this is a weeping song

  • 8
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 ay önce

sezen aksu müzesi

açılması için sezen aksu'nun ölümünün beklenmemesi gereken müze. halihazırda kanlıca'daki yalısının duvarlarında kendi yaptığı tabloların, yaşam alanı dahilindeki eşyaların dokunulmadan öylece durduğunu hatta korunduğunu son zamanlarda çekilen video kliplerinden biliyoruz (bkz: ihanetten geri kalan). birçok şarkısını bu evde yazdı, sözlere, bestelere ilham veren aşklar yine bu evde yaşandı. şimdi öylece duruyor.

birçok müzisyenin ölümünün ardından yine yaşadıkları evler, konaklar müzeye dönüştürüldü (bkz: barış manço müzesi)(bkz: zeki müren müzesi) ancak bu butik müzeler, ziyaretçilerle interaktif iletişim kurmaktan uzak, ziyaretçileri, obje ve vitrinler üzerindeki küçük açıklamalar dışında bilgilendirmekte yetersiz kalan müzeler. hele bu müzisyenleri çok da tanımayan yabancı ziyaretçiler yakın gözlüklerini, yüzlerini buruşturarak, düzeltip türkçe gazete küpürlerinin fotoğraflarına bakmakla yetiniyorlar.

evini yani müzesini ziyaret edenler sezen aksu'nun kendi sesinden kendi hikayesini dinlemeli (bkz: audio guide), çocukluğundan,ilk gençliğinden başlayarak yıllara yayılan hayat hikayesini ondan duymalı, katları, odaları gezerken de şarkılarını yazdığı noktalarda o şarkılar eşliğinde yaratım süreçlerini işitmeliler.

belki küçük barkovizyonlarda ya da led'lerde de müze ziyaretçileri için dönen videolar, hatta sezen aksu'nun birlikte çalıştığı müzisyenleri anlattığı (bkz: onno tunç) (bkz: aysel gürel) (bkz: uzay heparı) (bkz: meral okay), sezen aksu'nun öğrencilerinin de sezen aksu'yu anlattığı küçük ekranlar... müze içinde aksu şarkılarının dinlenebileceği küçük kabinler, belki ufak okuma alanları...

milli ya da arkeolojik müzelerin dışındaki, kişi ya da tema özelindeki müzeler hikayeleri kadar güçlüdürler ve bu müzeleri güçlü kılan, hikayelerin anlatılış ve sergileniş biçimleridir.

bir sanatçının henüz yaşarken müzesinin açılması tuhaf kaçabilir ancak bunun için çalışmalara başlanması ayıp değil. bir küratörle el sıkışıp "hadi müze açıyoruz" diyerek altı ayda kocca bir hayatın müzesi yapılamaz. bir roman bile en az iki yılda yazılıyor. müze dediğin de zaten mezar taşı değildir. hatıraların yaşadığı bir mekan, zamanın dokunamadığı bir alandır.

hani şarkıda diyor ya, "uzaanıp kanlıca'nın orta yerinde bir taşa, gözümün yaşını yüzdürürüm hisara doğru" diye... belki de yalının hisara bakan kısmında bir sezen büstü olmalı, geçen vapurlara ve martılara, istanbul'a selam çakmalı...

devamını okuyayım »
14.05.2017 14:37