şükela:  tümü | bugün
  • "bouvard and pechuchet" gustave fluabert'in romanı.. bouvard ile pechuchet (ali ile veli) taklit becerili iki gençtir. bunlar okulu bırakıp dış dünyada taklitçilikten daha orjinal bir iş ararlar fakat başarısız olup geri dönerler. öğretmenleri bunlara taklit etmenin yaratıcılık olduğunu, bilgi ve hayalgücü gerektiğini söyler.. (bkz: olaylar gelişir)
  • son derece tanıdık bir maymun iştahlılıkla her işe bulaşıp ortalığın içine etmeden bırakmayan gayet saf iki sevimli insanın güzel macerası. agır satir ve ironi yüklüdür, ama yormaz.
  • roland barthes'ın gözlüklerini takıp bouvard et pecuchet'yi tekrar okuduğumuzda bu 19. yüzyıl tarzı ansiklopedinin tonlarında ve ethos'unda bir tür alay olup olmadığından emin olamıyoruz; bizi müthiş bir sürüncemede bırakan bu güzel ciddiyetsizlik onların "kırtasiye" den aldıkları hazzı (metnin hazzını ve hazzın metnini)çoğaltıyor. bu konu postmodern ile modern edebiyat arasındaki bulanık suların aydınlanmasına, psikotik metnin nevrotik yazar tarafından yaratıldığı anda yazarın nasıl klasik edebiyat mirasını bir biçim kullandığı için modern edebiyata dönüştürüyorsa modern edebiyatı da aynı kaçınmayla bir biçim kullanmadığı için postmodern edebiyata dönüştürdüğüne kanıttır
  • tahsin yücel tarafından türkçeye çevrilmiş olan gustave flaubert yapısı kipat, bilirbilmezler adıyla yayımlanmış, ilk basımı can yayınları tarafından 1990 yılında * yapılmıştır. flaubert'in son kitabı olmakla birlikte, ölümünden 1 sene sonra -bitmemiş olarak- yayımlanmıştır. daha önceleri kendini "madame bovary" ile özdeşleştirdiğini defalarca tekrarlamış olan flaubert'in bu iki karakterle ilgili söyledikleri ise şöyledir: "bouvard ile pécuchet benliğimi öylesine dolduruyor ki, onlar olup çıktım. budalalıkları benim budalalığım, bu da beni gebertiyor." öte yandan söz konusu kipatın, yazarın diğer yapıtlarından biri olan yerleşik düşünceler sözlüğü'nün varoluş nedenine ışık tutar özelliklere de sahip olduğu söylenir. gustave flaubert'in "dile getirdiği hınç, kustuğu kin, dökeceği safra ve fışkırttığı öfke"nin yazıya dökülmüş halidir.
  • türkçe çeviriyle ilgili bir önemli not da, tahsin yücel'in, "bilirbilmezler"le ilgili, yaklaşık olarak, onca yıllık çeviri hayatımda çevirisini gerçekleştirdiğim için onur duyduğum ilk kitaptır, demesidir [çeviri tarihi 1990 olsa gerektir]. varın önemini siz düşünün.
  • lefebvre "modern dünyada gündelik hayat" kitabının "gülünçlü saçmalık" adlı bölümde bouvard ve pecuchet için söyle der:
    "...düşünceleri çoğalınca acıları da arttı...bouvard ve pecuchet bizi bir kabusun içine, kültürün, kitabın yazılı şeyin özgürce zorunlu olan tüketimi içine sokarlar. bu kabus bizim günlük ekmeğimizdir. işte iş başındalar. bizimkiyle özdeş, örnek bir cesaretle işe koyulurlar. gösterenlerin arasına dalarlar, yüzerler, onları sürükleyen bu bu nefis denizi içerler. soluklanırlar ve yeniden işe koyulurlar. acıma duymadan yöntemli bir biçimde her şeyi elden geçirirler: önce tarımbilim(kırı, doğayı, özgürlüğü istediklerine göre), sonra kimya, fizyoloji, astronomi ve fizik, jeoloji, arkeoloji, tarih, edebiyat, dilbilim, estetik, felsefe, pedagoji...
