şükela:  tümü | bugün
  • suud rejiminin yayın organı "al hayat"'ın ak-saray muhabiri. fehim taştekin'in adlandırmasıyla "sarayın gazetecisi’.
  • suudi arabistanın istanbul başkonsolosluguna gittikten sonra haber alınamadığı söyleniyor.

    nişanlısına, içeri girip evrak alıp gelicem.eger dışarı çıkamazsam 'ak parti genel başkan danışmanı) yasin aktay ve türk arap medya derneği'ne haber verirsin' demiş.
  • konsolosluktan kaşıkçının nişanlısına "saat 18.00 civarı kapı önünde 'o zaten çıkmış, burada beklemenize gerek yok' " açıklaması da tam bir muamma
  • büyük ihtimalle konsolosluk binasına girdikten sonra suudi güvenlik görevlileri tarafından etkisiz hale getirilidiğini, eğer öldürülmediyse, yakın zamanda diplomatik kargo yoluyla suudi arabistana gönderileceğini düşünüyorum. bu yöntemi otoriter ülkelerin zaman zaman yurtdışında yaşayan muhaliflere karşı uyguladığı biliniyor.

    1983 yılında nijerya'da yaşanan askeri darbenin ardından ülkeden kaçan eski bakanlardan umaru dikko londra'da kaçırılıp diplomatik kargoyla nijerya'ya gönderillmek istenmişti. adamın kaçırıldığını gören komşularının yaptığı ihbar üzerine şüphelenen ingilizler havalimanında kargoyu diplomatik teamüllere rağmen açmış ve uyuşturulmuş halde dikko'yu bulmuşlardı.

    londra'da bulunan ekvator büyükelçiliğinde sığınmacı olarak yaşayan julian assange'ı ekvator'a götürmek için de bu yöntemin kullanılması gündeme getirilmişti.

    suudilerin böylesine riskli bir eyleme girişip girişmeyeceğine emin değilim. konsoloslukta adamı öldürüp ortadan kaldırmayı da düşünmüş olabilirler.
  • acı sonla karşılaştı, büyük ihtimalle, kargo margo hikaye, o iş için artık geç.
  • new york'ta bir kişi küba konsolosluğuna girse ve kaybolsa ne olur?

    istanbul'da kaybolsa ne olmaz?

    neden üçüncü dünya ülkesi konumuna düştük neden artık ilkel bir ülkeyiz buradan başlayarak düşünebilirsiniz...
  • tam el-cezire'nin beklediği pas, bu haberin peşini bırakmazlar., bırakmasınlar da!

    https://www.aljazeera.com/…ate-181004054744217.html
  • üst edit: bir süredir cemal kaşıkçı olayına ilişkin derli toplu bir yazı yazmak istiyordum. olayın ortaya çıktığı ilk günlerde fikirlerimi genel hatlarıyla aşağıda ifade etmiştim. ancak son yaşanan gelişmeler, bende, olayı daha detaylı yazma ihtiyacı yarattı.

    kaşıkçı olayı belki macaristan veliaht prensi franz ferdinand cinayeti/suikasti gibi yeni bir dünya savaşına yol açmayacak, ama uzun yıllar etkisi hissedilecek bir takım sonuçlar doğuracağını söylemek mümkün. üstelik bu olayda sözü edilen ya da masaya oturan tarafların inatçı ve dediğim dedik anlayışları, süreci çok daha kırılgan ve içinden çıkılmaz hale getiriyor. masanın bir tarafında abd’nin haşarı başkanı trump’ın, diğer tarafında monarşinin şımarık suudi prens salman’ın olduğu bir masada sonuçların nereye gidebileceğini kestirmek zor. üstelik bu masada oturan veya oturmak isteyen rusya, ingiltere, fransa, almanya, israil ve türkiye gibi unsurların da olduğunu göz önüne alındığında süreç çok daha karmaşık bir hale geliyor.

    türkiye-suudi arabistan çekişmesi
    ne yazık ki bu olayın doğrudan taraflarından birisi de ülkemiz. çünkü olay ülkemiz toprakları üzerinden cereyan etmiş ve ülkemizin yabancı diplomatlar için güvenilir bir yer olduğu algısını çok ciddi şekilde sarsmıştır. bu nedenle sürecin bizim tarafımızdan çok daha incelikli ve ustaca ele alınması çok önemli. fakat son 10 yıldır “yeni osmanlı” hayali ile ortadoğu’da son derece yanlış hamleler içerisine girmiş olan recep tayyip erdoğan’ın bizi temsilen masada olacak olması, bu sürecin bu kadar ustaca ele alınıp alınmayacağına dair akıllarda soru işaretleri yaratıyor. zira “yeni osmanlı” hayalinin temel adımlarından birisini bugün ortaduğu ve yakın afrika ülkeleri üzerinden güçlü bir etkiye ve liderliğe sahip olmak oluşturuyor. işte burada suuidiler ile “yeni osmanlı” hayalleri olan erdoğan karşı karşıya geliyor. zira şu an için suudi arabistan; sahip olduğu para ve petrol kaynağı ve bunun bir sonucu olarak arkasına aldığı abd ve israil’in de destekleriyle, arap coğrafyası üzerinde önemli bir etkiye sahip ve bunu erdoğan ile paylaşmaya hiç de hevesli değil.

