wae

  • 417
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 yıl önce

şeyh nazım kıbrısi

güzelyurt-girne arasında bir tepede dergahı olan son derece eğlenceli bir din adamı.

daha önce bir kaç arkadaşımın ısrarı üzerine gitmek durumunda kalmıştım, birleşmiş milletler'e ait ofis gibi bir yer. her milletten insan var. bayanlara ait binanın önünden geçerken içeri girenleri gördüğümde bunların ne işi var burda demiştim, başları hafif örtülü aşağısı bildiğin etekler, kotlar filan giymiş güzeller güzeli yabancı hatunlar bir bir içeriye doluştular. daha sonra o binaya girmek için küçük bir araştırma yaptıysam da giriş için başarılı olabilecek bir yol olmadığını öğrendim.

biz gelir gelmez hemen yemekler filan getirdiler, güzel ağırladılar sağolsunlar. bir arap ve bir fransız ortalıkta vızır vızır koşturuyorlar dergahın işleri için. daha sonra cemaatle bir namaz kılındı oracıkta ve sonrasında bizi kıbrsi'nin yanına aldılar. içerde 7-8 kişi daha vardı onla birlikte. konuşulan dillerden ve oturanların tiplerinden anlayabildiğimiz kadarıyla; iki japon, bir çinli, bir fransız, bir amerikalı, bir ingiliz ve sürekli içeri girip kıbrısi'nin kulağına bir şeyler söyleyen bir arap vardı içerde. bir de yanımızda beyazlar içinde ak sakallı bir amca oturuyordu kıbrıslı, o da sağolsun bu fransız, bu amerikalı şeklinde içerdekileri tanıtmaya çalıştı bize. kıbrısi konuşmaya başlar başlamazda ses kayıt cihazını kenardan kenardan açıp koltuğun yanına bıraktı. kıbrısi gelenlerle tanışıp isimlerini filan sorarken ses kayıt cihazıda çatır çatır kayıt halindeydi. adama sordum bu ne için diye, "şeyh'in konuşmalarını kaydetmek zorundayız daha sonra bu konuşmalarından kitaplar yazılıyor, şeyh'in her konuştuğu her söylediği şeyi kaydediyoruz bir şey kaçırmamak için" dedi. iyi bakalım dedim ve aklımdan güzel bir isim düşünmeye başladım. çünkü ilerde "bu adam benim müridimdi" diye çıksın istemem.
sohbetin ilerleyen bölümlerinde arap çocuk tekrar içeri daldı elinde bir cep telefonuyla ve hocaya dubai'deki bir müridinin aradığını ve evlenmek için izin istediğini söyledi. arapçam izdivaç kelimesinden bu konuşmayı bu kadar çözebildi. kıbrısi'de eliyle verdim gitti gibi bir hareket yaptı. odada 4-5 dil konuşuluyordu ve kıbrısi hepsini anlayıp soru hangi dille sorulduysa o dille cevap veriyordu. tıkandığı yerleri ingilizce ile dolduruyordu. bu sırada onun okuduğu narlar ve üzümler bir tabakta sürekli olarak tur atıyordu odada. elin japonu taa kalkmış japonyalardan kıbrısi'yi görmeye ve kitabında geçen bir cümleyi sormaya gelmiş. bizim yanımızdayken onu sordu bir açıklama filan aldı. diğer gelenlerde bazı anlamadıkları kuran ayetleri için açıklama ve yorum istediler kıbrısi'den..

kıbrısi sürekli sırıtık vaziyette konuşan neşeli bir adam. bulunduğumuz ortam beni çok şaşırtmıştı, farklı milletlerden farklı dilleri konuşan 7-8 kişi sohbet halindeydi, nasıl bu kadar dünyaya açılabilmiş, nasıl insanları bu kadar kendine bağlayabilmiş ilginçti. prens charles konusunda da birkaç soru sormuştum, yaptığı açıklama ise şöyleydi;

"o büyük bir devlet adamı, ingiltere için önemli biri, hrıstiyan bir ülkede hele ki kraliyet ailesinden bir prensseniz çıkıp ben müslüman oldum demek zordur. onu anlayabiliyorum, tepki almaktan korkuyor. ingiltere'yi karşısına almak istemiyor, ama bu önemli değil zaten. ben onun müslüman olduğunu biliyorum"

devamını okuyayım »