şükela:  tümü | bugün
  • ne yazık ki güzel türkçemizde küfür yerine kullanılan bir kelime.

    bugün yine metrobüsteyim (lan bütün sosyal hayatım metrobüsten ibaret resmen ağzına tüküreyim!), 4'lü kısımda oturuyorum. karşımda 2 çingene kadın ve çocukları. çocuk da fazla afacan, üstüme filan tırmanıyor, ben de onu idare etmeye çalışıyorum. neyse tam o sırada metrobüse türbanlı bir kadın bindi, telefonla konuşuyordu, biraz ilerimizde durdu. konuştuğu kişiye gayet rahat bir şekilde "amaaan o da bana çingene gibi bağırdı" dedi. o sırada benim karşımda oturan çingene kadınların resmen rengi attı. "neden çingenelerden bu kadar nefret ediyorsunuz?" diye söylenirken ineceğimiz durağa geldik ben de bunları "ciddiye almayın, boşverin" diyerek metrobüsten çıkarmaya çıkarıyordum ki bizim kalktığımız yere türbanlı kadın yöneldi. işte orda tutamadım ben çingene kadını, "benim oturduğum yere oturma, rahatsız olursun" dedi. diğeri de utanmadan "artık bitleri ayıklarım da otururum" dedi. benimki "kafandaki örtüyü gören de müslümansın, düzgün insansın sanar" dedi. ben bu arada hala bunları metrobüsten indirmeye çalışıyorum ki benim yanımdaki adam "baş örtüsüne laf söylemeyin, tüylerim diken diken oluyor" dedi. tüm metrobüsün cık cıklamaları arasında biz de indik durakta..

    sadece onlardan değil, kollarından tutup onları metrobüsten indirmeye çalışan benden de nefret ettiler bugün, onları savunduğum için, hatta onlara dokunduğum için, beni de dışladılar.. geçenlerde siyaset meydanı'na denk gelmiştim, bir çingene hak arıyordu da sayın kırca'dan söz istedi "sokakta düğün yapabilmek istiyoruz" dedi.. hak olarak sokakta düğün yapabilmek isteyen bir gruptan bahsediyoruz yahu, nasıl nefret edebiliyorsunuz anlamıyorum ki!? bu nasıl bir kafatasçılık?!
  • hemen hemen hepsi kırıcı olabilen kişi veya kişilerdir. insanlara damga vurmak istemem, böyle çingene adı altında yazmak da istemezdim ama bu içime çok büyük dert oldu. sokakta,hastanede,bankada her yerdeler ve çok düşüncesizler. kilolu birinin suratına şişko diyip kahkaha atıp, engelli biriyle yüksek sesle alay geçip, tuhaflık yakaladıkları her kişiyi yerden yere vuran tiplerdir. yetişkin ya da çocuk hepsi aynı düşüncesizlikte. ne zaman bir çingene görsem yolumu değiştiririm.
  • antropolojik bir olgu gibi yaklaşılan insanlar. sevimli kelimeler kullanır, sevimli cümleler kurar çingeneleri tanımlayanlar: abi müzikleri süper, eğlenceli olm bunlar gibi. zencileri spora hapsedip diğer alanlardan yalıtanların yaptığı, çingeneleri müziğe, dansa hapsedenlerle aynıdır. bir zurnacı olarak çingene her zaman sevimlidir, bir çiçek satıcısı çingene teyze her zaman sevimli ve hoşsohbettir, sokakta darbuka çalan ve darbuka eşliğinde göbek atan çingene çocuklar sevimlidir. ancak ne zaman ki çingene kendine tahsis edilen bu alandan ayrılır, o zaman tehlike başlar sevgi pıtırcıkları için. evinde oturan başörtülü tonton teyzeyi şirin yaparken tonton teyzenin öğretmen olmaya çalışan başörtülü kızını nefrete garkeden etmenler toplumda insanlara biçilmiş rollerin tezahürüdür. başörtülü kadın, evinde oturursa tonton ve sevimli bir teyzeye dönüşür, çingene de zurnası ve elindeki çiçek sepetiyle sevimlidir. sonradan ağlamayın.
  • tarih içinde açık bir yalnış anlama sonucu ortaya çıkmış bir tanımdır 'çingene'. hindistan'ın rajasthan bölgesinde yaşayan ve avrupa'ya doğru göç eden romanlar, romanya civarlarında ilk olarak yunanlılarla karşılaşmışlardır. daha önce bu kadar esmer tenli olarak sadece mısırlıları görmüş olan yunan kültürü, bu insanları mısırlı sanmış ve böyle adlandırmıştır. türkçeye çingene olarak taşınan kelime diğer dillerde gipsy, kıpti(eski türkçe), çigan olarak kullanılmıştır ki kökeni egyte-mısır kelimesinden gelmektedir. bu nedenle çingene kelimesi yerine roman kelimesini kulanmak tarihi bir hatayı odüzeltmek anlamında önemlidir.
    bir düzeltme bu arada: romanların yaşam tarzının en iyi emir kusturica tarafından yansıtıldığını söylemek ya romanları ya da sinemayı yeterince bilmemekten ileri gelebilir sadece. böyle bir isim öneçıkarılacaksa, bu olsa olsa kendisi de bir roman olan tony gatlif'tir.
  • tarih boyunca hiç savaşmayıp, belirli bir toprak parçasına kafayı takmış olmadıkları için sürekli ezilen, horgörülen bir halkın üyeleri... her ortamda azınlık durumunda bulunan bir halkın, içinde bulunduğu toplumun en alt tabakasını oluşturmasını ve suça bulaşmasını normal karşılamak gerekir....
  • esasen kuzey hindistan'dan göç ederek balkanlar ve dünyanın diğer yerlerine göç eden bir ırk. hintlilere çok benzemelerinin sebebi de aynı kökenden gelmeleridir. asırlar boyunca diğer ırklarla karışmaları sonunda renk değiştirenleri de vardır hatta bunların çingene olduklarına inanamazsınız bile. asıllarını inkar etmeleri ile ünlüdürler, bir çingene'nin pis çingen dediğini duyarsanız hiç şaşırmayın! ben şahsen çok severim bu insanları, müthiş yetenekli müzisyenler çıkar aralarından, çok güzel yemek yaparlar...vb. günlerini gün ederler, günlük yaşarlar. tek kelimeyle süperler!
  • bir anı geliyor aklıma ne zaman onlardan olumsuz şekilde bahsedilse.

