moroff

  • 528
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

taksim'de yaşanan çıplaklıkların ardındaki dram

hep aynıdır, hep. inanır mısınız bilmem ama bu gibi dramlara ben istiklal caddesi'ne her adım attığımda şahit oluyorum. bu yüzden caddenin başından galip dede'ye inene kadar yaşadıklarımdan ötürü hüzünle doluyor, gözlerimden akan yaşları engelleyemiyorum. mesela dün de aynı rotayı izleyerek yürüyordum. neler olduğunu tahmin bile edemezsiniz.

caddenin hemen başlarında, burger king'in önünde, yüzünde ağlamaklı bir ifade olan bir genç gördüm. baktım kimse ilgilenmiyor, yanına gidip neden ağladığını sorma cesaretinde bulundum. içi öyle doluymuş ki, hemen anlatmaya başladı. kız arkadaşını bekliyormuş, ama o gelmemiş. kız arkadaşıyla cumhuriyet mitinginde tanışmışlar, kızın babası da emekli askermiş, emekli bir askerin kızı bunu yapar mıymış? "sen..." dedim yüzü ıslanan gence, "askerleri yanlış tanımışsın!" ve tam da neyin ne olduğuyla ilgili uzun bir nutuk çekmeye hazırlanıyordum ki, şizofren olmam sebebiyle orda burda karşıma çıkan alter ego'mu gördüm. onun burada ne aradığıyla ilgili derin bir tartışmaya dalmışken de deli olduğuma hükmeden gözü yaşlı genç ortalıktan kaybolmuştu bile.

sonrasında şimdi adını vermek istemediğim bir mağazanın kasiyeriyle orta yaşlı bir teyzenin tartışmasına tanıklık ettim. ben mağazalara pek uğramam. vitrinlerine şöyle bir bakıp geçerim. onları kültürel yozlaşmanın ana kaleleri olarak görürüm. ama bu tartışma cadde dışında vuku buluyordu. hatta ne tartışması, düpedüz kavgaydı, çünkü gözüme yansıyan ilk görüntüde teyze elindeki topuklu ayakkabıları kasiyerin kafasına fırlatıyordu. yoldan geçenler ikilinin etrafında bir çember oluşturmuş, bir dövüş müsabakası izler gibi ikilinin birbirine ellerine geçeni fırlatmasını izlerken, çemberi yaran ben, bu her tarafı yara bere dolmuş iki insanın arasına girerek alıp veremediklerinin ne olduğunu sordum. "bu adam!" dedi kan ter içinde kalmış teyze; "beni kazıkladı! otuz liralık ayakkabıdan elli lira aldı!" "yalan söylüyor ağabey!" diye itiraz etti çaresizlik içindeki kasiyer.

sorular ve yanıtlarıyla geçen bir sürenin akabinde olay aydınlığa kavuşmuş oldu... kasiyer gerçekten de teyzeye kazık atmaya çalışmıştı. yirmi lirayı cebine koyma emeli güttüğünü itiraf etti. neden böyle bir şey yaptığını sorduğumdaysa babasının emekli asker olduğundan başka bir cevâb veremedi bana. bakamıyordu yüzüme. anlamıştı utanması gerektiğini. ahali katran ve tüyü çoktan hazırlamıştı bile. orada o edepsizi ifşa ederek anlamlı bir ders verecektik ki, alter egom yine ortaya çıkıverdi. hınçla katran ve tüyü onun üstüne boşalttım. ancak o orada gerçekten var olmadığından, hepsini aslen kalabalıktaki insanların üstüne boca ettiğimi fark ettim. öfkeli kalabalıktan orada bir güzel sopa yedim. yerde öyle aval aval etrafı seyrederek durmaya başladım. aptallaşmıştım. neden sonra kalktım ve yolculuğuma devam ettim.

günün üçüncü ve son dramıyla da caddenin sonlarında karşılaştım. küçük bir çocuk; turist olduğu her halinden belli, yaşlıca bir adamın cüzdanını çalıp kaçmaya çalışırken peşinden koşturarak sol kulağından yakaladım. normalde şiddete karşı bir insanımdır, ancak gün içinde yaşadıklarımın verdiği sinirle elimin tersiyle çocuğun suratına bir tane geçirdim. ağlamaya başladı. cüzdanı istedim. eli titreye titreye verdi. şimdi yüzüne daha dikkatlice bakma fırsatı buldum. sekiz-dokuz yaşlarında ya var, ya yoktu. esmer suratını adeta bir ter tabakası kaplamıştı. "niye yapıyorsun lan böyle şeyler? utanmıyo' musun bizi rezil etmeye turistlere?" dedim. tüm sinirimi çocuktan çıkarıyordum şimdi, sanki yaşadıklarımın tüm sorumlusu oydu. bu arada olayın şokunu atlatan yaşlı adam da peşimiz sıra koşuşturmuş, nihayetinde bizi yakalamıştı. çocuğa sert bir bakış fırlattı, bana teşekkürlerini iletip *tenkyuu* gitmeye hazırlanıyordu ki, son anda bir şey unutmuş gibi duraksayıp, hâlâ kulağını bırakmadığım küçük çocuğa sordu: "baban ne iş yapıyor bakayım?" *vat daz yur fadır du?* çocuk kekeleyerek cevap verdi: emekli asker... *ritayrıd solcır* turist "biliyordum!" anlamında parmağını şıklatıp gülümsemeye başladı. o anda her şey açıklığa kavuşmuştu... çocuğun kulağını ve turistin gülümsemesini orada bırakarak yoluma devam ettim. alter egom da peşimdeydi. güneş tepemizde tüm rahatsız ediciliğiyle ışıldarken bu mide bulandırıcı caddeyi gerimizde bırakarak adımlarımızı galip dede'ye attık.

devamını okuyayım »
04.09.2009 11:35