şükela:  tümü | bugün
  • lope de vega tarafından yazılmış, bir ortaçağ akıl hastanesinde deliler ile delirenler arasındaki kargaşa ile, işlemediği bir suç nedeniyle aranan bir asilin tımarhaneye sığınmasını (ve olaylar gelişir tadında) anlatan bir komedidir. devlet tiyatroları tarafından sahnelenmiş, don floriano (esas erkek) altan erkekli tarafından oynanmıştır.
  • istanbul büyükşehir belediyesi şehir tiyatroları tarafından 2006 - 2007 sezonunda sahnelenecektir.

    (bkz: burteçin zoga)
  • 2006-2007 sezonunda şehir tiyatrolarında oynayan bu oyun, akıllılık ve delilik üzerine atılan bir iki tirad sayesinde incir çekirdeğini dolduruyor. keyifli, eğlenceli, sazlı sözlü bir oyun ve en önemlisi, oyuncuların performansları hayran olunmaya değer. atlıyorlar, zıplıyorlar, taklalar atıyorlar, tırmanıyorlar, düşüyorlar, koşuyorlar, duruyorlar, sallanıyorlar, şınav çekiyorlar, dans ediyorlar, şarkı söylüyorlar ve hepsini bitmez tükenmez bir enerjiyle yapıyorlar.
  • 'deliler asıl aramızda olanlar' o halde neden delilere deli gözlüğüyle bakıyoruz? sorusunu soran sanat eserlerinden biridir. eseri ben okumamıştım; ne zaman ki (bugün) umraniye kerem yilmazer sahnesinde burteçin zoga 'nın yönetmenliğinde izledim; beğendim, diyebilir miyim bilmiyorum; gerçi düşündüğüm zaman oyunun bütününde hiç sıkılmadım; aslında şehir tiyatroları'nın herhangi bir oyununda bana daral gelmişliği de yoktur. onca başarılı oyun sonunda bir hayalkırıklığı zaten beklemiyordum açıkçası. siz bana bakmayın; hoştu. gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz.
    tiyatro eleştirmenliğiyle uzaktan yakından bir ilgim olmadığı için kaş yapayım derken göz çıkarabilirim; o yüzden rica ederim bu satırları perdesi düşük birinin yorumları olarak algılamayınız. efendim oyun, shakespeare 'in çağdaşının elinden çıkmış da; bir türk yönetmemiş mi, yönetmiş tabi. yetinmemişler 2ooo'lerin en büyük hastalıklarından; esere modern hava katmak, kendimizden bir şeyler vermek uğruna; oyun alınmış başka bir yere konmuş. lope de vega 'nın eserinde geçmişten günümüze pop müziğimizden nağmeler işitiyoruz, kimi zaman günümüzden esprilere gülüyoruz, oyuncuların yer yer anlık tepkilerine, eklemelerine hayret ediyoruz. oysa sanatın doğası oynaktır zaten; ben öyle düşünüyorum, yani güncellemeyle yer yer durağan sahneleri, diyalogları hareketlendirme çabası bir yerde naci taşdöğen in oynadığı hekim karakterinin söylediği parça öncesindeki diyalogda da sırıttı. zira "hadi sen de söyle bir şarkı" isteği üzerine naci, çıktı babalar gibi bir parça okudu, oyun boyunca son'daki selamlama hariç, en çok alkışı aldı. fakat yine de böyle eski dostlar tarzı aranjman albümleri ve dolayısıyla bu tarz yeniden okumaları sevmeyen biri olarak oyunun bu bölümlerinde tebessüm edemedim, kusura bakmasınlar. ha şunun da altını çizeyim ama; yıldızların altında gibi kocaman bütçeli yapımlardan çok büyük şeyler umulduğu bir ortamda, ve çıkan sonuca bakıldığında çılgın dünya 'nın bu dar bütçeli yapımı öbürüne bin basar, hem samimiyet hem de seyirciye ulaşması bakımından.