    bir gün piknikteyim ailemle. orta okulda falanım sanırım, ilkokula gidende bir kardeşim var. etrafta aileler var güzel bir gün. kimse kimseyi rahatsız etmiyor. derken yakınlarımızda biz gelmeden evvel yerleşmiş, pikniklerini yapan aileden bir birey, bir çingene genç geldi. oturduğumuz yerde büyük bir yılan olduğunu yarım saat önce kovaladıklarını ama öldüremediklerini dikkatli olmamız konusunda uyardı. orada 4-5 aile var ve hepsi görmüş olayı. ama sadece o çingene ailesi umursadı bizi. konu burada yılanın zarar verip vermeyeceği yada öldürmenin doğruluğu değil. konu bizler o kadar ön yargılı davranıyorken toplum olarak onlara, sadece o aile bizi düşündü.
  • “çingene, insanın tabiata en yakın kalan cinsidir. zannedilir ki, bu tunç yüzlü ve bu fağrur dişli kır sakinleri, beşeri şekle istihale etmiş bir takım yeşil ağaçlardır... çingene bizzat bahardır.”
    ahmet haşim
  • (aşağıda, daha evvel ingilizce olarak yazdığım bir makaleyi kısmen de olsa türkçeleştirmeye ve biraz da "ekşiltmeye"* çalıştığım bir metin bulacaksınız. bu yüzden burada, doğrudan çingenelerle ilgili olmayan ve bunun için de başlıktan kısmen yahut tümden uzaklaşan malzemeye tesadüf etmeniz de mümkündür. bu kusuru, metnin bütünlüğünü bozmak istemeyişimi göz önünde bulundurarak bağışlamanızı dilerim.)

    1. giriş

    burada sunacaklarım, çingenelerin kapitalist dünya-ekonomisinde kadın, çocuk, zihinsel ve fiziksel engelli vb gibi, itilen* ve zulmedilen* bir grubu temsil ettiğini savlamaktadır. bunun neden böyle olduğu bu yazının konusudur. öncelikle vurgulanması gereken, başka hiçbir toplumun çingenelere yada toplumun diğer kesimlerine karşı böylesine şiddetli bir itme ve boyun eğdirme* sürecine teşebbüs etmediğidir. batı’nın bu veçhile biricikliğini göstermek için batı’lı yetkelerin* çingenelere yaklaşımını, osmanlı hükümdarlarınkiyle karşılaştırarak çözümlemeye çalışacağım. bu ayrımın konulması kapitalist dünya-ekonomisinin bina ve müştemilatını anlama çabaları için hayati bir önem arz etmektedir- zaten bu çalışmanın gayesi de büyük ölçüde budur. fakat hemen belirtmem gerekir ki bu, çerçevesi çok, çok geniş bir konudur ve bu yazı, bu konuya eksik bir giriş teşebbüsü ve konunun daha sonraki araştırmalar için bağlamını tespit edecek bir taslak metin olarak değerlendirilmelidir.

