şükela:  tümü | bugün
  • latincede sapma, eğim 'dir.
    lucretius'un tek kitabı olan "de rerum natura" (şeylerin doğası üzerine) altı bölümden oluşur. epicurus' un öğretisi temel alınarak yazılan didaktik şiirin i.ve ii.bölümlerin de atomlar ve yapısı; iii.ve iv.bölümlerinde psikoloji ve gnoseoloji; v. ve vi.bölümlerinde de evrenin yapısı ve insanlık tarihi konuları ele alınır. bütün bölümlerde şairin arayışı, ev renin, insan ruhunun ve tanrıların yapısını açıklayacak bir felsefeyi yaygın kılmak amacıyla, dünya üzerinde tanrısal bir etkinin, bir müdahalenin bulunmadığını göstermek ve insan düşüncesinden ölüm korkusunu silmek gibi ruhsal bir ilgiye dayalıdır. bu da konular arasında bütünlük sağlar.
    "de rerum natura" da atomların yapısının anlatıldığı ii.bölümdeki diyalektik aşamalar şöyle özetlenebilir: "hiçbir şey yoktan var olmaz, hiçbir şey varken yok olmaz" (nil ex nilo, nil in nullum); evrenin temel yapısı, görünmeyen çok küçük cisimlerden (rerum primordia, corpora prima) oluşmuştur ve bunlar, maddenin karşıtı olan boşluk (inane) için de hiç durmaksızın hareket ederler. atomlar, temel ve geçici nitelikleri, yani büyüklük, biçim ve ağırlık olan "coniuncta" ile; renk, koku, tad gibi "eventa"ya sahiptirler.

    sonu olmayan evrende sonsuz sayıdaki atomlar, oluşturdukları cisimler içinde de, güneş ışığının hızından daha da yüksek bir hızla hareket ederler. cisim, demirde olduğu gibi katı ise sıçrama kısa; hava ya da ışıkta olduğu gibi seyrek dokulu ise sıçrama uzun aralıklı olur.

    atomların hareketi, çarpma ve dış güçlerin etkisi olmadığı zaman daima yukarıdan aşağıya doğrudur. ateşin atomlarında görülen ters durum dış etkenlerden kaynaklanmıştır. yoksa ateşin de doğal olarak aşağıya doğru hareket ettiği, şimşek ve yıldız kayması örneklerinde görülebilir.

    atomlar, yukarıdan aşağıya doğru olan hareketlerinde belli olmayan bir yerde ve belli olmayan bir zamanda dikey hattan ayrılır, gözle görülmeyen bir sapma yani clinamen gösterirler. aksi durumda, yağmur taneleri gibi düşerken, hiçbir zaman birbirleriyle kaşılaşmayacak ve hiçbir zaman, çarpışma ve geri tepmelerle, şimdi var olan herşeyi, atom topluluklarını oluşturmayacaklardır. atomların karşılaşmasının, ağır atomların hafifleri üzerine düşerek birleşmeleri yoluyla ortaya çıktığı söylenemez, çünkü atomlar boşlukta aynı hız la düşerler ve boşlukta herhangi bir karşı koyma yoktur. hız farkı, atomların hava ya da suya düşmeleri halinde ortaya çıkar. çünkü sadece cisimler içinde, atomların ağırlıklarına göre farklı bir karşı koyma söz konusudur.
    sapma o kadar belirsizdir ki gözle görülebilen bir eğiklikten söz edilemez. ama, doğru hattan minimum değerdeki bu ayrılma, yani "clinamen", canlılardaki özgür iradeyi (bkz: liberum arbitriurn) açıklamaya, yazgının sert yasalarını kırma ya yeterlidir. bütün canlılar bu özgür iradeye sahiptir. bu yapabilme gücü yoluyladır ki dış etkenlerden kaynaklanan hareketlerden ayrı olarak canlı, kendi isteği doğrultusunda hareketlerde bulunabilir. bu nedenle, atomların da, dış etken olan çarpmalar (bkz: percita plagis) dışında ve yapısal ağırlık gücünden (bkz: concita ponderibus suis) bağımsız olarak kendilerini harekete geçiren bir iradeye (bkz: voluntas) sahip olmaları gerekir.

    lucretius ii. bölüm 216-224 satırları arasında bahsediyor clinamen 'den;

    "illud in his quoque te rebus cognoscere avemus,
    corpora cum deorsum rectum per inane feruntur
    ponderibus propriis, incerto tempore ferme
    incertisque locis spatio depellere paulum,
    tantum quod momen mutatum dicere possis. 220
    quod nisi declinare solerent, omnia deorsum
    imbris uti guttae caderent per inane profundum
    nec foret offensus natus nec plaga creata
    principiis; ita nihil umquam natura creasset."

