sutlu nescafe

  • 1960
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

ekşi itiraf

(bkz: annenin ölmesi)
(bkz: babanın ölmesi)

şu iki başlık benim için tabuydu. ya görmezden gelirdim ya da sayfayı aşağı yukarı kaydırıp o başlıkların orada olduğu gerçeği ile yüzleşmek istemezdim. hatta bunu daha ileriye götürerek, sol frame'de bu başlıklar olduğunda bu başlıklar sol frame'den kaybolana dek sözlüğün açık olduğu sekmeyi kapatırdım. tüm sözlükler için geçerliydi bu durum.

açıkça söylemek gerekirse korkardım. bundan kaçış yok ama korkardım işte. eğer anne ve babanızla aranızda çok ciddi bir kavga/çatışma/sevgisizlik/dışlanma yoksa sizde de aynı korku mevcuttur.

normal bir insanın ölme ihtimali neyse annem ve babam için de aynı ihtimal mevcuttu. babamda kalp ve diyabet vardı ama annemde birşey yoktu. yine de bu başlıklar benim için rahatsız ediciydi. 2017'nin başından itibaren özellikle annenin ölmesi başlığı çok daha fazla rahatsız edici olmaya başladı.

ocak ayından itibaren başlayan halsizlik neticesinde kolon kanseri olduğunu öğrendik. karaciğere sıçramış vs. sonuç olarak durum pek parlak değildi. kemoterapiye bile başlamadılar. doktorlar bunu söyledikten sonra babam daha fazla olmak üzere çöktük doğal olarak. annem gün geçtikçe kötüye gitmeye başladı. günleri sayılıydı yani. babam kime anlatsa kelimeler boğazında düğümlenir, gözleri dolar, konuşmayı göz yaşları içinde bitirirdi. kaçınılmaz sonun farkında olmama rağmen dirayet mi derler başka birşey mi derler emin değilim ama kendimi tutabiliyordum ağlamadan. tabi ki son gün, dirayetten eser kalmamıştı. ağlamak ve çaresizlik had safhadaydı. hastaneye kaldırdık ve vefat etti.

babam ise annemin vefatından önce rahatsızlandı ve acile kaldırdık. pankreatit denen illet bir hastalık tesbit edildi. günlerce yoğun bakımda kaldı. anneme babamın hastaneye yatırıldığını söyleyemedik, sonra söyledik ama artık akli olarak dengesizlikler başladığı için sürekli babamı sordu... sonuç olarak annem vefat ederken babamın hastanede olduğundan habersizdi. babam ise hastanedeki 3 günün sonunda telefon edip annemi ve beni sordu. iyi uyuyor. sen nasılsın dedim. valla hiç iyi değilim dedi. bu lafları ederken annem de başka bir hastanede yoğun bakımda can çekişmekteydi. babamın, hatırladığım son sözü de bu oldu zaten. bu konuşmadan sonra yoğun bakımdan çıkarmadılar. sürekli solunum cihazı bağlıydı. annemin vefatını bile haber veremedik. muhtemelen tahmin ediyordu ama tek kelime edemedi. babamı son görüşüm de gasılhanede oldu.

30 nisanda annemi, 19 mayısta babamı kaybettim. babama nasıl söyleyeceğiz derken o da gitti. birbirlerinin acılarından haberleri olmadı. kime anlatsak, demek ki birbirlerini çok seviyorlarmış. orada kavuşurlar dediler. inşallah öyledir.

buradan çıkartılacak sonuçlar:
*erken teşhis önemlidir. en saçma en ufak sıkıntı ileride başa iş açabilir.
*fotoğraf çektirmeyi ihmal etmeyin. telefonlar bu iş için çok iyi. sosyal medyada paylaşmayın da elinizin altında bulunsun. babam son zamanlarda annenin fotoğraflarını çek ileride bakarız derdi. şimdi ikisinin fotoğraflarına ben bakacağım.
*keşke demenin faydası yok.
*ağlasanız da sızlasanız da giden gitti. geri dönüşü yok. inançlıysanız dua edin.
*cenazeyi toprağa koyup, üzerine mertekler dizildikten sonra ve toprak atmaya başladıktan sonra geri gelmeyeceklerini anlıyorsunuz. bu çok üzücü olsa da bir bakıma olaya alışmanızı hızlandırıyor.
*mezar yakındaysa arada bir ziyaret edin. hergün ziyaret etmek çok mantıklı gelmiyor bana. gidin konuşun. saçma ama rahatlatıyor insanı.

bu arada yukarıdaki iki başlık benim için hala tabu. sol frame'de görünce yine görmezden gelmemeye çalışacağım.

devamını okuyayım »