şükela:  tümü | bugün
  • chopin sol minör birinci balladini (op.23) baron stockhausen adinda bir soyluya ithaf etmistir (1836). bir rivayete göre schumann chopin'e, bütün besteleri icinde en cok bu balladi begendigini söylediginde chopin "buna memnun oldum, benim de en cok begendigim o" diye karsilik vermis.
  • the pianist filminin en dokunaklı sahnelerinden birine müzik olmuş, piyano literatürü açısından chopin'in en önemli eserlerinden biridir.
  • hayatı anlatır, hayattır bu eser. inişler, çıkışlar, ince ince işlemeler, durmak, hızlanmak, yavaşlamak, duraklar. arka arkaya defalarca dinlediğim her seferinde varolduğu için mutlu eden, hayatı düşününce üzen.
  • şu sıralar müsait olduğum her an dinlediğim ve her dinleyişte farklı bir yönünü keşfettiğim, kişinin hayal gücüne bırakılmış herhangi bir "süreç"i (hayat, aşk, seks, öss ...), iniş ve çıkışlarıyla, pes edip tekrar ümitle dolmasıyla, saçmalayıp, öfkelenmesi ve tekrar sakinleşmesi ile 10 dakikalık bir ölçekte ustaca özetleyen, karmaşık melodik yapısı nedeniyle bir türlü ezberleyemediğim için, her dinleyişten sonra aklımda ufak ama bambaşka kesitlerin kaldığını şaşırarak tecrübe ettiğim eser.. yıllar süren chopin korkumun panzehiri olmuş, müziğe ve romantizm'e bakışımı temelden sarsmıştır..
  • piyanist filminde szpilman'ın alman subaya çaldığı eser.
  • (bkz: #9488776)
  • müzik tarihinde piyano için yazılmış belki de en güzel eser budur. sinema tarihinin en güzel filmlerinden birinde yer almış olması da cabasıdır.
    (bkz: the pianist)
  • anlayış, bütünlük ve kurgu açısından en zor balad olduğunu düşünüyorum, 4. baladın* en zor balad olduğunu düşünenlerin aksine. 4. balad teknik açıdan çok zor ve yoğun bir yazıya sahip olabilir fakat 1. baladın 4'e göre daha da soyut, daha durağan ve daha depresif oluşu bazı açılardan onu daha zor yapıyor bence. 4. balad bir romantik dönem başyapıtı evet, hatta belki en büyük, en güzel balad fakat en azından akıyor, 1. baladın ise garip bir anlaşılmazlığı var. bu bir eleştiri değil tabi kesinlikle.

    ayrıca 1. balad, konservatuvarların lise öğrencileri dahil herkes tarafından milyarlarca kez çalındığı için -ve kompozisyon açısından buna da müsait olduğu için- çok daha spekülatif bir eser, bu yüzden bir yorumcu için dinleyiciye beğendirmesi de daha zor bir eser.
  • tam bir şaheser. her kesitte neredeyse her dizede ayrı bir melodi, bambaşka bir duygu barındırır. *bu özellik chopin'in çoğu balad, prelüd veya noktürnünde zaten vardır olmasına ancak bundaki biraz abartı olmuş. basit etütlerle biraz kasılarak hepsinden başlı başına ayrı birer eser oluşturulabilir rahatlıkla. ya da içerdiği sade melodilerden onlarca farklı beste yapılarak serdar ortaç'a selam da çakılabilir*. hani cidden bunu popçu gençliğin eline versen*, 150 tane albüm çıkarır 60 yıl ekmeğini yer*. günümüzün yaşayan efsanelerinden hanz zimmer gibi abiler bile bir besteyi hızlandıra yavaşlata on tane filme soundtrack yaparken bu eser baş üstünde tutulur, başucu eseri olur. dinlemesi nirvana'ya, çalması allah'a ulaştırır adamı*. asıl balad denilecek vurucu kısmı aralara serpiştirilmiştir, dönüp dolaşıp aynı noktaya gelinir, öyle bir haz, çalarken ayrı dinlerken ayrı *
  • the pianist filminde alman subay wilm hosenfeld, öldürsem mi öldürmesem mi ne yapsam diye karar veremediği esiri wladyslaw szpilman'a savaş başlamadan sivilde neciydin yeğenim sen diye sorar. szpilman, vurucu bir replikle "ich bin... ich war pianist"*diye cevap verir. hosenfeld gel bakalım der, yerle bir edilmiş sokakların arasında içinde piyano olan terk edilmiş bir ev bulur. çal bakalım o zaman der. szpilman çekine çekine oturur piyanoya...

    http://www.youtube.com/watch?v=r8lu8virgyo

    ...tek tek dokunuşlarla başlar çalmaya. yumuşak sakin bir giriş yapar ardından, devam ettikçe kendine güveni gelir. daha sert vurmaya başlar tuşlara hızlanan ve majöre doğru sertleşen melodiyle. inişleriyle çıkışlarıyla tüm hırsını alır notalarla tuşlardan. alman subay derin derin düşünmeye başlar. yerle bir olmuş varşova sokaklarında bu melodiler yankılanırken sanki rolleri değişir güçlü alman subay ile zayıf esir. ta ki eser bitene kadar. bitince yine çekine çekine ellerini kaldırır szpilman tuşlardan. ama wilm hosenfeld, tüm saygısıyla artık wladyslaw szpilman'ın hayatta kalmasına yardım edecektir savaş bitene kadar. öyle bir baladdır.