minnoklokumcuk

  • 6559
  • 66
  • 23
  • 3
  • bugün

hayal edilen meslek vs sahip olunan meslek

gerçekleştirilemediğinden bir ukte olarak bir ihtimal sonraki nesilde telafi edilmeye çalışılan ve çoğunlukla cevapları hayal kırıklığı barındıran anket. maalesef.

ilkokul döneminde uzaya karşı büyük bir ilgim vardı, milliyet çocuk dergisi'nde mıstık'ın (bkz: mustafa eremektar) yazdığı uzay çocukları'nın maceralarını okumak üzere pazartesi günlerini iple çeker; bilim kurgu türünde kitaplara bayılır, uzay dizilerini soluksuz izlerdim.( ilk göz ağrım tabii ki trt'nin unutulmaz dizileri olan uzay yolu ve uzay 1999'du) öyleki işi abartmış ve astronot olma hayalleri kurmaya başlamıştım. çocukluk*.

orta okul ve lisede bilim ve teknik dergisine aboneydim, holografikonusunu 80'li yıllarda ilk defa burada okumuş, müthiş heyecanlanmıştım. charles berlitz'in ''bermuda triangle'' kitabı ne güzeldi; isaac asimov, carl sagan ne müthiş insanlardı...orta okul ve lise, toplam 6 yılım ankara atatürk lisesi'nde geçmişti. ahım şahım zeki değildim ama çok çalışkandım. orta sonda, o yıllarda iki aşamalı olan fen lisesi sınavlarına 27 öğrenci katılmıştı bizim okuldan ve ikinci basamak sınavına girmeye hak kazanan tek kişi olmuştum (kazananlar hürriyet gazetesi'nde isim olarak yayınlanıyordu, adımı gördüğümde çok gurur duymuştum haliyle) hedefim ankara fen lisesiydi. 2. basamak sınavına katılan 16 bin kişi arasında da 999. olarak kazanamamıştım ama ''9''aa olan sevgimin temelini oluşturur o dönem.

sonra kısa bir süre arkeoloji-jeoloji ve botanik bilime merak sardım; keşfetmeyi, araştırmayı, doğayı çok seviyordum. uzay mı? o bambaşka bir aşktı ama astronot olamayacağım da aşikardı koşullar sebebiyle.

benim okuduğum dönemde lise 3 yıldı. 10. sınıfta edebiyat ve fen diye seçim yapılıyordu. lise 2'de fen sınıfındaydım. lise 3'te ise fen şubesi matematik ve tabii bilimler olarak yine ikiye ayrılmaktaydı. bu defa matematiği seçmiştim ve mat bölümünden başarıyla mezun oldum.

şimdi düşününki, ilkokuldan beri ankara'dasınız, bulunduğunuz sınıflar ve ilgi alanınız sizi doğal olarak belli üniversitelere yönlendiriyor; müthiş bir heyecan ve hevesle hacettepe mi, odtü mü? tartışmaları yapıyorsunuz sınıfça. böyle bir atmosferde geçiyor yıllarınız ve düşünceleriniz şekilleniyor.

ama! ne zamanki üniversite sınav zamanı geldi ve tercih listesini güle oynaya alıp, aman başına bir şey gelmesin telaşı ve titizliğiyle eve götürdüm, hayatımı kökten değiştirecek bir olayla karşı karşıya geleceğimi kırk yıl düşünsem nereden bilebilirdim ki?

not: o yıllarda önce tercih formu dolduruluyor, sonra sınava giriliyordu. bir de kişi, kendi bölümü dışında da seçim yapma hakkına sahipti.

evet, hevesle salondaki masanın başına geçtim. kodlama yapmaya başlayacağım; acaba en tepeye hacettepe tıp mı yazsam yoksa odtü'den bir şey mi; son anlar artık karar vermek için. ve de puanı en yüksek olandan en düşüğe bir sıralama gerekiyor. diyelim ki 1. sıraya odtü ekonomi yazdınız ama hacettepe ing. tıp'a gidecek bir puan aldınız; eğer arada bir yere yazmışsanız doktorluk hayalleriniz de suya düşüyordu. bu nedenle dikkatli doldurmak şarttı. neyse.

o sırada annem geldi allah rahmet eylesin ve pat diye ''izmir'e taşınıyoruz, bütün tercihlerini izmir'deki üniversiteden yapacaksın'' dedi. bir afalladım, nerden çıkmıştı izmir, ne izmir'i, niye gidiyoruz, neden hiç haberim olmadı, niye daha önce söylemedi? sorular o kadar çoktu ki.

ben: ''peki ama neden?''
annem: ''çünkü anneannen orada yalnız, onun yanında olacağız. ''(anneannem girit göçmenidir, kendimi hatırladığımdan beri her yaz tatilimizi izmir'de anneannemin evinde geçirirdik. ancak dedemle birlikte çıktıkları hac yolculuğu dönüşü, dedem vefat etmişti; bizim ya da diğer çocuklarının yanına gelip yerleşmeyi ise -evim de evim- diyerek asla kabul etmiyordu.)

sağolsun, her şeyi oldu bittiye getirmiş danışmadan, bana sormadan. öyleki izmir'de güzelyalı'daki evimizdeki kiracıya ise ''kızım fakülteyi izmir'de okuyacak, taşınacağımız için çıkmanız gerekiyor'' diye haber vermiş!

