zazie

  • 2535
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

27 ekim 2005 fransa göçmen ayaklanması

bayramda bir aile büyüğümüzü ziyaret etmek için, mersin’in en yoksul gecekondu mahallelerinden biri olan demirtaş’a gittim. demirtaş’ta sokaklar, yürümeyi yeni öğrenmiş bebelerden işsiz güçsüz gençlere, iğne atsan yere düşmez bir kalabaydı yine. bunlar, doğu ve güneydoğu’dan göç etmiş ailelelerin çocukları. manzaranın tarifi buraya kadar, türkiye’nin büyük şehirlerinde bildiğimiz diğer gecekondu mahallelerinden farklı değil. demirtaş’ın farkı, tıpkı istanbul’un küçük armutlu’su, gazi mahallesi veya fransa’nın clichy sous bois’i gibi, sürekli polis baskısı altında, “gerektiğinde” girişine polis güçlerinin yığıldığı, girişte kimlik kontrolu yapılan bir mahalle olması. bir özelliği daha var bu mahallenin. sınırları içinde bulunan yumuktepe höyüğü, anadolu’nun bilinen en eski yerleşimlerinden biri ve tarihi neolitik çağa kadar uzanıyor. 9000 yıldır üzerinde “insan” barındıran demirtaş’ın 20. yüzyıla tarihlenen kırkıncı katmanında, belki de tarihinin gördüğü en sefil hayat yaşanıyor. sizi bilmem ama benim gözümde, burada yaşayan insanlar göçmen değil sürgündür. köylerini kimi açıktan asker zoruyla, kimi ise devletin yanlış ekonomik ve sosyal politikaları neticesinde terk etmek zorunda kalmıştır.

dünya, clichy sous boisler ve demirtaşlarla dolu aslında. ayrıntılar ülkeden ülkeye değişse de, genel manzara şu: bir şekilde yerlerinden edilen bu kalabalıklar, yaşamak için ilerliyor ve gittikleri kentlerde yeterli iş olanakları, dolayısıyla da sosyal olanaklar bulamıyorlar. çağın tüketime dayalı düzenine ayak uyduramadıkları için de, gereksiz, rahatsız edici, başbelası varlıklar muamelesi görüyorlar. istanbul’un gecekondularında yaşayan gençlerin “bir üst model” cep telefonuna sahip olma isteğiyle hırsızlık yapmasıyla, fransa’nın göçmen gettolarında yaşayan gençlerin işlediği suçların ortak yönü bu. itibarın tüketerek kazanıldığı, tüketimle sosyalleşilen bir düzende, üreterek tüketemiyorsanız, çalarak tüketmeniz mübah değil midir?

tüm dünyanın malına göz diken, elinin ulaşabildiği, gücünün yettiği her toprağı sömüren avrupa, şimdi ahlaksızlıktan dem vuruyor. fransa varoşlarında gençler mahallelerindeki kızları taciz ediyorlarmış, okulları ateşe verip, uyuşturucu satıyorlar, hırsızlık ediyor ve arabalarını yakıyorlarmış. yetkili ağızlar ve refaha sahip kesimler ateş püskürüyor. “sizin başınıza gelse” diyorlar, “siz de öfkelenmez miydiniz?”
demirtaş’ta ziyaretine gittiğimiz teyzemiz de çok öfkeli. 80 yaşındaki bu kadın, yıllarca avusturya’da tarım işçiliği yapmış. kışları avusturya’ya gidiyor ve yalnız yazları yaşanan ev sahipsiz kalıyor. mahallenin gençleri, her yıl camları kırıp içeri giriyorlar bu “alamancı evinde” bir şey bulma umuduyla. usanmış teyze; “gidiler! polis izin vermedi, evin etrafına elektrikli tel çektirecektim” diyor. “ah teyzem! yıllar yılı hesabına çalıştığın avrupa, sana güvenlikli bir sitede ev almaya yetecek para vermedi; ona kız” diyemiyoruz biz.

dünya bir başka suçlu avrupalının şarkısını dinlemek için sıraya girmiş, ben de saatlerdir bekliyorum. nasıl çalışır bir yabancının vücudu anlamak için, vakit cantat’ın isyankar sesinden l’europe dinlemenin vaktidir.

devamını okuyayım »
12.11.2005 09:48