısa bir dönem sonra okullar açılır ve küçük jokond bambaşka bir şehirde eğitim hayatının en kırılmaya müsait noktasında ikinci sınıfta, bir senedir bütünleşik hayat sürmüş bir sınıfta yer edinmeye çalışır.ve insan biyolojisi ne garip bir şeydir ki kısa süre sonra oraya da alışılır. istasyon caddesine kadar süren bisiklet yarışları, kılıçoğlu sinemasında geleceğe yapılan dönüşler, baklava dilimli ilk kazağım, yedko süpermarketin arkasındaki boş arsada harcadığım kramponlarım, atari salonlarında yanlış zamanlı or yu kenlere ödediğim binlerce jeton ve derya....

gamzeleri denizden dalgalı derya. küme başkanı iken saçını çektiğim derya. kırmızı yanaklarında parmaklarımı hissedemediğim platonik derya. okulun en salak piçi ozan'a aşık olan derya. aptal derya. gerizekalı derya...

dört sene süren bu ilk platonik aşkımın son gününde ilkokul mezuniyetinin o tatlı tebessümünde yanıma yaklaşmıştı. bir hafta sonraki doğumgününe çağırdı beni. ev adresini yazdığı kağıdı avucuma sıkıştırdı. kulağıma eğildi "mutlaka gel" dedi. ben orada öldüm. bir sonraki gün öğle namazına müteakip cenazemi ulu camii den kaldırdılar. ölüm noktasına cereyan eden şey heyecanım değildi. deryanın kulağıma da eğilmesi değildi. bamam memurdu.ben memur çocuğuydum.ve memur çocukları daldan dala konmak mecburiyetindeydi. babamın tayini çıkmıştı ve üç gün sonra evimizin önüne yine kamyon geldi. eşyalar toplandı, bir masum çocuk yüzü kelebek cama yapışık ağlamaklı kaldı.

tam da doğumgününde en karizmatik dansı ederek derya'nın aklını çelecekken, çiğnediği sakızın tadı kaçmamış böğürtlenli tarafını ilk kız arkadaşıyla paylaşabilecek yaşa gelmişken tutup kolumdan gene götürdüler beni. yolun kenarında elektrik tellerini tarayan direklere bıraktım hiç yaşanamayacak çocukluk anılarımı...

orta birde mavi gözlerinde boğulup gittiğim selin, orta ikide ayağına basarak sevgimi sonuna kadar hissettirdiğim esmerin tadı denkleminin baş tanrıçası rengin, orta üçte kıvırcık sarı saçlarından başak tarlalarına uzanan hayalimde resmini koynuma alıp uyuduğum yegane aşkım özlem... bu liste uzar gider ama bir tek şey değişmez:

hepsi yarım kaldı... memur çocukluğumun daldan dala konan bir türlü yerinde duramayan lojman griliğindeki tayin dilekçeleri aşk eğitimimi hep yarıda bıraktı. her zaman en heyecanlı yerinde kesildi film, sürekli makiniste küfrettim ama hiçbir hayat sinemasının işletmecisi şikayet dilekçelerimi dikkate almadı. bu hayatta aslolan eğitim, dört duvar griliğinde hayat bilgisi kitabında yetmiş puntolu 2+2=4 denklemleriyle anlatılan, cin ali pezevenginin çarpık çöp bacaklarından akıp giden şey değildir. bu hayatta tek eğitim,tek terbiye usulü aşktır.

ister çocukluğun en saf anında elinden tutsun senin, ister bir üniversite öğrenciliğinin vazgeçilmez kalesi fakir evlerinde aynı zeytine çatalı batırırken yakalanan gülümsede esir alsın seni. bu hayatta hiçbir aşk yarım kalmasın...

devamını okuyayım »
12.12.2005 21:01