    berrin koper 'in seveceğim /sana neler edecegim 'i söylerken sesi tam gitmedi gibi; onun dışında performansı hoştu, tatlıydı.
    yiğit sertdemir / don floriano, don floriano rolüne tam oturdu, diyemem fakat yine de kendince başarılı. ben olsam başka birini bulurdum bu rol için, üstad'ım alınmasın ama bana etkileyici gelmedi, bakmayın öyle her izlediği erkek karaktere aşık olan genç kızların dediklerine, onların hiçbir değer taşımayan övgüleriyle gaza gelmesin. başla rollerde de görmek isteriz kendisini.
    selçuk soğukçay / pissano, kartal kaan mıdır diye düşündüm sürekli.yok o değil dedim. elinden geleni verdi.
    tarık şerbetçioğlu / tomas, oyunda bir dram sergiledi, kimi gerizekalı seyirciler, onun oyunculuğundaki ve karakterin kendisindeki dramatik özü göremediler.zamanında babası tarafından sürekli dövülmüş, kafayı yemiş, kendini artık papağan zanneden bir delinin parodisini veyahut dramını oynamak biraz da anlayışı kıt olmayan, ota boka gülme ihtiyacı hisseden yetersiz, kültürsüz, tiyatro adabından yoksun yığınların karşısında imkansızlaşıyor.karşı tarafın algı kapasitesi ve birikimi kadar döktürebiliyorsunuz. (benzer durum yiğit sertdemir 'in oyunculuğunu övenlerin donanımsızlığıyla ya da ne görmek istedikleriyle alakalı.)
    murat bavli / bellardo; ben mi tam manasıyla gözden kaçırdım yoksa bir yerde oyunun yazarı lope de vega'laştı mı? o da bir diğer tescilli deli olarak; bir dramı ortaya koymaya çalıştı, oyunculuğu övgüye değerdi. ama her saniye kendini gülme zorunluluğu içinde bulan algıda sorunlu yığının anlayabileceği bir şey değildi bellardo 'nun dramı. delilerin oyununu izleyecek olan prens'in aslında ne seyretmeye geldiği üzerine kendini parçaladı; hatta boğuculuk altında yaşama çalışan bay bellardo'nun dramını ilk alkışlayan da (anlayan) tomas oluverdi zaten. hiç şaşırtıcı değildi benim için. cidden biz hangi delileri izliyoruz, diye düşündürttü o sahnedeki hali, tavrı.
    binnur şerbetçioğlu / dona fedra kesinlikle oyunun yıldızıydı. hele açıp açıp kasıklarını, ve kalçalarını göstererek delirmiş olduğunu anlatmaya çabalarken veya kendisini bizimkiler 'de halis 'in asıldığı tezgahtar olarak tanıdığımızdan mıdır nedir, kendisine bir yakınlık hissettirmedi değil. ayrıca o şuh sesini nasıl kullanacağını da iyi biliyor velhasıl kelam; binnur hanım çok etkileyici bir performans ortaya koydu bence.
    naci taşdöğen / hekim de bir diğer yıldızdı. yukarıda bahsettiğim gibi; müzikal kısımlarda en çok alkışı alan oyuncuydu, samimiydi, yiğit sertdemir'deki dead man walking hava onda yoktu. kendisini gemide'den sonra böylesi bir yapımda seyretmek de ayrı bir keyif oldu. kanal 7 'deki babür robotunu oynarken veya bilmemhangi lise dizisinde beden hocasını oynarken görmek değil de, böyle yapımlarda döktürürken izlemek asil keyif, asıl değil asil.
    selçuk yüksel / leonato; fazla sırıtmadı oyunda.
    gürol güngör / don valerioda oyunun bir diğer dead man walking ekolünden gelmiş oyuncusuydu. ;)
    semah tuğsel / laida rolünün hakkını veriyor. (bu laf ne ilginçtir ya.)
    gökhan eğilmezbaş/ prens don raynero prens kıyafeti içinde pek haşmetliydi.
    hüseyin tuncel/cupido, yani kısa boylu, göbekli ve kel bir cupido yorumunu tarihin başka hiçbir döneminde tiyatroda göremezsiniz.
    aslı narcı / deli, oyunun dekorlarından.

    oy yoruldum, izleyin güzel.
  • çok beklentim yoktu oyuna giderken. ama hiç pişman olmadım.
    yiğit sertdemir'in tavırlarını, bakışlarını kaptan jack sparrow'a benzettim oyun boyunca.
    naci taşdöğen'in şarkısı bu gece de en çok alkışı aldı.
    binnur şerbetçioğlu'ndan bir kurdela istiyorum. nasıl olsa onda çok var!!
    tarık serbetcioglu'nu hep severdim bi kez daha takdir ettim. oyun sırasında bir amcanın şekeri düştü, fenalık geçirdi, onu dışarı çıkardık, o esnada gözü bizdeymiş ve endişeliymiş. umarım o amcanın durumu şu anda iyidir. kalp krizi geçiriyor diye çok korktum. hepimiz insanız en nihayetinde; nerede, ne şekilde rahatsızlanacağımız belli degil...
  • plansız bir şekilde gelişen olaylar sonucu kendimi dun gece bu oyunda buldum..ve stresli bir gunun ardından ilaç gibi geldi. guldum eğlendim, şarkı söyledim..şiddetle herkese tavsiye ederim. gidilesi, görulesi...
  • güzel bir tiyatro oyunu. şubat ayı boyunca harbiye muhsin ertuğrul'da sahnelenecek.

    güzel diyerek son derece yüzeysel bir giriş yaptıktan sonra, biraz oyunculara bakarsak iyi bir kadroyla karşılaşıyoruz. yiğit sertdemir rolüne oturmuş diyebilirim, kendisi heyecanlı genç adam rollerine yakışıyor. rolünün layığını da hakkıyla yerine getiriyor denebilir, ancak oyundaki partneri berrin koper bütün tatlılığına rağmen bu role yakışmamış gibi geldi bana. şarkı söylenen kısımlardaki performansı iyi değildi, hem biraz daha genç biri tercih edilse iyi olurdu sanki. tek tek bütün oyuncular zaten yukarıda ele alınmış tekrarlamanın anlamı yok; fakat en çok ön plana çıkan rollerden biri tarık şerbetçioğlu'nundu ki, bu rolün seyirci tarafından anlaşılmadığı konusunda ben de hemfikirim. seyirci bu karakterin sırf komiklik olsun diye orada olduğuna o kadar emindi ki kahkaha ve alkış gürültüsünde adamın gençliğinde babasından dayak yediği için bu hale geldiği kısmı arada kaynadı. seyirci bayıldı sahnede şarkılar seslendirildikçe, tempo tuttu, kadınlar matinesine gelmiş havalarında çok güzel eğlendi. çoğunluğu da sorulduğunda "e şarkılı türkülü güzel oyundu valla" diyecekler, orası kesin...

