şükela:  tümü | bugün
  • carl sagan'in 1974 yilinda piyasaya cikan adini 19. yy tip adami paul broca'dan alan ve sagan'in daha onceleri cesitli yerlerde yayinlanmis ve yeni makalelerinden olusan kitabi. kitabi olusturan yazilarin cogunlugu bilim ve sarlatanlik, bilim adamligi ve delilik arasindaki dengeler, bu baglamda yeni bilimsel onermeler ve tezler ile bilim - kurgu uzerine yogunlasir.
  • carl saganın bilimsel şüpheciliği, metodolojiyi ve deneyin önemini, modern beyin cerrahisinin kurucusu sayılan paul brocanın bu konudaki zamanının çok önündeki uygulamalarından hareketle anlattığı ve immanuel velikovskynin uygulamalarıyla kıyaslayarak sahte bilimi tanımladığı özgün adı broca's brain: reflections on the romance of science olan ülkemizde say yayınları tarafından 2011 yılında broca'nın beyni adıyla piyasaya sürülen kitabı.
    dünya dışı zeki yaşam formları ile iletişim çabaları konusunda şu itirafta bulunur; şu anki hedefimiz ise mesaj göndermek değil, daha çok dinlemektir; çünkü bizler henüz çok toy ve geri kalmış bir düzeydeyiz.
  • (bkz: neuroscience)
  • bilim ve sıradan insanların ilişkisinin nasıl olması gerektiğini şu sözlerle anlatan carl sagan kitabıdır:
    "kamuoyundaki suistimallerin önüne geçmenin en iyi yolu genelde bilimsel bilgi sahibi olmak,bu tür araştırmaların ne anlama geldiğini anlamaktır. bilim adamları araştırma özgürlüğüne sahip olmak istiyorlarsa çalışmalarını açıklamak zorundadırlar. eğer bilim ortalama bir insan için zor, gizemli, dış dünyaya kapalı bir mezhep gibi algılanırsa suistimal tehlikesi daha büyüktür. buna karşın bilim eğer bir genel ilgi ve düşünce konusu olursa-verdiği hazla birlikte sosyal yaptırımları düzenli ve yeterli bir düzeyde okullarda, basında ve yemek masasında tartışılırsa- dünyanın gerçekte nasıl olduğunu öğrenme ihtimalimiz de o derece yükseliyor ve hem onu hem de kendimizi geliştirmiş oluruz."
  • her zaman bu tip adamların hayat ve evren ile ilgili ne düşündüklerini merak ederdim. bu kitabında ilk defa bu kadar net ve çarpıcı imalara rastladım. şöyle başlıyor (ve 2 chapter devam ediyor):

    --- spoiler ---

    anne karnındaki çocuk cennettedir, güvenli ve sıcak bir ortam, onun için gerekli olan tüm besin, su ve mineraller ona bahşediliyor. sonra işlemediği bir günah sonucu sancılar, sıkışmalar... cennetten kovulma başlıyor. öyle bir ızdırap ki, doğduktan haftalarca sonra bile kafatası tam olarak eski haline gelemiyor. soğuk bir ışığa doğru istemsizce çekiliyor. beyaz maskeli bir "baba" ya doğru... (ak sakallı father mı desek?)
    ağlamalar, haykırışlar, ama nafile, game over... bi saniye, ama buna doğmak denmiş. yoksa tüm dünya ve ahiret inancımızı doğum anındaki travma mı belirliyor? sezaryenle doğmuş kişiler near death deneyimi yaşarsa, o sıkışma ve sancıyı hiç görmeyecekler mi? kangurular din yaratsaydı, tekrar keseye dönüş yaşandığı için, zaten cennette oldukları mı varsayılırdı?

    --- spoiler ---