şükela:  tümü | bugün
  • tüm icra edenlerin project dolphin'e katılmasını istediğim meslek.
  • cevirmen olma durumu veya cevirmen olan kisinin yapmakla gorevli oldugu isi
    (bkz: turkish link)
  • tanrı olamayanların kendilerini mahkum ettikleri peygamberlik. (bkz: kabız iş)
  • dünyanın en zor masa başı işlerinden biri. beş altı saatten sonra beyninizde bazı hücrelerin kan ter içinde ayılıp bayıldığını hissediyorsunuz..
  • halihazırda icra etmekten gurur duyduğum mesleğim. üniversitelerin mütercim tercümanlık ya da dil ve edebiyat bölümlerinden mezunsanız herhangi bir kuruma çevirmenlik kadrosu için başvurmaya hak kazanmışsınız demektir. iyi bir çevirmen olabilmek için salt ingilizce bilmek yeterli değildir, ingilizcenin yanı sıra rusça, çince, japonca, ispanyolca, italyanca, fransızca gibi orta doğu ve avrupa dillerinden bir veya birkaçını da bilmek gerekir. freelance yapıldığında hatırı sayılır bir kazanç sağlanabilmesine rağmen, bir şirkette ya da çeviri bürosunda çalışıyorsanız sanılanın aksine matah paralar kazanmanız düşük bir olasılıktır. konsantre gerektiren zor bir iştir lakin toplumda prestiji yüksektir. iş yerinde yabancı dilde yetkin olmayan diğer çalışanlar tarafından oldukça fazla itibar görürsünüz. ara sıra size ayaklı sözlük muamelesi yapıp, her bir kelimenin türkçe karşılığını bilmenizi bekleseler de onlara tamamen yabancı bir dünyaya hakim olmanız saygınlığınızı pekiştirir. uzun lafın kısası zevkli bir iştir, yeni mezun arkadaşlara tavsiye edilir.
  • yurdum çalışanlarının nerede ise yüzde doksanının - söz birliği etmiş gibi - özgeçmişlerinde yalan söylemeyi tercih etmesinden dolayı evimize ekmek (ve elektrik ve su ve doğalgaz) götürebilmemizi sağlayan meslek dalı.

    umumi arzu üzerine altyazı editi:

    millet işe başvururken, yabancı dil konusunda "önüme konan belgede kullanılmış olan dilin ingilizce olduğunu anlayabilirim" yerine "aslanlar gibi okurum, yazarım, bilmeyene öğretirim" şıkkını işaretliyor hiç çekinmeden.
    böyle davrananları da, vaktiyle benzer bir başvuru/işe alınma sürecinden geçmiş zat-ı muhterem kontrol ediyor.
    ("biz bu herifi test ettik ama sonuçlarını kime kontrol ettirelim şimdi" sendromu, sanıldığından daha da yaygındır aslında)
    e, hal böyle iken, yabancı dil kullanım gerekmediği sürece ofisler şenlikli, günlük güneşliiiik.

    sonra bir gün, yad ellerden bir email geliveriyor.
    küçük sarı sözlükler havada uçuşuyor, "grade" yokuş mu, tepenin yamacının eğim derecesi mi, verilen not mu, kaliteden mi bahsediyor, ne oluyor ne bitiyor anlaşılamıyor.
    derken günde 5 ya da daha fazla mail gelmeye başlıyor.
    kimi bilgi amaçlı, kimi fiyat istiyor, kimi bağlantı arıyor, kimi de şikayet içerikli.
    ama hepsi de muamma. kimse bi halt anlamıyor.
    bir allahın kulu da kral çıplak diyemiyor.
    bir tercüman - danışman kadrosu yaratarak, hatta "outsourcing" ile çözüyorlar işi.
    tercüman danışman'a danışmadan bir email, bir memo, bir sözleşme, bir tutanak dahi uçmuyor binadan.
    --
    ya da bir toplantıya giriyorsunuz..
    şirketin ennnn enleri bir arada. ben amerikadaykennnnn filan diyenleri de var.
    ne iş yaptığınızı biliyorlar, bu toplantıda size gerek olmayacak, vaktinizi aldık diyorlar.
    sonra da, hep bir ağızdan terennüm edilen "fine, thank you, and you" dan sonra acınacak gözlerle bakıyorlar size. lafa girip toplantıda tüm konuşulanları tercüme ediyorsunuz.
    ----
    ya da bilmemne şirketinde bilmemne müdürü buluyor sizi. şirket yabancı, yabancı dil şart, ama yok. bilmemne müdürü bütün yazışmalarını, toplantı notlarını, sunumlarını günde 20 email, bir o kadar telefon görüşmesi ile sizden temin ediyor.

    memleketimde özgeçmiş denilen şey, özgeçmişi yansıtmaktan ziyade bir yaratıcılık çalışması sanki.
  • türkiye'de genellikle hakettiği değerin verilmediği ve mensuplarının zor şartlarda çalıştığı doğrudur, fakat eğer doğru düzgün bürolarla/insanlarla çalışıyorsanız ve disiplinli bir biçimde çalışma kabiliyetini haizseniz freelance olarak gayet iyi para kazanılabilen bir meslektir. kendi şanssızlığınızı/yetersizliğinizi bütün meslek mensuplarına mal etmeyin lütfen.
    ayrıca maalesef bu işle kendisi ciddi anlamda uğraşmış ya da uğraşanlarla doğrudan muhatap olmuş kişiler dışındaki ezici çoğunluğun ciddi bir yetenek, bilgi birikimi ve özveri gerektiren gerçek bir meslek olduğunu idrak edemediği, bunun yerine sırf yabancı dil bilgisi var diye kriz zamanlarında harçlığını çıkarmak-belini doğrultmak için yapabileceği geçici bir iş gözüyle baktığı meslektir. bu insanlar bu bakış açılarını dara düştüklerinde çevirmen arkadaşlarından iş isteyerek belli eder ve onların başlarını taşlara vurmalarına neden olurlar. açın artık şu idrak yollarınızı:

    çevirmenlik geçici bir iş değil bir meslektir. dil bilmek çeviri yapmanın yeter şartı değildir.
  • yazılı * ve sözlü * olarak iki alt dala ayrılıyor esasen.
    ayrıca (bkz: kitap çevirmenliği)
    (bkz: altyazı çevirmenliği)

    (bkz: simultane çeviri)
    (bkz: ardıl çeviri)

    tıp ve hukuk çevirisi gibi teknik metin çevirileri de var ki yapanına kolaylıklar diliyorum. terminolojiyi öğrendikten sonra ise bu tip çeviriler kitap çevirmenliğinden daha kazançlı ve daha kolay yapılır hale geliyor derim, naçizane.
    ayrıca yazılı çevirinin freelance yapıldığında çok para getirdiğine dair söylenenler külliyen yalan. harry potter'ı çevirdiyseniz o ayrı tabii.
  • sinema için altyazı ya da dublaj metni çevirirseniz güzel para alabilirsiniz. tabii şirketine göre değişir yine.
  • evde oturup dünyadan soyutlanarak yapıyorsanız (başka türlü yapmak mümkünmüş gibi) konuşmayı unutmanız hayli olasıdır.

    lütfen (bkz: konuşmayı unutmak).