    yolculuk sürerken, çember dönmeye devam ederken, bouvard ve pecuchet sistemlerle karşılaşırlar. bir çok sistemle: tinselcilik, materyalizm, hegelcilik. akılcı olan herşey gerçektir. mutlak, aynı zamanda hem özne hem de nesnedir. tanrı gözle görünür bir surete bürünerek, doğa ile eştözlü bir birlik sergilemiştir....bu arada bouvard ve pecuchet, konuyla pek ilgili olmayan izleyiciler olarak, heyecan verici olaylara tanık olurlar: 1848 devrimi, darbe...
    peki, bu imgesel dünya turunun sonunda ne kazandılar? kelimeler,dil, rüzgar. ne tükettiler? yapıtlar mı? pek denemez. yorumları, incelemeleri, kılavuz kitapları, rehberleri, yani üstdili tükettiler. böylece üstdili bir parça tanıdılar ve uzmanlaşmış alanlar arasında yollarını iyi kötü bulmayı öğrendiler...peki ya gösterilenler iki kafadarımızın taklit ettiklerini sandıkları ansiklopediciler için ne anlam taşımışlardı? yalnızca lüks ve zevk. ansiklopedicilerin dile getirdikleri şeyde buydu; hatta tek şey buydu. iki kafadarımızın kelimelerden ve rüzgardan başka hiç bir şey görmediler, hiç bir şeyleri olmadı, hiç bir şeyi kavramadılar. kafadarımız flaubert bunu farkındadır. ve bu gösterilen, onun gösterdiği şeydir! bunula birlikte bouvard ve pecuchet aptal değildir. kendini onlarla özdeşleştiren flaubert de. aptal olmak bir yana kendilerini yetiştirmek, eğitmek, olgunlaştırmak, geliştirmek istemişlerdir. bugün, 1968'de yaşasalardı, liberal sol aydınlar olarak koleksiyonlarına varoluşculuk, marksizm, teknoloji, sosyal bilimler gibi parçalarda ekleyeceklerdi...
    bouvard ve pecuchet, ölümsüzlüğe yazgılı kişilikler arasında yer alan ünlü çift, siz kimsiniz? bize kendi görüntümüzü sunuyorsunuz. acı alayın bir tecellisi olarak yazarınız sizinle ilgilenmeden önce yazılmıştınız ' bir zamanlar iki yazıcı varmış...' fakat entellektüel cesaretin yardımıyla, bu yazıcı masalı, yazılarla ve üstdille beslenen iki zavallının hikayesi, büyük bir yapıta dönüştü. yeni bir gülüş doğdu, acı kapkara bir gülüş. şu halde siz budala değildiniz: kelimelerin tuzağına yakalanmış, maskelerin ve örtülerin arasında sendelemiş bir halde iken aynı zamanda küçük bir deneyim yaşadınız. ' bouvard, onu çevreleyen şeyler ile ona söylenenler arasındaki karşıtlıklıktan şaşkınlığa düşmüştü, zira her zaman sözler ortamlara tekabül etmek zorundalarmış ve yüksek zekalar büyük düşünceler için varmış gibi görünür...'
  • “iii. kimya öğrenmek için regnault’nun ders kitabını edindiler ve önce yalın cisimlerin belki de bileşik cisimler olduğunu
    öğrendiler.
    iv. altı ay sonra arkeolog olmuşlardı, evleri bir müzeye benziyordu.
    v. önce walter scott’ı okudular. yeni bir dünyayla karşılaşmış gibi oldular.
    x. eğitime ilişkin birkaç yapıt edinip yöntemlerini kararlaştırdılar. “

    gibi cümlelerle başlayan bölümler de kitabın içeriği hakkında oldukça fikir verebilir.
  • eski zamanlar beavis ve butthead'i.
  • yazmak için yıllarca sürecek bir araştırma gereken flaubert romanı. okuyup da bu iki beceriksiz adamın yaptığı her şeyi tam anlamıyla anlayacağım diye kasmamak gerekir. zira adamlar bahçe işlerinden kimya, fizik, tıp gibi değişik alanlara el atıyor. atlanarak okunduğunda da aynı zevki alabilirsiniz, her ne kadar kitap yarıya inse de. tabii flaubert mezarından çıkıp bunu görseydi ne derdi bilemem.