    seyircinin her boşlukta şapa şupa alkışlaması, oyunun sonladığı ilk on saniye içinde kim en önce ayakta alkışlayacak yarışması yapılması falan alışılmış şeyler oldu zaten. o konulara hiç girmiyorum...
  • herhalde oyunu begenmeyen bir tek ben varim sozlukte.

    oyunda iple sallanmalari, atlamalari, enerjik olmalari, takla atmalari, etek acip fiyonk gosterirken sarki soylemeleri acikcasi pek beni etkilemiyor.

    orkestra cukurunu gorunce oyun baslamadan gercekten ilk anda dedim ki "evet hem oyunculugunu iyi kullanan hem de sesini cok iyi kullanan oyuncularla gecirecegim sanirim aksamimi" dedim.
    ama olanlari gorunce gercekten bakakaldim sahneye. hadi sarki secimlerini vs. gectim (o da ayri bir konu ya), sen bir tiyatro sanatcisisin, yetenek sinavlariyla giriyorsun zamaninda konservatuvarlara, kulak sinavlarina giriyorsun, ustune 4 sene şan dersi aliyorsun en az, bu kadar mi kotu soylenir sarkilar, bu kadar mi kulak tirmalar ve bu kadar mi yanlis kisiler secilir o parcalara. yok o parcalar illa o kisiler tarafindan mecburi kullanilcaksa da , baskalari kaydetsin playback olsun, yok eger canli orkestra eslikli yapcaksaniz da hakkini vermek durumundasiniz.

    salonun anca 4te 1 ini doldurmus olan seyircinin sonuk alkisi ile kapandi perde ve bitti gece.

    iyi seyler yok muydu, arada siyrilan seyler yok muydu? vardi.. ama arada eridi gitti.

    ben tekrar tekrar sunu anladim ki, sanatin hangi dalinda olursan ol, her seye hakim olmak durumundasin, devamli gelistirmek durumundasin kendini.
    tiyatro egitimi aliyorsan ayni agirlikta san egitimi almaliisin.
    sanci isen, ayni oranda oyuncu olmak durumundasin.
    bunlarin ikisinden biri iseniz, ayni zamanda iyi dans etmek zorundasin.
    okul zamaninda gorulen yardimci enstruman derslerini siki tutmak zorundasin.

    tek bir dekor var ama acikcasi biraz benim gozumu yordu.
    oyuncularin habire orkestra sefiyle goz goze gelip espriler yapmalari hosuma gitmedi.

    beni ve cevremdekileri saramadi, icine alamadi bu oyun. alamadilar..
    ama bundan bi once izledigim oyunda dedigim seyi diyebilirim yine de (bkz: #10689631)
    kotu oyunlar bile cok sey katar bazen izleyene.
  • dun aksam izledigim, oyuncularin performanslarini cok begendigim, emek verildigi belli olan ancak genel olarak malesef tat vermeyen bir oyun cilgin dunya.

    ispanya da bir akil hastanesinde geciyor bahsedildigi gibi ama don floriano, dona fedra derken aniden dirinim dirinim diye muzigin baslamasi ve oyuncularin da turkce duruma uygun sarkilar* soylemeleri, haydee dedirtti bana. basrol yigit sertdemir'in gerek oyunculugu gerek sololari takdire degerdi. ayni sekilde tarik serbetcioglu ve murat bavli da oyunu surukleyen kisilerdi. bir de fazla diyalogu olmayan ama oyunun basindan sonuna kadar sagdan sola sallanan deli rolundeki bayan cok tatliydi.

    ancak.. gereksizce uzun surmesi ve cok hareketli bir oyun olmasindan kelli insani biraz yordugunu da soylemek sart.
  • bugün ümraniye sahnesinde izlemiş olduğum oyun.diğer seyirciler yarılırken neden ben sadece hafif sırıtışlarla yetindim bende mi bi acayiplik var bilemiyorum.gülmeye programlanmış seyirciler oyunda birçok şeyi kaçırıyorlar.aslında metin gayet sağlam.ama tarık şerbetçioğlu sanırım seyirci gülsün diye geçmişi hakkında yediği dayaklarla ilgili olan sahnede yeterince iyi oynayamadı.işi geyiğe vurdu.ama genel olarak bakarsak oyunun iyilerinden.ayrıca eşi binnur şerbetçioğlu,yiğit sertdemir ve de naci taşdöğen sahnenin iyileri arasında.berrin koper in oyununu bir türlü sevemedim.bu kadında bir eksiklik var ama ne olduğunu bir türlü anlayamadım.