    türkiye ile suudi arabistan arasındaki bu “çatışma”nın bir tezahürü de “ılımlı islam” -ki bunun suudi arabistan’daki yansıması olarak müslüman kardeşler ya da nam-ı diğer ihvan- ile vahhabi matlakiyetçilik çatışmasıdır. erdoğan ve onun temsil ettiği anlayış, mısır’daki abd destekli renkli darbe sürecinde de gördüğümüz üzere, müslüman kardeşler (ihvan) çizgisidir. bu da iki ülke arasındaki bir diğer ayrışma fay hattı olarak duruyor.

    dahası son yıllarda türkiye ile suudi arabistan arasında açıkça cereyan eden bir siyasal ve ekonomik çatışma mevcut. hepiniz hatırlayacaksınız; suudiler katar ile ilişkilerini kestiklerinde, bu para ve petrol zengini ülkeyi suudilere karşı desteklemek için türkiye askeri birlik göndermişti. erdoğan böylece hem o dönemde yaşanan ekonomik dar boğazın etkisini hafifletmek için ihtiyaç duyduğu sıcak paraya kavuşmuştu ve hem de bu hareketiyle arap coğrafyasında suudilere karşı güç gösterisi yaparak etkisini arttırmıştı. elbette suudilerin düşmanlığını da beslemişti. ki suudiler de erdoğan’ın bu hamlesini karşılıksız bırakmamış, türkiye sınırında konuşlu kürt güçlerine 100 milyon dolayında para desteğinde ve silah desteğinde bulunmuştu.

    burada brunson olayını da anmadan geçmemek lazım. malum, erdoğan’ın suudilere karşı kaşıkçı olayında elini güçlendirebilmek için abd desteğine ihtiyacı vardı. bunu sağlamak adına da brunson’un bırakılması iyi bir “jest” olacaktı. zaten abd tarafından bu konuya ilişkin yapılan baskılara dayanmak da güçleşmişti.

    kaşıkçı olayı
    kaşıkçı olayının bizzat veya tek başına suudi veliaht prens muhammed bin salman tarafından organize edildiğini söylemek benim için zor. zira daha önce de yazmıştım, eski bir suudi istihbarat ajanı olması yüksek ihtimal olan kaşıkçı’nın abd için de çalışan yani ikili bir ajan olduğunu düşünmek için bolca veri var elimizde. abd’nin afganistan’da suudilerin desteği ile ürettikleri el kaide lideri ile görüşmesi, bin ladin’in ölümünün ardından üzüntülerini ifade etmesi, suudi arabistan adına uluslararası siyasal toplantılara temsilci olarak gönderilmesi, türkiye ile suudi arabistan’ın suriye’de cihatçılar eliyle yürüttükleri savaşta koordinasyon işini yürütmesi vb bir dizi veri bunu işaret etmektedir. hal böyle olunca, evrak işlemleri için öncelikle abd’deki suudi konsolosluğuna giden kaşıkçı’nın buradan türkiye’deki/istanbul’daki konsolosluğa yönlendirilmesinden abd istihbaratının haberinin olmadığını söylemek çok zor. burada şu soruyu sormak lazım: eğer abd istihbaratırın haberi var idiyse, neden buna izin verildi? sanırım bu soruyla birlikte şu soruyu da cevaplamak lazım: suudi arabistan’ın abd’deki konsolosluğu neden kaşıkçı’yı öldürmek ya da tutuklamak için istanul’daki konsolosluğa gönderdi?

    işte tam bu noktada ben bu sürecin abd’nin ustaca bir taktik, istihbari hamlesi olduğu kanısındayım. abd; kaşıkçı’nın istanbul’a gelmesine yeşil ışık yaktı, böylece onu koruyamama sorumluluğunu üzerinden atmış, kendi ülkesinde böyle bir olayın gelişmesinin yaratacağı güven yitiminin önüne geçmiş oluyordu. kaşıkçı tam da bu nedenle, yani abd’ye güvendiği içi istanbul’daki konsolosluğa gitmekte bir beis görmemişti. abd ise kaşıkçı üzerinden suudi arabistan’a yeni taleplerini kabul ettirme ve bölgede yeni bir düzenlemenin ön adımlarını atma amacı güdüyordu.

    tek abd hatalı algısı
    dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi amerika’da da yek pare bir iktidardan söz etmemiz mümkün değil. trump dönemiyle birlikte bunun çok sık açık açık görüyoruz. hal böyle iken, suudi arabistan’a yönelik yaklaşımda da iki farklı yönelim olduğunu söylememiz mümkün.

