şükela:  tümü | bugün
  • hepimizin ilkokul siralarindan itibaren ogrendigi basit bir bilgi;
    5 duyu organimiz vardir: gormek, duymak, koku almak, tatmak ve hissetmek.

    hangi hocam vermisti bu bilgiyi hatirlamiyorum. tek hatirladigim o zamanki dunyamla bu bilgiyi anlamlandirmaya calismam. cunku bunu beceremiyordum. hatta itirazlarim yuzunden, bu basit gibi gorunen bilgi oyle bir hale gelmisti ki butun dersimiz bununla gecmisti.

    anlamlandiramadigim sey, hissetmekti aslinda. diger duyu organlariyla ilgili acikcasi bir problemim yoktu; onlarin da benimle ilgili oldugunu sanmiyorum. ama hissetmek? bunu aciklamak icin "mesela bir yere dokundugumuzda.." ile baslayan bir cumle kurulmasi?

    biraz zorlama degil miydi gercekten de?

    bence fazlasiyla zorlamaydi. ne yapsam bir gormek, bir isitmek gibi dusunemiyordum ben bu hissetmeyi. ve bu yuzden de bunu ogrendigim ilk gunden beri diger duyu organlari bir yana, hissetmek bir yanaydi artik benim icin. zaten ayni kefeye konulmalariydi sanirim beni bu kadar sinirlendiren.

    ben de butun ogretim sistemine inat, kendi icimde saglamaya calismistim bu adaleti. kendi dusunce dunyamda bu devrimi gerceklestirip, hissetmeyi karanlik zindanlara gommustum; diger duyu organlarini saraylarda duslerken. hissetmek benim icin olsa olsa bir bardak olabilirdi mesela. o mukemmel iceceklerden biri olamazdi. ya da bir kul tablasi ama asil olay olan sigara? o olamazdi iste. boyle telkinlerle kendi adalet sistemimi kuvvetlendiriyordum.

    en baba hocalarin bile -ki o zaman kim giriyorsa dersime en bilgilisi oydu dunya uzerindeki hocalarin- bu farkin ayrimini bilerek gormezden gelmelerine ise cok sinirliydim.

    dokunmak turunde aciklamalari da hep egreti gelirdi ve kabullenmezdim. dokunmakmis. o ne yahu oyle, yani bir gormenin, bir koku almanin, bir duymanin yerini alabilir mi hic dokunmak, hissetmek?

    sonra zaman ilerledi.
    sonra.. zamanla..

    gormezlikten geldigim seyler artti.
    adim basi bir yoksullukla, acisini gozlerimin onunde yasayan birileriyle karsilastim. olduren insanlar gordum haber bultenlerinde, evladina yiyecek bulmak icin dilenmek zorunda kalan bir anne.. dilenci sifatini almaktan duydugu utancla, bir terazinin arkasina gecip saatlerce usuyen bir baba.. gozlerimi kapayarak ilerledim sokaklarda cogunlukla. aci yukledi icime gorduklerim.
    ve hissettim.

    haksizlik edemem kendisine, iyi seyler de gordum. icine koca dunyasini sigdirip sevdigi insana bakan gozler.. dogumundan sonra ilk kez kucagina verilen bebegini sikica saran bir anne mesela..
    mutluluk teslim etti icime bazi gorduklerim ve hissettim.

    sonra bir ciglik duydum. haykiran insanlari.
    "yandim.." diyenleri, "gitti.." diyenleri, "vefat etmis.." diyenleri..
    "ailemi erken yasta kaybettim.." ile baslayan bir sohbete taniklik etmek zordu basindan sonuna dek.
    kulaklarimi tikadim daha fazla aci cekmemek icin. cunku duyduklarim yetmisti hissetmeye dibine kadar acilari.

    ve iyi seyleri.
    "seni seviyorum." diyen bir insani duyuyordum yan masalarin birinde. cocugu ilk kez "anne" dedigi icin kendini tutamayip aglayan bir kadinin hickiriklarini..
    bazi duyduklarim, gercekten iyi hissettirmisti.

    ama hayat basindan sonuna dek bir oyun degildi en nihayetinde, acisini da tattim. hayatta kalmak icin copten ekmek bulup yiyen insanlari gordukce ben kendi agzimdan, kendi soframdan da utandim. tatmak o kadar iyi gelmemeye basladi artik. bolusemedigim her ekmek, bosuna onumde duruyordu sanki. aci bir tat birakiyordu agzimda. bunu hissedebiliyordum.

    ve hayat cocuklugumdan bu yana, bu cumleyi ilk duydugum o ilkokul siralarindan universite mezuniyetine kadar, cok degisti.
    ayrilik koktu her yer, ihanet.

    babasinin cesedinin onunde diz cokmus, aglayan bir evlada donusturdu hayat bazimizi.

    peki soyler misin bana hocam, bir ceset nasil kokar? bir baba, nasil boyle kokar?
    tarif edebilir misin?
    benimle beraber hisseder misin?

    bir cenaze evinde o insanlari kanatan nedir? canini acitan?
    ceset kokusu mu?
    bir coplugun icinde olsa o beden, diger insanlar yanindan bilmeden gecerken o kokuyu duysa, yine de acir miydi peki cani sence?
    yukselen, o aci kokan nefesiyle olum haberini verenin sesi mi?
    o ses, ayni tonda farkli bir cumle kursa yine yakar miydi peki boylesine?
    gelenlere ikram edilen yiyeceklerde mi aranmali agizdaki aci tattan sorumlu?
    ayni ikram, bir bayram gunu yapilsa bu tatta mi olurdu gercekten?
    gordukleri mi acaba?
    oysa defalarca o sekilde yatarken gorulmustu o insan..

    ben.. simdi...
    bir cesede dokunuyorum elimle.
    ona sariliyorum ve opuyorum son kez.

    gozum kapali, kulaklarim sadece kalp atisimi duyuyor.
    dudaklarim kurumus susuzluktan, koklamaya cesaret edemiyor burnum.

    hissediyorum sadece.
    elim, onun elinde.

    cunku elimde bir tek dokunmak kalmis, hissetmek.
    sarilmak dibine kadar hayatina, her seye ragmen, "yine de.." diye diye.
    tek kurtulus recetem dokunmak olmus artik, bu hayattan bir dakika dahi olsa uzaklasabilmek adina.

    artik tek duyu organim varmis gibi.
    digerleri onun kadar degerli degilmis gibi.
    tipki yillar oncesinde hissettigimin aynadaki aksi gibi.

    meger diyorum; diger butun duyu organlarimiz, aslinda "hissetmeye" hizmet etmek icin varmis. digerleri bir bardak olabilirmis olsa olsa, ama o mukemmel icecek olamazmis. ya da bir kul tablasi, ama asil olay olan sigara; hissetmekmis.

    ozur dilerim hocam..
    bilmiyordum; ama ogrendim..
  • sahip olunup henüz yitirilmemiş herşey. insanoğlunun doğası gereği bu böyledir.