şu an bile yazarken ne yalan söyleyeyim gözlerim doldu. o anı, öyle bir anı hiçkimsenin yaşamasını istemem. öyle isyankar biri değildim, hani bir bakışla terbiye edilen neslin çocukları arasındayım. çok ağladım ama, çok üzüldüm. ''madem ki yıllardı sınıf arkadaşlarımla kurduğum hayallerim olmayacak, hiç önemli değil nereyi yazacağım ya da kazanacağım'' diyerek bıraktım kalemi masanın üzerine.

annem '' bak kuzenin gibi yabancı dilde öğrenim gör. ne güzel bir hayat standardı var'' diye devam etti. (kuzen ted ankara koleji'nden mezun, hacettepe mütercim tercümanlığı bitirmiş ve aynı üniversitede okutmanlık yapan çok sevdiğim bir kişi. bakan çocuklarına ve birkaç ünlü sanatçıya özel dersler veriyor, uluslararası konferanslarda simultane çevirmenlik yapıyordu o aralar. çevresi çok genişti.)

dünyanın en kabus şeyi, empati yeteneğinden yoksun ve/veya çocuğunu tanımayan ona yabancı bir anne/babaya sahip olmak. o gün inanmaz gözlerle anneme bakarken nasıl olur da bi anne kendi çocuğunun tüm hayatını bu kadar bile isteye ters yüz etmeye tek başına kalkışabilir, nasıl cesaret eder bizzat gördüm.

benim için ankara olmadıktan sonra gerçekten ne kazandığımın bir önemi olmayacaktı.

her yaz tatilinde gitmek için iple çektiğim izmir'e çok mutsuz ve çok kırgın geldim. üniversite eğitimimi yabancı dil üzerine yaptım. fakülteyi sevemedim, arkadaş ortamına özellikle ilk yıllar hiç uyum sağlayamadım. kendimi bambaşka bir gezegenden fırlatılıvermiş gibi hissediyordum.

çocukluk ve ilk gençlik çağını ankara'da geçirmiş bir kişi olarak, şu yaşımda bile kaç yıldır yaşadığım anneanne/anne memeleketi izmir'de bana zaman zaman yöneltilen bir sorudur: '' sizde bir ankara kültürü var, bulundunuz mu hiç?''

sonra mezun oldum, ilk görev yerim izmir'in en köklü ve fakülte arkadaşlarımın da çoğunluğunun mezun olduğu bir kolejdi. lise sınıflarında ders veriyordum ve bir gün müdür çağırdı: ''hocanım, siz derslerde ankara'yı izmir'den üstün tututyormuşsunuz, böyle bir ayrımcılık yapmayın lütfen'' demek için. benim kişiliğimin ana hatlarıyla şekillendiği yer ankara'dır, bu da bilinçaltıma kazınmış bir gerçek olunca en küçük fırsatta hemen örneklerle lafı ankara'ya getirdiğim doğruydu derslerde. sonra tabii daha kontrollü olmaya özen gösterdim, duygusallıktan sıyrılarak kabullenme yolunu seçmek zorunda kaldım.

eşim doğma büyüme izmirlidir. oğlum da keza. ama annem kaç hayat tecrübesine denk geldi ki, oğlumu yetiştirirken çok dikkatliydim, onun tercihleri, ilgisi, sevgisi ne yöndeyse; kendisini nasıl ve nerede mutlu hissedecekse hep sevgi dolu bir cesaretlendirme ile motive etmeye büyük özen gösteriyorum. bu konuda gerçekten çok çok dikkatliyim ve çok şükür öz güveni yüksek, mutlu, çocuğu tarafından güven dıyulan ve değer verilen, sevilen bir anne olmanın da gururunu yaşıyorum.

not: bu entry bir çeşit deşarj yazısı oldu, farkındayım, ya da bir çeşit itiraf gibi. terapötik. sonuna kadar sıkılmadan okuyabildiyseniz teşekkür ederim.

devamını okuyayım »
05.11.2017 14:59