    örneğin trump; ortadoğu politikasını suudilerle ilişkiler üzerine kurdu ve salman ile iyi ilişkilere sahip. bu nedene de salman’ın üzerine çılgınca gitmesini beklemek pek doğru olmayacaktır. ancak öte yandan abd’deki diğer etkin güçler trump’ı, suudi arabistan koşunda yönelim değişikliğine zorlamak istiyor. bu nedenle kaşıkçı olayını da etkin olarak kullanıyorlar. dikkat ederseniz trump’ın kaşıkçı olayına ilişkin açıklamaları da oldukça inişli çıkışlı. bir yandan suudilere silah satışını durdurmayacağını, suudilerin önemli bir ekonomik ortak olduğunu söylerken öte yandan “eğer kaşıkçı olayında anlatılanlar doğru ise, suudiler bunun karşılığını çok ciddi şekilde öderler” diyor. trump’ın iç siyaset ve uluslararası siyasetin beklentilerini de göz önünde bulundurarak bir çıkış yolu bulması gerekiyor.

    kaşıkçı’nın washington dc’de bolca dostu var. ana akım gazeteciler onu kendilerinden biri olarak görüyorlar. neo-liberaller kadar yeni-muhafazaarlar da rejim değişikliği ve arap baharı desteğinden ve suudi arabistan karşıtı çabalarından hoşlanmışlardı. abd kongresi’ndeki pek kişi, kaşıkçı’yı şahsen tanır. bu kesimler trump üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak onu önümüzdeki seçimde zora sokma amacıyla hareket etmeyi çıkarlarına uygun görüyorlar. dahası böylece bir taşla birden fazla kuş vurarak suudi politikalarının da zemin taşlarını döşemiş olacaklar. bu doğrultuda adımlarını çoktan atmış durumdalar. örneğin riyad’da düzenlenen ve bölgenin davos’u olarak bilinen geleneksel foruma bu yıl birçok küresel firma katılmama kararı aldı.

    fakat bütün bu baskılara karşın trump’ın, suudi arabistan’ı ve salman’ı cezalandırması çok da basit değil. zira abd’nin ve israil’in ortadoğu politikalarının baş finansörü suudi arabistan. örneğin suriye işgalininin giderleri bu ülkenin akıttığı paralarla mümkün. yine iran ve rusya’nın petrol üzerinden -petrol fiyatları düşürülmek suretiyle- dizginlenmesinde de suudilerin büyük payı var. abd ekonomisinin büyümesinde, suudilerin akıttıkları paraların payı ise görmezden gelinecek gibi değil.

    böylesi bir kıskaçta olan trump’ın nasıl bir çözüm bulacağı henüz soru işareti. ancak kanımca, kısa vadede bu olayın salman’ın direktifleri dışında hareket eden unsurlar tarafından yapıldığı öne sürülecek. akp genel başkan danışmanı ve yazar yasin aktay’ın bir suudi kanalında; “suudi arabistan’ı suçlamak için erken. türkiye’de de bu tür cinayetler oldu ve bunları derin devlet yaptı” diyerek az evvel söylediğim çözümü işaret etmişti. zaten cnn gibi uluslararası kuruluşlar da dün benzer haberler geçerek, salman’ın cinayeti kabul edeceğini ancak bunun sorguda kazara olduğunu, bunun kendisinden bağımsız yapıldığını kabul edeceğini iddia ettiler. türkiye ile ortak komisyon kurulması, olayın haftalardır pazarlık konusu yapılarak aydınlatılmamasının ardında da bu hadise var.

    her ne şekilde olursa olsun, bu olaylar neticesinde suudiler abd başta olmak üzere bir dizi devlete ciddi ödemeler yapmak durumunda kalacaklardır. trump boşuna, “ey kral, bize ödeme yapmak zorundasın çünkü biz olmazsak o tahtta iki gün bile oturamazsın” demiyordu. elbette suudiler, olası bir yaptırıma karşı diş göstermekten uzak durmuyorlar. bu diş göstermenin ilk adımını, petrol fiyatlarını yükseltme tehdidi ile yaptılar. bunu rusya ile görüşmeler, iran ile yakınlaşma mesajları, petrol ticaretinde farklı bir para biriminin kullanılabileceğine yönelik imalar izledi. suudiler kolay bir lokma olmadıklarını bu tür hamlelerle göstermeye devam edecekler. ancak abd seçimlerini trump karşıtlarının kazanması halinde salman’a yolun sonunun görüneceğini söylemek mümkün. dahası trump üzerindeki ulusal ve uluslararası baskının artması halinde bu bizzat trump tarafından dahi yapılabilir. zira emperyalist ülkelerin uzun süreli dostlukları yoktur, uzun süreli çıkarları vardır.