    "bu konular arasında şunu da bilmeni isteriz:
    atomların hepsi boşluk boyunca doğru hat çizerek
    aşağıya doğru kendi ağırlıkları tarafından taşınırken,
    belirsiz bir zamanda ve belirsiz bir yerde,
    hareket yönünün değiştiğini söyleyebileceğin kadar düz hattan saparlar.
    sapma olmasaydı herşey yağmur taneleri gibi
    aşağıya doğru sonsuz boşluk boyunca düşer,
    ne karşılaşma ne de çarpma doğardı.
    bu yüzden doğa hiçbir zaman hiçbir şey yaratamazdı."

    klasik çağda "clinamen" kavramına karşı çıkanların başında cicero gelir. cicero, çocukça bulduğu kuram için alaylı bir ifade kullanır: "epicurus, 'atomların düz hat boyunca ağırlıkları tarafından aşağı doğru çekildiğini söyler ve bu tüm cisimlerin doğal hareketidir' der. ama daha sonra bu keskin zekâlı adam, eğer bütün atomlar yukarıdan aşağıya doğru iniyorlarsa hiçbirinin karşılaşamayacağı gerçeği karşısında yalana başvurur; onların doğru hattan minimum bir değerde saptıklarını söyler ki bu da imkânsızdır".

    yine cicero, democritus'un düşünemediği bir noktayı bulduğunu sanıp, atomların ağırlık ve yerçekimiyle yukarıdan aşağıya doğru çekilirken biraz saptıklarını söyleyen epicurus'un, böyle bir kuramı ortaya atmakla, onu savunmaktan daha ayıp bir şey yaptığını ileri sürer, "epicurus, eğer atomlar kendi ağırlıkları tarafından aşağıya çekilirse, elimizde hiçbir güç olamayacağını söyleyerek zorunluluktan kaçabileceğimizi keşfetmiştir" der. cicero'nun eleştirdiği başka bir husus da, epicurus'un, atomların hareketinin herhangi bir sebebe bağlı olmadığını söylemesidir. "bir fizikçi için bir olayın sebepsiz olduğunu söylemekten daha ayıp ne olabilir?" diyen cicero sorar: "(epicurus) atomların saptığını söylüyor. önce sorayım, neden?... atoma yolunu değiştiren doğadaki bu yeni güç nedir? hangisinin sapıp hangisinin sapmayacağı kura ile mi belirlenir?"
    klasik çağda epicurus felsefesini gerektiği gibi anlayan az sayıdaki yazarlardan biri olduğu söylenen lucretius' un vurgulamak istediği de zaten "yazgının yasalarını kıracak ve sebebin sebebi sonsuza dek izlemesini önleyecek bir ilke"nin bulunmasıdır. yani sapma, herşeyi determinizm ("fatum", "yazgı" ) zincirine bağlayabilecek bir fizik sebepten kurtulmak için varsayılmıştır. bu sebep, eski atomcular için ağırlık idi. ama ağırlık sebebiyle yağmur taneleri gibi düşen atomlar, doğru hattın simgelediği bir zorunluluğu varsayarlar. (lucretius 'ta clinamen kavramı, erendiz ozbayoğlu, klasik yayınlar:1)
  • “hakikat belki de esrarı ortadan kaldıran ifşada olduğu kadar, esrar perdesiyle beslenen tutkuda da yatıyor olabilir”

    işte clinamen tam da bu esrarı yaratan şey olabilir. akışın tersi gibi, tanımlanabilenin, belirli olanın, beklenenin karşısında yer alan bir bilinmezlik alanı. belirlenmemiş, sonsuzca bir bilinmezlikten doğan bir hareket.
    çarpışmanın olağan ve olası tüm hallerinin dışında. aykırı olan, direnen.
    esrar, sır, giz bu direnişle açıklanabilir.
    öte yandan bir de akış var, zaten hareketin olağan yönü olan serbest düşüş.
    madem düşüyoruz bari fiyakalı düşelim der gibi bir hareket.