    öncelikle, itilmişlik* kavramını kapitalist dünya-ekonomisine müracaat ederek takdim etmeye çalışacağım. daha sonra çingenelerin kökenlerine şöyle bir göz atacağız. sonra sırasıyla osmanlı imparatorluğu ve batı avrupa’da çingene varlığına ilişkin değerlendirmelerde bulunacağım. son olarak da, çingenelerin şimdiki durumlarını gözden geçirip dünya bankası uzmanlarının, çingenelerin fakirliğinin üstesinden gelinmesi için önerdiği çözüm yolları üzerine kendi görüşlerimi sunmayı arzu ediyorum.
    (bkz: itilmiş/@zifir)
    (bkz: dünya-ekonomisi/@zifir)

    2. itilmişlik ve kapitalist dünya-ekonomisi.

    bana öyle geliyor ki yerleşme ve kentleşme anlamında uygarlık, itme ve boyun eğdirme süreçleriyle koşutluk arz eden ve çoğu zaman da bu süreçlerle iç içe geçen bir tarihselliğe sahiptir. eskil uygarlıkların tabakalı yapısı da böyle bir sürecin yan-ürünleridir, velev ki “güç, mekanın tekelleştirilmesi ve toplum içindeki daha zayıf toplulukların daha az arzu edilen çevrelere sürülmesinde ifade olunur.” (1) itme ve boyun eğdirme, braudel’in sözcükleriyle söyleyecek olursak dünya-dizgelerinin* temelini oluşturan kaidelerden* biridir: “-hiyerarşiyle tespit edilir: kimi fakir, kimi mütevazı ve merkezde görece zengin olan bireysel ekonomiler toplamı bir alan. nihayetinde, ‘bütün’ün işlerliğini olanaklı kılan da bu eşitsizlikler, voltaj farklılıklarıdır.” (2) yani, itme ve boyun eğdirme yalnız yasal, toplumsal, iktisadi vb değil fakat aynı zamanda da mekansal bağlamda tanımlı kavramlardır ve bu yüzden bütüncül bir yaklaşımı gerektirir. merkezden bütün bir dizgeye hükmedenler sömürecekleri ve kar elde edecekleri yarı-çevre ve çevre bölgeler yaratmaya çalışır. fakat hiyerarşi yalnızca coğrafyayla sınırlı da değildir: evde, bölgesellikte ve ulusal ölçekte ihraç birbirine değgindir; yönetenler kadının, çocuğun, yaşlının, siyahîlerin, alt-sınıf insanların vs. “aşağılıklarına"* gönderme yaparak bu hiyerarşiyi meşru kılma çabasına girer. peki çingenelerin konumlarını bu kavramlara istinaden nasıl tespit edeceğiz? makul bir yanıt turner’in önerdiği “eşiktelik”* kavramıyla ilişkili olabilir. kendisi şöyle demektedir: “eğer basit toplumsal modelimiz “konumların yapısı” modeli ise, kıyı* yahut “eşiktelik” yapılararası bir durumdur.” (3) bu kavramsal çerçevede eşik dönemi “yolcunun” haletinin muğlak olduğu geçici bir dönemdir ve töremsel nesne* geçmiş yahut gelecek durumlarındaki niteliklerin ya çok azına sahip olan ya da hemen hiçbirisine sahip olmayan bir alandan geçmektedir; “törem dönüştürücüdür.” (4) dahası, eşik dönemi töremsel öznenin “artık sınıflandırılmamaktadır ya da henüz sınıflandırılmamıştır”, bu yüzden de “görünmezdir”; “cemaatin yeni mensuplarının (neophytes) bazen ‘başka bir yerde oldukları’ söylenir. fiziksel olarak sahip olsalar da, toplumsal ‘gerçeklik’ sahibi değildirler, bu yüzden de saklanmak zorundadırlar, zira orada olmaması gereken birinin görülmesi bir paradox, bir skandaldır!” (5) son olarak da, bu geçici varlıklar hiçbir şeye, hiçbir hak ve mülkiyete sahip değildir, bu yüzden de bir yoldaşlar topluluğudur ve aralarında hiyerarşik bir yapı yoktur. gelelim bu eşiktelik kavramının çingenelere uyarlanması meselesine. eğer eşikteliğin alamet-i farikası olan “geçicilik” veçhesini göz ardı ederek çingeneleri “daimi eşiktelik”le tanımlamaya çalışacak olsak bile bu savda ısrar etmemiz makûl değildir, zira ilkin, çingeneler katiyen “görünmez” değildir, ve ikinci olarak da, çingeneler hiyerarşik ve farklılaşmış bir toplumsal yapıya sahiptir. görünmez olmak bir tarafa, batılı gözler için öyle “görünürlerdir” ki, avrupa tarihi boyunca batıdaki ilk mevcudiyetlerinden günümüze değin pek çok kez türlü işkenceye, zulme vs maruz kalmışlardır. ve birbirlerine yoldaş olmaktan ziyade toplumsal cinsiyetçilik* gibi eşitsizlikçi hiyerarşik yapılara sahiptirler. bu meselelere daha sonra değineceğiz fakat öncelikle savımı sunmak istiyorum:

    bir ev eğretilemesi* kuracak olursak, yani, eğer kapitalist-dünya ekonomisi bir evse çingeneler kapitalist dünya-ekonomisinin hükümranlarına göre bu evin içinde oradan oraya gezinip duran ve görüldükleri yerde ve anda ya imha edilmesi yahut en azından uzaklaştırılması gereken böceklerdir.

    sanki bir böcekmiş gibi (mesela bir hamam böceği) görüldükleri yerde imha edilmeli yahut oradan ivedilikle uzaklaştırılmalıdırlar çünkü kapitalist dünya-ekonomisinin türdeş toplumsal ve iktisadi uzamını “kirletmektedirler”; çünkü, mesela lağımdan çıkıp etrafa hastalık yayan fareler gibi düşünülmektedirler (ırkçı söylemin en çok başvurduğu yöntemlerden biridir azınlıkların hayvanlaştırılması yahut insanlık-dışı kabul edilmeleri) ve bu eğretileme bu insanların maruz kaldıkları zulmü de meşru kılmaktadır. işin ilgi çekici taraflarından biri şudur ki eğer imha edilmez de uzaklaştırılacak olurlarsa romantik bir söylene dönüştürülürler zira onlar artık düşlenen, hayranlık duyulan fakat batılıların yalnız eski güzel günlerde ait oldukları doğanın bir parçasıdır ve fakat asıl önemlisi toplumun esasını ve kapitalist dünya-ekonomisinin bina ve müştemilatını tehdit edememektedirler. fakat daha da garip olan da şudur ki, doğanın bir parçası olarak telakki edilmeleri, ne kadar söylenselleştirilmiş olurlarsa olsunlar, çingenelerin insanlık-dışı olarak tasavvur edilmelerine katkıda bulunur ve maruz kaldıkları zulmü, sömürüyü ve ihracı dolaylı yoldan bir kez daha meşrulaştırır ve bir kat daha güçlendirir. fakat ısrarla altını çizmek isterim ki bu tepki batı için geçerli ve emsalsizdir; osmanlı imparatorluğu’nda, mesela, bir çingene sıradan bir kuldu ve çingeneler, diğer azınlıklar gibi devlet katında hüsnü kabul görmekteydi. peki bu neden böyleydi? bazı olası yanıtları gündeme getirmeye çalışacağım fakat ilerlemeden evvel şu çingenelerin kökenlerine ve kim olduklarına bir bakalım.

    (1) sibley, d., "geographise of exclusion", s. ix, 1995.
    (2) braudel, f., "the perspective of the world", vol iii of "civilization and capitalism 15th-18th centuries", s. 26, 1992.
    (3) turner, v., "the forest of symbols", s. 93, 1970.
    (4) a.g.e., s. 94.
    (5) a.g.e., s. 96,8.

    sözlük içi bakınızlarımız işe şöyle--
    (bkz: fernand braudel)
    (bkz: le temps du monde)
    (bkz: david sibley)
    (bkz: victor turner)
    (bkz: liminality)

    -----------------------------------------
    yakında: kimdir nedir bu çingeneler? nereden gelmekte, nereye gitmektedirler?
  • "çingene, insanın tabiata en yakın kalan güzel bir cinsidir. zannedilir ki bu tunç yüzlü ve fağfur dişli kır sakinleri, insan şekline girmiş bir takım neşeli ağaçlardır. çingene bizzat bahardır." (ahmet haşim)