    *******
    daha önce girmiş olduğum entry

    cumartesi annelerinin de çok büyük bir hata yaparak bulunmasını istedikleri bu kişi konusunda bazı bilgileri paylaşmak isterim:

    ya bu kişi, gazeteci denilen bu adam; suudi istihbaratının eski başkanı olan ve bir dönem suudilerin washington elçiliğini yapan turki faysal'ın danışmanıydı. ultra milyarder velid bin talal'a da çok yakın bir isimdi. eski krala da danışmanlık yapmıştı. ne gazeteciliğidir anlamıyorum. bilenler bilir, bir dönem vladimir putin de gazeteci sıfatıyla yabancı diplomatların rusya'daki gezilerini takip ederdi. suudi arabistan'ın kanlı çoğu icraatında bu zatın da etkisi ve katkısı vardır. bu kişi aynı zamanda ünlü sillah kaçakçısı adnan kaşıkçı'nın yeğenidir. adnan kaşıkçı'nınkız kardeşi samira kaşıkçı, prenses diana ile birlikte ölen dodi el fayed'in annesidir. bakın başka bir ilginç nokta: adnan kaşıkçı'nın yeğeni hasan kaşıkçı, reina'ya yönelik gerçekleşen işid saldırısından kıl payı kurtulan kişilerden... kaşıkçı aynı zamanda suriye'de cihatçı unsurlar üzerinden sürdürülen savaşta türkiye ile suudi arabistan arasındaki koordinasyonun akıl hocası ve oyuncusudur. yani durum göründüğünden daha karışık. o yüzden insanları tanımadan savunuculuğunu yapmak gibi hatalardan kaçınmak lazım.

    edit: bu adam zamanında ışid'in rakka'da suriye askerlerinin başlarını kesip görüntülerini yayımlamasını "askeri açıdan etkili bir taktik" olarak nitelemiş ve "örgüt ne yaptığını iyi biliyor" demişti.

    olayın en ilginç yanı; abd başkanı trump'ın "biz olmasak orada iki gün duramazsın kral. o yüzden bize ödeme yapmalısın" çıkışından kısa bir süre sonra olayın patlak vermesi. zira abd, bir süredir suudi arabistan ile ilişkilerini yeni bir rota koyma mesajları veriyordu. arabistan'da yaşanan veliahtlar arası savaş ve yaşanan gözaltılar da tamamen bununla ilgili.

    duruma gelince, bence bu zat şu an büyük ihtimalle hayatta ve hayatı bir pazarlığın sonucuna bağlı. bu pazarlığın sonucuna bağlı olarak ya hayatta kalacak ya da ölecek. ortalıkta dolaşan haberlerden çıkarttığım sonuç bu. yine son dönemlerde akp hükümeti ve ona yakın kalemşörlerin söylemlerinde meydana gelen yumuşama ve değişimden, bu pazarlıkta tarafa olan ya da taraf haline getirilen türkiye'nin elinin zayıfladığını ve hatta bir kaybetme durumu ile karşı karşıya olduğunu söylemek mümkün. peki türkiye'yi böyle bir pazarlığın içine ve böylesi bir diplomatik kırılgan olaya ortak eden, türkiye'de her türlü istihbarat örgütünün rahatça operasyon yapabileceği izlenimini yaratıp bombayı kucağımıza bırakan kim dersiniz? cevabı için şu bilgi yeterli olur sanırım: cemal kaşıkçı boşanma/evlenme evrakları için önce abd washington'daki suudi arabistan konsolosluğuna gidiyor, ancak buradan türkiye'deki konsolosluğa yönlendiriliyor. bütün bunların, kaşıkçıyı günlerdir haber yapan abd istihbaratından gizli geliştiğini söylemek mümkün mü? bence değil.
    bakın cemal kaşıkçı'nın ölümüne ilişkin abd'li senatör chris murhpy nasıl ilginç bir açıklama yapmış: "eğer iddialar doğruysa; suudiler bir abd vatandaşını konsolosluklarına soktular ve onu öldürdüler. bu, suudi arabistan ile ilişkilerimizin kopması demektir."