nikator

  • 1251
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

antakya

tarih ve gelecek koprüsü kıvaminda bir sehir olmakla beraber, yemekleriyle taninan bir sehirdir.

bir cok din ve mezhepe ait halkin sorunsuzca yaşayabilmesine rağmen, tarihten bugüne kadar hep huzur bozulmak istenmiştir. halkin birbirine olan saygısı ve modern hayata ayak uydurmaları bu konuda ilerici olmalari cogu zaman antakyalıları zor durumda bırakmış, yakışıksız sıfatların yapıştırılmasına maruz kalmıştır. halkın kendi yasalarının işlediği, örf ve adetlerin diğer 80 ilden çok farklılıklar gösterdiği bir şehirdir. 1996 yilinda dünyaya acilmaliyiz diye vali bey'e gittigimizde, "karistirmayin olum" dedi. 2000 de belediye baskanina gittigimizde, "biz gereken herseyi yapiyoruz" dediler. keske sadece yemekleriyle taninmasaydi antakya... 100 m içindeki cami, sinagog, kilise ve yatırlari ile taninsaydi belki o zaman halkin nasil yaşadığı, bu sinerjiyi nasil yakaladiklari anlaşılırdı. yıl 2005 ama kunduracılar çarşisindaki esnaf cuma namazina giderken, dükkanini yan komşusu simon bey'e emanet eder. simon pazar günü kiliseden sonra, bizim esnaf mehmet ağa'ya bayram kutlamasina gider. musevi yorgo bey, halka acik iftar sofrasi kurar. 29 haziran günü st pierre kilisesinde en çok müslüman halk vardır. ve yüzyıllardır bu böyle gider, sürer... böyle bir şehirdir burası.

buyulere, fala, haciya, reakarnasyona, meleklere, cinlere inanan, alevisi namaz kılan, arap-osmanlı-fransız-turk kulturlerini harmanlayan ve bunu yemeklerinden normal günlük hayatlarina tasiyan bir halka ve coğrafyaya sahiptir. her ilcesi sanki türkiyenin bir coğrafik bölgesini her yönüyle anlatır.

bir gazeteci dostum antakya için der ki:
-uzak kaldiginda özlersin, 3 gün kalinca da sıkılırsın.
-zurnanin son deliği ama en güzel ses burdan çıkıyor.

devamını okuyayım »